Haksız İcra Takibi ve Kötüniyet Tazminatı Şartları

by Avukat Erdal Ersoy
Haksız İcra Takibi ve Kötüniyet Tazminatı Şartları

Haksız icra takibi, bir kişinin gerçekte borçlu olmadığı halde aleyhine icra takibi başlatılması durumudur. İcra ve İflas Kanunu sistemi uyarınca, haksız ve kötü niyetli şekilde icra takibi başlatan alacaklıdan, borçlunun talebi üzerine tahsil edilmek üzere reddedilen alacak miktarının en az yüzde yirmisi oranında kötüniyet tazminatına hükmedilebilir.

Kötüniyet Tazminatının Hukuki Şartları ve Kötü Niyet Ölçütü

Kötüniyet tazminatı daha çok ilamsız takiplerde gündeme gelmekle birlikte alacaklının başlattığı bir icra takibinin varlığı ve ödeme emrinin borçluya tebliğ edilmiş olması aranır. Yapılan yargılamada mahkemenin icra takibinin haksız olduğunu borçlu lehine tespit ederek alacaklının davasını reddetmesi gerekir. Ancak alacaklının sadece takibinde haksız çıkması kötüniyet tazminatına hükmedilmesi için yeterli görülmeyip takibe girişirken kötü niyetli olduğunun da kanıtlanması zorunludur.

Yargıtay 13. Hukuk Dairesi'nin 2018/1630 Esas ve 2018/5545 Karar sayılı ilamında vurgulandığı üzere, kötüniyet tazminatı takibe girişmekte kötü niyetli bulunduğu borçlu tarafından açıkça kanıtlanan ya da dosya kapsamından açıkça anlaşılabilen alacaklıya yönelik bir yaptırımdır. Alacağının bulunmadığını bildiği veya bilmesi gereken bir durumda olduğu halde icra takibine girişen alacaklı kötü niyetli kabul edilir. Takipte kötü niyetin varlığını ispat yükü ise borçlu üzerindedir.

Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, E. 2018/1630, K. 2018/5545Kaynağı aç
13. Hukuk Dairesi         2018/1630 E.  ,  2018/5545 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasındaki menfi tespit davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü. K A R A R Davacılar, davalı tarafından … 6.İcra Müdürlüğü'nün 2009/4824 Esas sayılı dosyası ile ilamsız icra takibi başlatıldığını, takibin dayanağı herhangi bir belge veya senet bulunmadığını, kalemle “nakden” ifadesinin yazıldığını, davalıya herhangi bir borçlarının bulunmadığını ileri sürerek takibin iptali ile davalıya borçlu olmadıklarının tespitine karar verilmesini istemiş, kötüniyetli takip başlatan davalı aleyhine % 20 kötüniyet tazminatına hükmedilmesini istemiştir. Davalı, davanın reddini dilemiştir. Mahkemece, bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucu davanın kabulüne, başlatılan icra takibi nedeniyle davacıların davalıya borçlu olmadığının tespitine, haksız ve kötüniyetli takip başlatan davalı aleyhine takip konusu alacağın % 20 oranında hesaplanan kötüniyet tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmiş; hüküm, davalı tarafından temyiz edilmiştir. 1-Dosyadaki yazılara, kararın bozmaya uygun olmasına, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davalının aşağıdaki bent kapsamı dışındaki sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekir. 2-Dava, İcra ve İflas Kanununun İİK’nın 72. maddesine dayalı menfi tespit davasıdır. İcra ve İflas Kanununun 67 maddesinin 2.fıkrasına göre; “Borçluyu menfi tespit davası açmaya zorlayan takibin haksız ve kötü niyetli olduğu anlaşılırşa, talebi üzerine, borçlunun dava sebebi ile uğradığı zararın da alacaklıdan tahsiline karar verilir. Takdir edilecek zarar, haksızlığı anlaşılan takip konusu alacağın yüzde yirmisinden aşağı olamaz. ”Kötüniyet tazminatı, takibe girişmekte kötüniyetli bulunduğu borçlu tarafından açıkça kanıtlanmış olan ya da öyle olduğu ayrıca kanıtlanmasına gerek bulunmaksızın dosya kapsamından açıkça anlaşılabilen alacaklıya yönelik bir yaptırım niteliğindedir. Anılan yasa hükmüne göre, alacaklının anılan tazminata mahkum edilebilmesi, açıkça, takibin kötüniyetle yapılmış olması koşuluna bağlanmıştır. Hemen belirtmek gerekir ki, alacaklının icra takibini kötüniyetli olarak yaptığı hususu, borçlu tarafından kanıtlanmalıdır. Öğretiye ve Yargıtay uygulamasına göre, alacağının bulunmadığını bildiği veya bilmesi gereken bir durumda olduğu halde, icra takibine girişen alacaklı, kötüniyetli kabul edilir. Açıklanan bu yasal durum ve ilke çerçevesinde somut olay değerlendirildiğinde davacılar, davalının icra takibinde kötüniyetli olduğunu yasal delillerle kanıtlayamamış olup, dosya içeriğinde de kötüniyetin varlığını açıkça ortaya koyacak bir yöne rastlanmamıştır. Hal böyle olunca, mahkemece, davacıların bu istemi hakkında red kararı verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. Ne var ki, bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, usulün 438/7.maddesi uyarınca hükmün düzeltilerek onanmasına karar verilmesi gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalının ikinci bent kapsamı dışındaki sair temyiz itirazlarının reddine, (2) nolu bent gereğince temyiz olunan kararın hüküm başlıklı bölümünün 3. bendinde yer alan “Haksız ve kötü niyetli olarak başlatıldığı anlaşılan icra takip alacağının %20si oranında kötü niyet tazminatının davalıdan alınarak davacı tarafa verilmesine,” ibaresinin çıkartılmasına, yerine aynen “Koşulları oluşmadığından davacıların kötüniyet tazminatı talebinin reddine,” ibaresinin yazılmasına, hükmün düzeltilmiş bu şekliyle ONANMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, HUMK’nun 440/I maddesi uyarınca tebliğden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 10/05/2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Alacaklının alacağın mevcudiyetine samimiyetle inanarak hareket etmesi ancak yargılama safhasında iddiasını ispatlayamaması durumunda kötü niyet koşulu gerçekleşmiş sayılmaz. Yargıtay 13. Hukuk Dairesi'nin 2014/19846 Esas ve 2014/22357 Karar sayılı kararında belirtildiği üzere, alacağın varlığına inanarak icra takibi başlatan ve asıl alacağını ispatlayan alacaklı, yalnızca işlemiş faize yönelik talebinin reddedilmiş olması sebebiyle kötü niyet tazminatıyla sorumlu tutulamaz.

Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, E. 2014/19846, K. 2014/22357Kaynağı aç
13. Hukuk Dairesi         2014/19846 E.  ,  2014/22357 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Tüketici Mahkemesi Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde taraflar avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü. KARAR Davacı,davalı bankadan kredi kullandığını,daha sonra da yapılandırdığını, kredi kullanımı ve yapılandırma sırasında kendisinden 3.790,00 TL masraf ve yapılandırma ücreti alındığını, alınan ücretin haksız olduğunu,3.790,00 TL asıl alacak ve 3.053,87 TL işlemiş faiz olmak üzere 6.843,87 TL nin iadesinin sağlanması için icra takibi yaptığını,ancak davalı tarafın itirazı üzerine icra takibinin durduğunu ileri sürerek itirazın iptaline ve davalının %20 den aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına karar verilmesini istemiştir. Davalı, davanın reddini dilemiştir. Mahkemece,davanın kısmen kabulüne,… 18.İcra Müdürlüğünün 2013/9292 Esas sayılı dosyasındaki takibe yapılan itirazın asıl alacak yönünden iptali ile,takibin asıl alacak miktarı üzerinden devamına,faiz talebi yönünden davacının davasının reddine,faiz talep edilen miktar üzerinden %20 kötüniyet tazminatının davacıdan alınarak davalıya verilmesine karar verilmiş,hüküm davacı ve davalı tarafından temyiz edilmiştir. 1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davalının tüm,davacın sair temyiz itirazlarının reddi gerekir. 2-Dava,İcra ve İflas Kanununun İİK’nın 67. maddesine dayalı itirazın iptali istemine ilişkindir.Uyuşmazlık,işlemiş faiz talebinin reddi halinde davacı alacaklı aleyhine kötüniyet tazminatına hükmedilip hükmedilemeyeceği hususundadır.İcra ve İflas Kanununun 67 maddesinin 2.fıkrasına göre; “ Bu davada borçlunun itirazının haksızlığına karar verilirse borçlu; takibinde haksız ve kötü niyetli görülürse alacaklı; diğer tarafın talebi üzerine iki tarafın durumuna, davanın ve hükmolunan şeyin tahammülüne göre, red veya hükmolunan meblağın yüzde yirmisinden aşağı olmamak üzere, uygun bir tazminatla mahkum edilir.”Kötüniyet tazminatı,takibe girişmekte kötüniyetli bulunduğu borçlu tarafından açıkça kanıtlanmış olan ya da öyle olduğu ayrıca kanıtlanmasına gerek bulunmaksızın dosya kapsamından açıkça anlaşılabilen alacaklıya yönelik bir yaptırım niteliğindedir.Anılan yasa hükmüne göre,alacaklının anılan tazminata mahkum edilebilmesi,açıkça,takibin kötüniyetle yapılmış olması koşuluna bağlanmıştır.Hemen belirtmek gerekir ki,alacaklının icra takibini kötüniyetli olarak yaptığı hususu,borçlu tarafından kanıtlanmalıdır.Öğretiye ve Yargıtay uygulamasına göre,alacağının bulunmadığını bildiği veya bilmesi gereken bir durumda olduğu halde,icra takibine girişen alacaklı,kötüniyetli kabul edilir.Açıklanan bu yasal durum ve ilke çerçevesinde somut olay değerlendirildiğinde davalı,davacının icra takibinde kötüniyetli olduğunu yasal delillerle kanıtlayamamış olup,dosya içeriğinde de kötüniyetin varlığını açıkça ortaya koyacak bir yöne rastlanmamıştır. Alacağın varlığına maddi hukuk kuralları çerçevesinde inanarak takibe girişen ve asıl alacağını ispatlayan ancak işlemiş faiz yönünden talebi reddedilen alacaklının söz konusu hüküm çerçevesinde tazminatla sorumlu tutulmasına hukuken olanak yoktur. Hal böyle olunca,mahkemece, davalının bu istemi hakkında red kararı verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. Ne var ki, bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, usulün 438/7.maddesi uyarınca hükmün düzeltilerek onanmasına karar verilmesi gerekmiştir. SONUÇ:Yukarıda birinci bentte açıklanan nedenle davalının tüm,davacının sair temyiz itirazlarının reddine,iki numaralı bent uyarınca hüküm fıkrasının ikinci bendinde yer alan “Faiz talep edilen miktar üzerinden % 20 kötü niyet tazminatının davacıdan alınarak davalıya verilmesine” cümlesinin hüküm fıkrasından çıkartılarak yerine aynen "Davacının icra takibi yapmakta kötüniyetli olduğu ispatlanamadığından reddedilen alacak miktarı yönünden davalının,alacaklının kötüniyet tazminatına mahkum edilmesine ilişkin talebinin reddine” cümlesinin yazılmasına, hükmün düzeltilmiş bu şekliyle ONANMASINA, HUMK’nun 440/III-2 maddesi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 30.06.2014 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Ödeme Emrine İtiraz ve İtirazın İptali Davasında Tazminat

İlamsız icra takibinde borçlu, haksız olduğunu düşündüğü icra takibine karşı ödeme emrinin tebliğinden itibaren yedi gün içinde ilgili icra dairesine itiraz etmelidir. Bu süre ödeme emrinin tebliğ alındığı günden başlar; son günün resmî tatile veya hafta sonuna rastlaması durumunda itiraz süresi sonraki ilk iş günü mesai bitimine kadar devam eder. Kanuni süresinde icra dairesine yapılan itiraz icra takibini durdurur.

Ödeme emrine süresi içinde itiraz edilmemesi halinde takip kesinleşir ve borçlunun icra takibi prosedürü çerçevesinde kötüniyet tazminatı talep etme imkânı kalmaz. Takibin itirazla durması üzerine alacaklı, İcra ve İflas Kanunu'nun 67. maddesinin birinci fıkrası uyarınca, itirazın kendisine tebliğ edildiği tarihten itibaren bir yıl içinde mahkemeye başvurup genel esaslar çerçevesinde alacağını ispatlayarak itirazın iptali isteminde bulunabilir.

2004 sayılı İCRA VE İFLAS KANUNU m. 67Kaynağı aç
Madde 67 – (Değişik: 18/2/1965-538/37 md.) (Değişik birinci fıkra: 17/7/2003-4949/15 md.) Takip talebine itiraz edilen alacaklı, itirazın tebliği tarihinden itibaren bir sene içinde mahkemeye başvurarak, genel hükümler dairesinde alacağının varlığını ispat suretiyle itirazın iptalini dava edebilir. (Değişik: 9/11/1988-3494/1 md.) Bu davada borçlunun itirazının haksızlığına karar verilirse borçlu; takibinde haksız ve kötü niyetli görülürse alacaklı; diğer tarafın talebi üzerine iki tarafın durumuna, davanın ve hükmolunan şeyin tahammülüne göre, red veya hükmolunan meblağın yüzde yirmisinden aşağı olmamak üzere, uygun bir tazminatla mahkum edilir.[27] İtiraz eden veli, vasi veya mirasçı ise, borçlu hakkında tazminat hükmolunması kötü niyetin sübutuna bağlıdır. (Mülga dördüncü fıkra: 17/7/2003-4949/103 md.) Birinci fıkrada yazılı itirazın iptali süresini geçiren alacaklının umumi hükümler dairesinde alacağını dava etmek hakkı saklıdır. (Ek fıkra: 2/7/2012-6352/11 md.) Bu Kanunda öngörülen icra inkar tazminatı, kötü niyet tazminatı ve benzeri tazminatların tespitinde, takip talebi veya davadaki talep esas alınır. b) İtirazın kesin olarak kaldırılması:[28]

İtirazın iptali yargılamasında taraflar bakımından farklı tazminat ilkeleri geçerlidir. İcra inkâr tazminatında borçlunun itirazının haksız çıkması yeterli görülürken, kötüniyet tazminatında alacaklının hem haksız hem de kötü niyetli olması şartı aranır. İcra ve İflas Kanunu'nun 67. maddesinin ikinci fıkrası gereğince, alacaklının takibinde haksız ve kötü niyetli görülmesi halinde, borçlunun talebi üzerine alacaklı; tarafların durumuna, davanın ve hükmolunan şeyin tahammülüne göre red olunan meblağın yüzde yirmisinden aşağı olmamak üzere uygun bir kötü niyet tazminatına mahkûm edilir.

İcra ve İflas Kanunu'nun 67. maddesinin üçüncü fıkrasına göre, itiraz eden taraf veli, vasi veya mirasçı olduğunda borçlu hakkında tazminata hükmedilmesi kötü niyetin sübut bulmasına bağlı tutulmuştur. Kanun'un 67. maddesinin beşinci fıkrası uyarınca, icra inkâr tazminatı, kötü niyet tazminatı ve benzeri tazminatların belirlenmesinde takip talebi veya davadaki talep esas alınır.

Menfi Tespit Davası ve İhtiyati Tedbir Rejimi

Borçlu, icra takibinden önce veya sonra gerçekte borçlu olmadığının tespiti amacıyla menfi tespit davası açabilir. İcra ve İflas Kanunu'nun 72. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca, icra takibinden önce açılan menfi tespit davasına bakan mahkeme, talep üzerine alacağın yüzde on beşinden aşağı olmamak üzere gösterilecek teminat mukabilinde icra takibinin durdurulması hakkında ihtiyati tedbir kararı verebilir.

2004 sayılı İCRA VE İFLAS KANUNU m. 72Kaynağı aç
Madde 72 – (Değişik: 18/2/1965-538/43 md.) Borçlu, icra takibinden önce veya takip sırasında borçlu bulunmadığını ispat için menfi tesbit davası açabilir. İcra takibinden önce açılan menfi tesbit davasına bakan mahkeme, talep üzerine alacağın yüzde onbeşinden aşağı olmamak üzere gösterilecek teminat mukabilinde, icra takibinin durdurulması hakkında ihtiyati tedbir kararı verebilir. İcra takibinden sonra açılan menfi tesbit davasında ihtiyati tedbir yolu ile takibin durdurulmasına karar verilemez. Ancak, borçlu gecikmeden doğan zararları karşılamak ve alacağın yüzde onbeşinden aşağı olmamak üzere göstereceği teminat karşılığında, mahkemeden ihtiyati tedbir yoluyle icra veznesindeki paranın alacaklıya verilmemesini istiyebilir. (Değişik: 9/11/1988-3494/6 md.) Dava alacaklı lehine neticelenirse ihtiyati tedbir kararı kalkar. Buna dair hükmün kesinleşmesi halinde alacaklı ihtiyati tedbir dolayısıyla alacağını geç almış bulunmaktan doğan zararlarını gösterilen teminattan alır. Alacaklının uğradığı zarar aynı davada takdir olunarak karara bağlanır. Bu zarar herhalde yüzde yirmiden aşağı tayin edilemez. (Değişik: 9/11/1988-3494/6 md.) Dava borçlu lehine hükme bağlanırsa derhal takip durur. İlamın kesinleşmesi üzerine münderecatına göre ve ayrıca hükme hacet kalmadan icra kısmen veya tamamen eski hale iade edilir. Borçluyu menfi tespit davası açmaya zorlayan takibin haksız ve kötü niyetli olduğu anlaşılırşa, talebi üzerine, borçlunun dava sebebi ile uğradığı zararın da alacaklıdan tahsiline karar verilir. Takdir edilecek zarar, haksızlığı anlaşılan takip konusu alacağın yüzde yirmisinden aşağı olamaz. Borçlu, menfi tesbit davası zımmında tedbir kararı almamış ve borç da ödenmiş olursa, davaya istirdat davası olarak devam edilir. Takibe itiraz etmemiş veya itirazının kaldırılmış olması yüzünden borçlu olmadığı bir parayı tamamen ödemek mecburiyetinde kalan şahıs, ödediği tarihten itibaren bir sene içinde, umumi hükümler dairesinde mahkemeye başvurarak paranın geriye alınmasını istiyebilir. Menfi tesbit ve istirdat davaları, takibi yapan icra dairesinin bulunduğu yer mahkemesinde açılabileceği gibi, davalının yerleşim yeri mahkemesinde de açılabilir. Davacı istirdat davasında yalnız paranın verilmesi lazımgelmediğini ispata mecburdur. Hususi hükümler:

İcra takibinden sonra açılan menfi tespit davasında ise İcra ve İflas Kanunu'nun 72. maddesinin üçüncü fıkrası gereğince ihtiyati tedbir yoluyla takibin durdurulmasına karar verilemez. Borçlu bu halde, gecikmeden doğan zararları karşılamak ve alacağın yüzde on beşinden aşağı olmamak üzere teminat göstermek suretiyle mahkemeden ihtiyati tedbir yoluyla icra veznesindeki paranın alacaklıya ödenmemesini talep edebilir.

Menfi tespit davası borçlu lehine hükme bağlandığında takip derhal durur ve ilamın kesinleşmesi üzerine başkaca bir hükme gerek kalmaksızın icra işlemleri kısmen veya tamamen eski hale iade edilir. İcra ve İflas Kanunu'nun 72. maddesinin beşinci fıkrası gereğince, borçluyu menfi tespit davası açmaya zorlayan icra takibinin haksız ve kötü niyetli olduğu anlaşılırsa, borçlunun talebi üzerine haksızlığı anlaşılan takip konusu alacağın yüzde yirmisinden aşağı olmamak üzere tazminata hükmedilir.

İstirdat Davası Yoluyla Paranın İadesi

Menfi tespit davasında borçlunun ihtiyati tedbir kararı almamış olması ve borcun icra tehdidi altında ödenmesi halinde, İcra ve İflas Kanunu'nun 72. maddesinin altıncı fıkrası uyarınca davaya kendiliğinden istirdat davası olarak devam edilir. Bunun yanında, haksız icra takibi sebebiyle ödeme yapmak zorunda kalan kişi, ödeme tarihinden itibaren bir yıl içinde müstakil bir istirdat davası da açabilir. Kanun'un 72. maddesinin sekizinci fıkrası gereğince davacı, istirdat davasında yalnızca paranın ödenmesinin gerekmediğini ispat etmekle yükümlüdür.

Haksız İcra Takibi Nedeniyle Maddi ve Manevi Tazminat

Haksız icra takibi haksız fiil mahiyetinde olduğundan, malvarlığında zarar doğan kişi Türk Borçlar Kanunu hükümlerine dayanarak maddi tazminat davası açabilir. Bu davada icra takibi eylemi ile uğranılan maddi zarar arasında uygun illiyet bağının kanıtlanması gerekir. Ayrıca haksız icra takibi neticesinde malvarlığı haczedilen ve zarara uğrayan üçüncü kişiler de haczin kaldırılması ile uğradıkları maddi ve manevi zararların tazmini için alacaklı aleyhine dava açma hakkına sahiptir.

Haksız icra takibinden doğan maddi ve manevi tazminat talepleri kötüniyet tazminatından ayrı olarak asliye hukuk mahkemesinde incelenir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 72. maddesinin birinci fıkrası uyarınca söz konusu tazminat talepleri, zarara uğrayan tarafın hem zararı hem de tazminatla sorumlu kişiyi öğrendiği günden itibaren iki yıl ve her durumda eylemin gerçekleştiği tarihten itibaren on yıl geçmesiyle zamanaşımına tabi olur. Fiilin aynı zamanda ceza kanunlarında daha uzun süreli zamanaşımına bağlanmış cezai bir eylem niteliği taşıması halinde ise bu uzun ceza zamanaşımı hükümleri dikkate alınır.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 72Kaynağı aç
MADDE 72- Tazminat istemi, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yılın ve her hâlde fiilin işlendiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar. Ancak, tazminat ceza kanunlarının daha uzun bir zamanaşımı öngördüğü cezayı gerektiren bir fiilden doğmuşsa, bu zamanaşımı uygulanır. Haksız fiil dolayısıyla zarar gören bakımından bir borç doğmuşsa zarar gören, haksız fiilden doğan tazminat istemi zamanaşımına uğramış olsa bile, her zaman bu borcu ifadan kaçınabilir. II. Rücu isteminde

Haksız takip veya haciz nedeniyle manevi tazminata hükmedilebilmesi için eylemin kişilik haklarına saldırı teşkil etmesi zorunludur. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2019/753 Esas ve 2022/640 Karar sayılı ilamına göre, haksız haciz uygulaması sebebiyle manevi tazminata hükmedilebilmesi için haczin bilerek veya ağır kusurlu olarak yapılması ve dayanağı olan olayın yanlış gösterilerek hakkın kötüye kullanılmış olması gerekir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2019/753, K. 2022/640Kaynağı aç
Hukuk Genel Kurulu         2019/753 E.  ,  2022/640 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi 1. Taraflar arasındaki “manevi tazminat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İstanbul 25. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen davanın kısmen kabulüne ilişkin karar davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 4. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: I. YARGILAMA SÜRECİ Davacı İstemi 4. Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı tarafından müvekkili aleyhine Bakırköy 7. İcra Müdürlüğünün 2015/700 E. sayılı dosyasında genel haciz yoluyla başlatılan icra takibine vekâletname ibrazı ile yetkiye ve borca itiraz etmeleri üzerine takibin durduğunu, alacaklının talebi ile dosyanın gönderildiği yetkili İstanbul 19. İcra Müdürlüğünün 2015/8138 E. sayılı dosyasında ödeme emrinin usul ve yasaya aykırı olarak müvekkili asıla tebliğ edildiğini, vekile tebligat yapılmaksızın ve icra takibi kesinleşmeksizin müvekkilinin işyerinde 27.04.2015 tarihinde 26.000TL karşılığı haksız haciz işlemi gerçekleştirildiğini, İstanbul 6. İcra Hukuk Mahkemesinin 2015/603 E., 2015/677 K. sayılı kararı ile ödeme emrinin ve haciz işleminin iptaline karar verildiğini, haciz sırasında müvekkilinin borca itiraz ettiğini, haczin hukuka aykırı ve haksız olduğunu söylemesine rağmen alacaklının baskıcı ve ısrarlı davranışlarıyla işyerindeki menkul mallarının haczedildiğini, bu işlemlerin müvekkilinin kişilik haklarına saldırı teşkil ettiğini ileri sürerek 10.000TL manevi tazminatın davalıdan tahsilini talep etmiştir. Davalı Cevabı 5. Davalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkiline kira borcu sebebiyle borçlu olan davacının haksız iddiaları ile borcundan kurtulmaya çalıştığını, icra müdürlüğüne yapılan taleplerin icra müdürlüğünce kabul edilerek işlem yapıldığından ve tacir sıfatı bulunan borçlunun basiretli davranarak vekiline bilgi vermesi gerektiğinden müvekkiline atfedilecek kusur olmadığını ve husumet yöneltilemeyeceğini, ayrıca haciz esnasında usulsüz bir işlem yapılmadığı gibi malların da muhafaza altına alınmayarak mahallinde yediemine teslim edildiğini belirterek davanın reddini savunmuştur. Mahkeme Kararı 6. İstanbul 25. Asliye Hukuk Mahkemesinin 21.06.2016 tarihli ve 2015/238 E., 2016/313 K. sayılı kararı ile; haksız yere bir kimsenin mallarının haczettirilmesinin o kimsenin şeref ve haysiyetini ihlal eden, kişilik haklarına saldırı teşkil eden bir durum olduğu ve manevi tazminat sorumluluğu gerektirdiği, davalının isteği üzerine icra memurunun tebligat çıkartarak haciz yaptığından davalının kusursuz olduğuna yönelik beyanlarının yerinde olmadığı, icra mahkemesi kararına göre haczin haksızlığının kesinleştiği, haksız haciz sebebiyle davacının ticarî itibarının zedelendiği ve kişilik haklarının zarar gördüğü gerekçesiyle 4.000TL manevi tazminatın tahsiline karar verilmiştir. Özel Daire Bozma Kararı 7. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 8. Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 26.11.2018 tarihli ve 2016/11350 E., 2018/7319 K. sayılı kararı ile; “….Türk Borçlar Kanunu’nun 58. maddesi (818 sayılı BK 49. maddesi) hükmüne göre kişilik hakları hukuka aykırı olarak saldırıya uğrayan kimse manevi tazminata hükmedilmesini isteyebilir. Haksız haciz nedeniyle manevi tazminata hükmedilebilmesi için davalının icra takibinde kötü niyetinin ve ağır kusurunun varlığı ile buna bağlı olarak zararının oluşması gereklidir. Olayların yukarıda açıklanan gelişimi dikkate alındığında salt davacıya zarar vermek amacıyla haciz işleminin yapıldığı başka bir ifade ile takibin haksız ve kötü niyetli olduğu söylenemez. Şu durumda, koşulları oluşmayan manevi tazminat isteminin tümden reddine karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile kısmen kabulüne karar verilmiş olması usul ve yasaya uygun düşmemiş, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir…” gerekçesiyle bozma nedenine göre sair yönler incelenmeksizin oy çokluğu ile karar bozulmuştur. Direnme Kararı 9. İstanbul 25. Asliye Hukuk Mahkemesinin 02.04.2019 tarihli ve 2019/46 E., 2019/138 K. sayılı kararı ile; borçlu avukatına tebligat çıkarılmaması ve takip kesinleşmeden haciz işlemi yapılması sebebiyle icra dairesinin hatalı işlem yaptığı sabit ise de bu işlemlerin alacaklı tarafın talebiyle yapıldığı, haciz tutanağında açıkça yazıldığı üzere takibe itiraz ettiklerini defalarca tekrar etmesi, haciz yapılamayacağını bildirmiş olmasına rağmen alacaklı vekilinin talebiyle davacının dükkânında bir kısım ticarî eşya ve menkul malın haczedildiği, davalının kötü niyetli kabul edilmese de ağır kusurlu olduğunun sabit olduğu, bozma ilamında belirtilen ağır kusur koşulunun gerçekleştiği, müşterileri işyerinde iken haksız haciz yapıldığından davacının ticarî itibarının zedelendiği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi 10. Direnme kararı süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. II. UYUŞMAZLIK 11. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davalı tarafından davacı aleyhine yapılan takip ile bu takibe dayalı olarak yapılan haciz sebebiyle davacı lehine manevi tazminata hükmedilmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır. III. GEREKÇE 12. Görülmekte olan davanın hukuksal dayanağı haksız fiildir. Bu nedenle, haksız fiil kavramı ile bu hukukî müessesenin kanuni düzenlemeleri üzerinde durulmasında yarar vardır. 13. Haksız fiilden doğan borçlar 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 49–76. maddeleri arasında düzenlenmiştir. 14. Türk Borçlar Kanunu’nun “Sorumluluk” başlıklı 49. maddesinde; “Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür. Zarar verici fiili yasaklayan bir hukuk kuralı bulunmasa bile, ahlaka aykırı bir fiille başkasına kasten zarar veren de, bu zararı gidermekle yükümlüdür.” hükmü yer almaktadır. 15. Haksız fiil, kusurlu ve hukuka aykırı bir eylemle başkasına zarar verilmesidir. Bir haksız fiil sonucu zarara uğrayan kimse, uğradığı zararın tazminini bu haksız fiilden sorumlu olan kimseden veya kimselerden talep edebilir. 16. Manevi zarar ise kişilik değerlerinde oluşan objektif eksilmedir. Duyulan acı, çekilen ızdırap manevi zarar değil, onun görüntüsü olarak ortaya çıkabilir. Acı ve elemin manevi zarar olarak nitelendirilmesi sonucu, tüzel kişileri ve bilinçsizleri; öte yandan, acılarını içlerinde gizleyenleri tazminat isteme haklarından yoksun bırakmamak için yasalar manevi tazminat verilebilecek bazı olguları özel olarak düzenlemiştir. 17. Türk Borçlar Kanunu’nun “Kişilik hakkının zedelenmesi” başlıklı 58. maddesinde; “Kişilik hakkının zedelenmesinden zarar gören, uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat adı altında bir miktar para ödenmesini isteyebilir. Hâkim, bu tazminatın ödenmesi yerine, diğer bir giderim biçimi kararlaştırabilir veya bu tazminata ekleyebilir; özellikle saldırıyı kınayan bir karar verebilir ve bu kararın yayımlanmasına hükmedebilir.” şeklinde düzenleme bulunmaktadır. 18. Görüldüğü üzere, 6098 sayılı TBK’nın 58. maddesi gereğince kişilik hakları hukuka aykırı olarak saldırıya uğrayan kimse manevi tazminata hükmedilmesini isteyebilir. 19. Burada da kural olarak doğrudan doğruya zarar görme koşulu aranmaktadır. Ancak kişilik değerlerinin kapsam ve çerçevesi, yerleşik değer yargılarına ve yaşam deneyimine bağlı olarak belirlenmelidir. 20. Türk Borçlar Kanunu’nun 58. maddesinin uygulanabilmesi için ilk olarak saldırının hukuka aykırı olması gerekir. Hukuka uygun bir eylem, bu maddenin uygulanmasına imkân vermez. İkinci koşul ise kişilik haklarına saldırıda bulunanın kusursuz sorumluluk hâlleri hariç kusurunun bulunması gerekir. Kişilik hakkı zedelenenin ayrıca manevi zarara uğramış olması gerekirken hukuka aykırı saldırı ile manevi zarar arasında uygun illiyet bağı da bulunmalıdır. Bu unsurların tümünün bir arada bulunmadığı, bir veya birkaç unsurun eksik olduğu durumlarda haksız fiilin varlığından söz edilemez (Uygur, Turgut: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu Şerhi, Cilt 1, 2012, s. 452-454). 21. Haksız haciz uygulanması nedeniyle aleyhine haciz uygulanan kişinin manevi tazminat isteminde bulunması durumunda ancak haciz bilerek veya ağır kusurlu olarak yapılırsa ve haczin dayanağı olan olay yanlış biçimde gösterilerek hak kötüye kullanılmış olursa haciz yaptıran kişinin eylemi hukuka aykırı olur ve bu kapsamda manevi tazminata hükmedilebilir. 22. Somut uyuşmazlıkta; davalı vekili tarafından faturalara dayalı alacağa istinaden başlatılan icra takibinde davacı borçlunun vekili vasıtasıyla yetkiye ve borca itirazı üzerine yetkisiz icra dairesinde takip yapılması sebebiyle icra müdür yardımcısının takibin yetki yönünden durdurulmasına karar verdiği, alacaklı olan davalı vekilinin dilekçesiyle dosyanın yetkili icra dairesine gönderilmesini talep etmesi üzerine gönderilen yetkili icra dairesince yeni ödeme emri tebliğinin vekâletname sunan borçlu vekiline yapılmayıp doğrudan asıla yapıldığı, takibe süresinde itiraz edilmemesi ile takibin kesinleştiği, devamında alacaklı vekilinin haciz talebinin icra müdür yardımcısı tarafından uygun görülmesi üzerine borçlu adresinde haciz uygulandığı fakat haczedilen malların muhafaza altına alınmayarak borçluya yediemin olarak bırakıldığı, sonrasında borçlu tarafından yapılan şikâyet üzerine borçlu asıl hakkında düzenlenen ödeme emrinin ve yapılan haciz işleminin iptaline karar verildiği görülmüştür. Bu şikâyet sonrası verilen karar ile icra takibindeki ödeme emri ve yapılan haciz işleminin iptali gerçekleştirilmiş, icra müdürlüğünce yapılan hatalı işlemler düzeltilmiştir. 23. Tebligat Kanunu’nun “Vekile ve kanuni mümesile tebligat” başlıklı 11. maddesinin birinci cümlesindeki “Vekil vasıtasıyla takip edilen işlerde tebligat vekile yapılır” düzenlemesi karşısında yetkisiz icra dairesinde yapılan takibe vekâletname sunarak itiraz edilmesinden dolayı dosyanın gönderildiği yetkili icra dairesinde tebligatların vekile yapılması gerekirken asıla yapılması yerinde değil ise de; bu durum icra takibini yapan alacaklının ağır kusur veya kötü niyetinden kaynaklı olmayıp dosyanın gönderildiği icra dairesi davalı alacaklının herhangi bir talebi olmaksızın borçlu asıla tebligat çıkartmıştır. Yetkisiz icra dairesinin dosyanın yetkili icra dairesine gönderilmesine yönelik 03.04.2015 tarihli gönderme yazısında borçlu vekilinin adı yer almaktadır. Buna rağmen icra müdürlüğü yeniden hazırladığı ödeme emrinde vekile yer vermeksizin sadece borçlunun adına yer vermiş ve ödeme emrini de doğrudan borçlu asıla göndermiştir. 24. İcra dosyasında gerek ödeme emri tebliğinde gerekse haciz yapılması yönündeki talep ve sonrasında gerçekleşen haciz işlemi sırasında davalı alacaklının ağır kusuru ve kötü niyeti bulunmamaktadır. İcra müdürlüğünce yapılan işlemlerden dolayı alacaklıya kusur yüklenmesi mümkün değildir. Sonuç itibariyle; bilerek, kötü niyetli ve ağır kusurlu şekilde haksız hacze sebebiyet vermeyen davalının manevi tazminattan sorumlu tutulması doğru olmamıştır. 25. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında; manevi tazminat için ağır kusurun şart olmadığı; somut olayda alacaklı olan davalının manevi tazminat sorumluluğunu gerektirir kusurlu bir eylemi bulunmadığı, sonuç itibariyle kusurlu eylemin yokluğu sebebiyle manevi tazminat koşulları oluşmadığından direnme kararının yerinde olmadığı ve bu değişik gerekçe ile bozulması gerektiği ileri sürülmüş ise de bu görüş, yukarıda açıklanan sebeplerle Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir. 26. Hâl böyle olunca; tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki delillere, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. 27. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır. IV. SONUÇ : Açıklanan nedenlerle; Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, Aynı Kanun’un 440/III-1. maddesi gereğince karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 17.05.2022 tarihinde oy çokluğu ile kesin olarak karar verildi. KARŞI OY Haksız fiiller TBK 49 ila 76. maddelerde düzenlenmiştir. Haksız fiilin temelinin düzenlendiği TBK 49. maddeye göre; kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür. Bu temel düzenleme ile bakıldığında, haksız fiil sorumluluğundan bahsedilebilmesi için bir fiilin bulunması, fiilin hukuka aykırı olması, kusurun bulunması, hukuka aykırı fiille zarar verilmesi ve hukuka aykırı fiil ile zarar arasında uygun illiyet bağının bulunması gerekmektedir. Böylelikle haksız fiilin; fiil, hukuka aykırılık, kusur, zarar ve uygun illiyet bağından ibaret olmak üzere beş unsuru bulunduğu söylenebilir. Bu unsurların tümünün bir arada bulunmadığı, bir veya birkaç unsurun eksik olduğu durumlarda, haksız fiilin varlığından söz edilemeyecektir. TBK 58. maddeye göre; kişilik hakkının zedelenmesinden zarar gören, uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat adı altında bir miktar para ödenmesini isteyebilir. Haksız fiile dayalı olan bu sorumlulukta da haksız fiilin unsurları aranacaktır. Bu maddede düzenlenen sorumluluk kusur esasına dayalıdır. BK 49. maddede1988 yılında yapılan değişiklikle kusurun ağırlığı unsur olmaktan çıkarılmış ve maddenin karşılığı olan TBK 58. maddede de unsur olarak yer verilmemiş olduğundan, manevi tazminata hükmedilmesi için ağır kusurlu olunması şart olmayıp ağır olmasa da kusurlu olunması yeterlidir. Haksız fiilin temelinin düzenlendiği TBK 49. maddede de kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar verenin, bu zararı gidermekle yükümlü olduğu belirtilmiş ve ağır kusur unsuruna yer verilmemiştir. Kanunun esas aldığı kusur unsuru yerine ağır kusurun aranması kusur dahil tüm koşullar olduğu hâlde bazı eylemlerin haksız fiil sorumluluğundan kurtulmasına yol açacak bu durum ise kanun hükümlerine uygun olmayacaktır. Kişinin iyi niyetli veya kötü niyetli olması kusur sorumluluğu bakımından bir unsur olmamakla birlikte kişinin kusurlu sayılıp sayılamayacağı ve buradan hareketle TBK 58. madde kapsamında manevi tazminata hükmedilebilmesi yönünden yine de önem taşımaktadır. Hayatın olağan akışı içinde kendinden beklenmesi gereken özeni gösteren kişinin kötü niyetli ve buna bağlı olarak kusurlu olduğu sonucuna varılamaz ise de objektif özen yükümlülükleri çerçevesinde davranmayara başkalarının kişilik haklarının zedelenmesine yol açacak bir sonucu gerçekleştiren kişinin de doğrudan kusursuz sayılması ve manevi tazminat sorumluluğundan kurtulması mümkün değildir. Kusurun varlığı ve kişinin iyi niyetli ya da kötü niyetli sayılıp sayılmayacağının her somut olayın özelliğine göre değerlendirilmesi, hukuka aykırılık unsuru bakımından ise somut olayla ilgili yasal düzenlemelerin de gözetilmesi gerekir. Yukarıda yapılan açıklama ve sözü edilen kurallarla birlikte somut olay değerlendirildiğinde; yetkisiz yerde yapılan icra takibinde yetkiye ve borca borçlu vekaletnamesini sunan borçlu vekilince itiraz edildiği, alacaklının dilekçesiyle dosyanın yetkili icra dairesine gönderilmesini talep ettiği, yetkili icra dairesince yeni ödeme emri tebliğinin vekile değil asile yapıldığı, icra takibinin süresinde itiraz edilmeyerek kesinleştiği kabul edilmek suretiyle borçlu adresinde haciz uygulandığı ancak haczedilen mallar muhafaza altına alınmayarak borçluya yediemin olarak bırakıldığı sonrasında yapılan şikâyet üzerine haciz işleminin iptaline karar verildiği, haksız haciz uygulandığı iddiasıyla manevi tazminat talepli bu davanın açıldığı anlaşılmaktadır. Yetkisiz yerde yapılan takipte vekaletname sunularak takibe itiraz edildiğine göre icra dosyasında yapılması gereken sonrası tebligatların asile değil vekile yapılması gerekir. Bu durum icra müdürünce kendiliğinden gözetilmeli ve buna göre tebliğ yapılıp bir sonrası aşamaya geçilip geçilemeyeceği saptanmalıdır. Vekil yerine asile tebliğ yapılması hatalı ise de bu durumun haciz sırasında öğrenilmesi üzerine şikâyet yoluna başvurulup icra prosedürü içinde kısa sürede yanlışlığın düzeltildiği görülmektedir. Takibin hatalı kesinleştirilmesi alacaklı taraf için bir kusur değildir. Bu durumun haciz uygulanırken bildirilmesi üzerine alacaklı malları muhafaza altına aldırmamış ve sonrasında yanlışlığın düzelebilmesi yolunu da açık tutmuştur. Manevi tazminat istemek için ağır kusurun varlığı şart değil ise de açıklanan aşamalar itibarıyla borçlunun manevi tazminat sorumluluğunu gerektirir kusurlu bir eylemi bulunduğu sonucuna da varılamayacağından manevi tazminat koşulları oluşmamıştır. Manevi tazminat koşulları bulunmadığı yönünden esasen değerli çoğunluk görüşü ile aramızda görüş farklılığı yok ise de manevi tazminat istenebilmesi için ağır kusurun varlığının şart olduğu, ancak ağır kusur koşulu gerçekleşmediği için manevi tazminat istenemeyeceği yönündeki gerekçesi yönünden değerli çoğunluk görüşüne katılamıyorum.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun anılan 2019/753 Esas ve 2022/640 Karar sayılı kararında, icra müdürlüğünün tebligatı vekil yerine asıla yapması gibi daire işlemlerinden kaynaklanan ve alacaklının ağır kusuru veya kötü niyetine dayanmayan usulsüzlüklerden dolayı alacaklının manevi tazminatla sorumlu tutulamayacağı belirtilmiştir. Nitekim Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 2013/11864 Esas ve 2013/13990 Karar sayılı ilamında da, fiili haciz tarihi itibarıyla bakiye borcu bulunan borçluya karşı alacaklının yetkisiz mahkemeden ihtiyati haciz kararı alarak haciz uygulaması kişilik haklarına saldırı olarak kabul edilmemiştir.

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2013/11864, K. 2013/13990Kaynağı aç
4. Hukuk Dairesi         2013/11864 E.  ,  2013/13990 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi Davacı…. vekili Avukat … tarafından, davalı … aleyhine 05/05/2011 gününde verilen dilekçe ile haksız ihtiyati haciz ve kişilik haklarının ihlaline dayalı maddi ve manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 05/09/2012 günlü kararın Yargıtay’ca incelenmesi davalı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü. 1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla yasaya uygun gerektirici nedenlere, özellikle delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik görülmemesine göre aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları reddedilmelidir. 2-Diğer temyiz itirazlarına gelince; Dava, haksız ihtiyati ve fiili haciz nedeniyle maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiş; hüküm, davalı tarafından temyiz edilmiştir. Davacı, davalı şirket ile uzun süredir ticari ilişkilerinin bulunduğunu, davalı şirketin 5 adet bononun ödenmediğinden bahisle yetkisiz …başvurarak gerçek dışı ifade ve beyanlarla mahkemeyi yanıltarak ihtiyati haciz talep ettiğini, ihtiyati haciz kararına vaki yetki itirazlarının anılan mahkemece kabul gördüğünü ve verilen ihtiyati haciz kararının yetki yönünden reddedildiğini, ancak daha önce davacı şirketin işyerinde borcun bir kısmının ödenmesine rağmen tamamı üzerinden haciz işlemi yapıldığını, davacının faaliyet alanı için zaruri olan ve meslek sanatının icrası için mecburi olan aletlerin haczedildiğini, haczedilen makinaların değerinin borcun çok üstünde olduğunu beyan ederek maddi ve manevi zararının tazminini istemiştir. Davalı, davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur. Mahkemece, davacının maddi zararı ile ihtiyati haciz arasında uygun illiyet bağı bulunduğundan kusur dahi aranmaksızın davalının maddi zarardan sorumlu olacağı; davalının basiretli bir tacir gibi hareket etmeyerek ödenmiş bonolar hakkında ihtiyati haciz kararı alarak fiilen uygulatması şeklindeki eyleminde hukuka aykırılık ve kusur unsurunun da gerçekleştiği; davacı şirketin kişilik haklarına haksız saldırı niteliğinde bulunduğu; davacının müterafik kusurunun bulunmadığı şeklindeki gerekçe ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. … Kural olarak haksız haciz uygulaması nedeniyle aleyhine haciz uygulanan kişi manevi tazminat isteminde bulunabilir. Dosya kapsamından fiili haciz tarihinde borcun tamamının ödenmediği, davacının bakiye borcunun bulunduğu anlaşılmaktadır. Bu durum, haciz tutanağında tespit edildiği üzere davacının da kabulündedir. Şu duruma göre, davalı şirketin davacı aleyhine yetkisiz mahkemeden ihtiyati haciz talep etmesi ve alınan ihtiyati haciz kararı uyarınca fiili haciz uygulanması kişilik haklarına saldırı olarak kabul edilemez. Somut olayın özellikleri gözetilerek manevi tazminata yönelik istemin tümden reddi gerekirken yanılgıya dayalı gerekçe ile bu kalem istemin bir bölümünün kabul edilmiş olması bozmayı gerektirmiştir. SONUÇ: Temyiz edilen kararın yukarıda (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, diğer temyiz itirazlarının ilk bentte açıklanan nedenlerle reddine ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 11/09/2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Kötüniyet tazminatına mahkemece kendiliğinden karar verilebilir mi?

Hayır, kötüniyet tazminatına mahkemece kendiliğinden (re'sen) hükmedilemez. İcra ve İflas Kanunu hükümleri uyarınca bu tazminatın takdir edilebilmesi için borçlunun açık talebinin bulunması zorunludur.

Alacaklının takibinde haksız çıkması kötüniyet tazminatı için yeterli midir?

Alacaklının yalnızca takibinde haksız çıkması kötüniyet tazminatına mahkûm edilmesi için yeterli değildir; alacaklının alacağı olmadığını bildiği veya bilmesi gerektiği halde takibe giriştiğinin ispatlanması gerekir. Alacağın varlığına inanarak takibe girişen ve asıl alacağını kanıtlayan alacaklının faiz talebi reddedilse dahi kötü niyet koşulu oluşmaz.

Ödeme emrine süresinde itiraz edilmezse kötüniyet tazminatı istenebilir mi?

Ödeme emrine süresi içinde itiraz edilmediği takdirde takip kesinleşir ve borçlunun bu takip sürecinde kötüniyet tazminatı talep etme imkânı kalmaz.

Haksız icra takibinden zarar gören üçüncü kişiler tazminat davası açabilir mi?

Evet, haksız icra takibi sonucu malvarlığı haczedilen üçüncü kişiler, malları üzerindeki haczin kaldırılmasını isteyebilecekleri gibi uğradıkları maddi ve manevi zararların giderilmesi için de genel hükümlere göre dava açabilirler.

Menfi tespit davasında takibin durdurulması için hangi şartlar aranır?

İcra takibinden önce açılan menfi tespit davasında mahkeme, alacağın yüzde on beşinden aşağı olmamak üzere gösterilecek teminat mukabilinde takibin durdurulması yönünde ihtiyati tedbir verebilir. İcra takibinden sonra açılan davada takibin durdurulmasına tedbir kararı verilemez; ancak en az yüzde on beş teminat gösterilerek veznedeki paranın alacaklıya ödenmemesi sağlanabilir.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu