Esnaf Bağ-Kur Sigortalılığının Tespiti ve Şartları

by Avukat Erdal Ersoy
Esnaf Bağ-Kur Sigortalılığının Tespiti ve Şartları

Esnaf Bağ-Kur Sigortalılığının Tespiti ve Yasal Dayanağı

Esnaf Bağ-Kur sigortalılık sürelerinin tespiti davalarının yasal dayanağını 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 4. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin 1, 2 ve 3 numaralı alt bentleri, 6, 7, 9 ve geçici 8. maddeleri ile 01.10.2008 öncesi dönemler yönünden geçici 7. maddesi delaletiyle mülga 1479 sayılı Kanun'un 24 ve 25. maddeleri oluşturur. 5510 sayılı Kanun'un yürürlük tarihinden önceki dönemlere ait sigortalılık başlangıçları, hizmet süreleri, borçlandırılan ve ihya edilen süreler tabi oldukları mülga kanun hükümlerine göre değerlendirilir. Sosyal güvenlik mevzuatında esnaf sigortalılık sürelerinin geçmişe yönelik mahkemece tespitine imkân veren genel bir düzenleme bulunmamakta; vergiye kayıtlı dönemler için kanun koyucunun belirlediği yasal sürelerde başvuruda bulunulması ve borçlanma tutarının ödenmesi suretiyle sigortalılık kazanılmasına imkân tanınmaktadır.

Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2020/5330, K. 2020/7292Kaynağı aç
10. Hukuk Dairesi         2020/5330 E.  ,  2020/7292 K. "İçtihat Metni" Mahkemesi :İş Mahkemesi Dava, davacının 02/07/1998-04/10/2000 tarihleri arasında Bağ-Kur sigortalısı olduğunun tespiti ile bu talebini reddeden davalı Kurum işleminin iptali ve 5510 sayılı yapılandırma af yasasının lehe hükümlerinden yararlandırılması gerektiğinin tespiti istemine ilişkindir. İlk Derece Mahkemesince hükümde belirtilen gerekçelerle davanın kabulüne şeklinde verilen karara karşı davalı Kurum vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine, Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesince davalı Kurum vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine şeklinde karar verilmiştir. Davalı Kurum vekili tarafından temyiz yoluna başvurulması üzerine Yargıtay 21. Hukuk Dairesinin ( kapatılan ) 11/03/2019 tarih ve 2018/1595 Esas ve 2019/1801 Karar no lu ilamı ile Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 7.Hukuk Dairesince verilen karar ortadan kaldırılmış ve İlk Derece Mahkemesi kararının “bozulmasına” karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesince “uyma” kararı verilmek suretiyle yapılan yargılama sonucunda bu defa hükümde yazıldığı şekilde yeni bir karar verilmiş, verilen bu kararın davacı ve davalı Kurum vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi. I-İSTEM Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacının Bağ-kur'a ilk tescil tarihinin 02/07/1998 olması ile ilgili talebini reddeden Kurum işleminin iptali ile 02/07/1998-03/10/2000 tarihleri arasında 1479 sayılı Yasa kapsamında Bağ-kur sigortalısı sayılması gerektiğinin tespiti ve 5510 sayılı Yapılandırma (af) Yasasının öngördüğü, geçmiş döneme ait prim borçlarının ve faizlerinin yapılandırılması ve affı ile ilgili lehe hükümlerinden yararlandırılması gerektiğinin tespitine karar verilmesini talep etmiştir. II-CEVAP Davalı Kurum vekili cevap dilekçesinde davanın reddine karar verilmesini istemiştir. III-MAHKEME KARARI A-İLK DERECE MAHKEME KARARI : İlk derece Mahkemesince 1479 sayılı Yasa'nın Geçici 18. maddesinin yürürlük tarihinden önce 619 sayılı KHK'nin iptal edildiği, 26/10/2000 tarihinden sonraki bir tarih olan 18/01/2001 tarihinde tescil için müracaat ettiği gerekçesi ile davanın kabulü ile "davacının Bağ-kur'a ilk tescil tarihinin 02/07/1998 olması gerektiğine dair talebin reddine ilişkin kurum işleminin iptaline, davacının 02/07/1998- 03/10/2000 tarihleri arasında 1479 sayılı Yasa kapsamında Bağkur sigortalısı sayılması gerektiğinin ve davacının 5510 sayılı Kanunun yapılandırmaya ilişkin hükümlerinden yararlandırılması gerektiğinin tespitine," şeklinde karar verilmiştir. İSTİNAF SEBEPLERİ: Davalı Kurum vekili istinaf dilekçesinde özetle; davacının taleplerinin hak düşürücü sürenin geçtiğini, davacının tebliğ edilen vergi borçlanması tutarını ödememesi sebebi ile davanın reddi gerektiğini beyan ederek istinaf kanun yoluna başvurduğunu bildirmiştir. B-BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI : Bölge Adliye Mahkemesince "davacının 1479 Sayılı Kanunun Geçici 18. maddesinin yürürlüğe girdiği 02/08/2003 tarihinden önce 1479 Sayılı Kanuna göre bağ-kur sigortalısı olmak üzere davalı Kurum kayıtlarına intikal eden bildirgesi ve buna dayalı olarak tescilinin bulunduğu" gerekçesiyle, "İlk Derece Mahkemesinin kararının yasal ve hukuksal gerekçeleri ile dayanağı maddi delillere ve özellikle bu delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmadığından 6100 sayılı HMK'nun madde 353/1-b.1 hükmü gereğince davalı Kurum vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine" karar verilmiştir. IV-TEMYİZ KANUN YOLUNA BAŞVURU VE NEDENLERİ: Davalı Kurum vekili tarafından sunulan temyiz dilekçesi ile özetle; davacının taleplerinin hak düşürücü sürenin geçmesi nedeni ile reddinin gerektiği, davacının tebliğ edilen vergi borçlanması tutarını süresinde ödemediği belirtilmek suretiyle kurulan hükmün bozulmasına karar verilmesi talep olunmuştur. V- YARGITAY İLAMI : Yargıtay 21.Hukuk Dairesinin ( kapatılan ) 11/03/2019 tarih ve 2018/1595 Esas ve 2019/1801 Karar no lu ilamı ile “Somut olayda, davacının zorunlu Bağ-Kur sigortalılığı kapsamında davalı Kuruma süresi içinde tescil başvurusunda bulunduğu anlaşıldığından sigortalılık süresinin tespitine ilişkin talebinin kabulü yerindedir. Ancak, 5510 sayılı Yasa'da yapılan bir çok yasal değişikle sigortalılara prim borçlarını yapılandırma imkanı getirildiği, hükümde davacının prim borcunun hangi yasa kapsamında yapılandırılmasına karar verildiği belirtilmediği gibi, yapılandırmadan faydalanmak için süresi içinde başvurunun bulunup bulunmadığının da araştırılmamış olması hatalıdır. Hükmün bu hali ile infaz kabiliyetine haiz olduğundan da söz etmek mümkün değildir. Yapılacak iş, davacıya ödeme kolaylığı getiren hangi yasal düzenlemeden yararlanmak istediğini açıklatmak, bu kapsamda süresi içinde başvurusu olup olmadığını ve aranan diğer yasal koşulları taşıyıp taşımadığını değerlendirmek, infaz kabiliyeti bulunacak şekilde sonucuna göre bir karar vermekten ibarettir.” denilmek suretiyle Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın ortadan kaldırılmasına, İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir. VI- YARGITAY İLAMI SONRASI İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI : İlk Derece Mahkemesince bozma ilamına karşı “uyma” kararı verilmek suretiyle yapılan yargılama neticesi Kurum tarafından Mahkemeye bildirilen cevabî yazı ile davacının 5510 sayılı Yasaya bağlı olarak ödeme kolaylığından faydalandırıldığının, davacı tarafından Mahkemeye bildirilen 04/07/2019 tarihli dilekçe ile 5510 sayılı Yapılandırma Yasasından faydalandığının anlaşıldığı belirtilmiş, sonuç olarak; “davacının 02/07/1998 – 03/10/2000 tarihleri arasında 1479 sayılı Yasa kapsamında zorunlu Bağ-kur sigortalısı sayılması gerektiği tespit talebinin kabulüne, davacının 02/07/1998 – 03/10/2000 tarihleri arasında 1479 sayılı Yasa kapsamında zorunlu Bağ-kur sigortalısı olduğunun tespitine, davacının Bağ-Kur’a ilk tescil tarihinin 02/07/1998 olması gerektiğine dair talebinin reddine ilişkin Kurum işleminin iptaline, davacının 5510 sayılı Kanun kapsamında yapılandırmaya ilişkin hükümlerden yararlandırılması gerektiğinin tespitine yönelik talebinin konusuz kaldığı anlaşıldığından bu talep hakkında esas hakkında karar verilmesine yer olmadığına,” şeklinde bir karar verilmiştir. VII- İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI SONRASI TEMYİZ KANUN YOLUNA BAŞVURU VE NEDENLERİ: Davalı Kurum vekili tarafından sunulan temyiz dilekçesi ile daha önce sunulan kanun yolu başvuru dilekçelerinde yer alan itirazlar yinelenmek suretiyle kurulan hükmün bozulmasına karar verilmesi talep edilmiştir. Davacı vekili tarafından sunulan temyiz dilekçesi ile davacının 5510 sayılı Yapılandırma(Af) Yasasından faydalandığı ancak mahkeme ilamı sonrası oluşacak yeni duruma göre Yapılandırma( Af) Yasasından faydalandırılması gerektiği, bu anlamda buna ilişkin talebinin konusuz kalmadığı, bir önceki mahkeme hükmü gibi tespit hükmü tesis edilmesi gerektiği özet olarak belirtilmiş ve kurulan hükmün bu yönüyle düzeltilerek onanmasına karar verilmesi talep edilmiştir. VIII- İLGİLİ HUKUK KURALLARI VE İNCELEME: Davanın yasal dayanağı olan 01/10/2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun Geçici 7. maddesine göre “Bu Kanunun yürürlük tarihine kadar 17/07/1964 tarihli ve 506 sayılı, 02/09/1971 tarihli ve 1479 sayılı, 17/10/1983 tarihli ve 2925 sayılı, bu Kanunla mülga 17/10/1983 tarihli ve 2926 sayılı, 08/06/1949 tarihli ve 5434 sayılı kanunlar ile 17/07/1964 tarihli ve 506 sayılı Kanunun Geçici 20. maddesine göre sandıklara tâbi sigortalılık başlangıçları ile hizmet süreleri, fiilî hizmet süresi zammı, itibarî hizmet süreleri, borçlandırılan ve ihya edilen süreler ve sigortalılık süreleri tabi oldukları Kanun hükümlerine göre değerlendirilirler.” hükmü düzenlenmiştir. Öte yandan, 5510 sayılı Kanunun Geçici 17.maddesinde ; “Kendi adına ve hesabına bağımsız çalışanlarla tarımda kendi adına ve hesabına bağımsız çalışanlardan, 1479 ve 2926 sayılı kanunlara göre tescilleri yapıldığı halde, bu maddenin yürürlük tarihi itibarıyla beş yılı aşan süreye ilişkin prim borcu bulunanların bu sürelere ilişkin prim borçlarını, prim borçlarının ödenmesine ilişkin Kurumca çıkarılacak genel tebliğin yayımı tarihini takip eden aybaşından itibaren 6 ay içerisinde ödememeleri halinde, prim ödemesi bulunan sigortalıların daha önce ödedikleri primlerin tam olarak karşıladığı ayın sonu itibarıyla, prim ödemesi bulunmayan sigortalıların ise tescil tarihi itibarıyla sigortalılığı durdurulur. Prim borcuna ilişkin süreler sigortalılık süresi olarak değerlendirilmez ve bu sürelere ilişkin Kurum alacakları takip edilmeyerek, Kurum alacakları arasında yer verilmez. Ancak, sigortalı ya da hak sahipleri daha sonra müracaatları tarihindeki 80 inci maddenin ikinci fıkrasına göre belirlenecek prime esas kazanç tutarı üzerinden hesaplanacak borç tutarının tamamını, borcun tebliğ tarihinden itibaren üç ay içinde ödedikleri takdirde, bu süreler sigortalılık süresi olarak değerlendirilir. Sigortalılıkları önceki kanunlara göre durdurulanlar için de bu maddenin ikinci fıkrası hükmü uygulanır.” hükmü düzenlenmiştir. Bununla birlikte; 5458 sayılı Kanun'un 14. maddesi ile 1479 sayılı Kanuna eklenen ve 01/04/2006 tarihinde yürürlüğe giren Geçici 27. madde hükmünde, anılan Kanuna göre kayıt ve tescilleri yapılan sigortalıların 31/12/2007 tarihine kadar sigortalılık hak ve yükümlülüklerinin tespitine ilişkin her türlü bilgi ve belgeleri Kuruma ibraz etmek zorunda oldukları, bu tarihten sonra bilgi ve belge ibraz edenlerin hizmet süreleri saklı kalmak kaydıyla, ibraz ettikleri bilgi ve belgelerin basamak tespiti ve geriye dönük prim hesabında dikkate alınmayacağı, anılan tarihe kadar söz konusu bilgi ve belgeleri Kuruma ibraz etmeyen sigortalıların Kurumda mevcut bilgi ve belgelere göre basamak tespitinin yapılarak ve geriye dönük prim borçlarının hesaplanacağı belirtilmiş, 5724 sayılı Kanun'un 28. maddesi ile bu maddedeki başvuru süresi 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun yürürlük tarihi olan 01/10/2008 tarihine kadar uzatılmak suretiyle sigortalılık prim borçlarının ödenmesinde sigortalılar lehine ödeme kolaylığı getirilmiştir. Davaya konu somut olayda; davacının 02/07/1998-31/10/2007 tarihleri arasında vergi kaydının, 07/10/1999-08/02/2008 tarihleri arasında meslek odası kaydının olduğu, davacının ilk kez 13/03/2003 tarihinde Kurum kayıtlarına intikal eden Bağ-Kur Sigortalılığı Giriş Bildirgesine istinaden 04/10/2000 tarihinde tescil kaydının yapıldığı, davacının 5510 sayılı Yasa kapsamında 18/06/2008 tarihinde Kuruma ihya talebinde bulunduğu, Kurum tarafından davacının 04/10/2000-30/10/2007 tarihleri arasında Esnaf Bağ-Kur sigortalısı olduğu kabul edilerek ihya başvurusundan yararlandırıldığı, davacının bu sigortalılık sürelerini kapsayarak hesaplanan ve kendisine tebliğ edilen prim borcunu 19/06/2008 tarihinde ödediği, eldeki davayı 07/06/2016 tarihinde açtığı, bozma ilamı öncesi Mahkemece davacının vergi kaydına istinaden 02/07/1998-03/10/2000 tarihleri arasında da Esnaf Bağ-Kur sigortalısı sayılması gerektiğinin tespitine karar verilmiş olup bozma ilamında buna dair tespit hükmünün uyuşmazlık konusu edilmediği anlaşılmaktadır. Somut olayda; uyuşmazlık devresi olan 02/07/1998-03/10/2000 tarihleri arasındaki dönem yönünden 5510 sayılı Af Yasası kapsamında taraflar arasında gerek ihya talebi esnasında gerek Kurum tarafından tebliğ edilen prim borcunun ödenmesi esnasında herhangi bir uyuşmazlığın çıkartılmadığı, eldeki davanın ise 07/06/2016 tarihinde açılmakla davacının bu tarihe kadar uyuşmazlık devresi dönemi de kapsayan Bağ-Kur sigortalılık süreleri yönünden sigortalılık prim borçlarının yeniden yapılandırılmasına yönelik Kuruma yapmış olduğu herhangi bir başvurusunun bulunmadığı ortadır. Hal böyle olunca Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin hatalı değerlendirme sonucu yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. O halde, davacı ve davalı Kurum vekillerinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle temyiz edilen hükmün BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 17/12/2020 gününde oybirliği ile karar verildi.

Sosyal Güvenlik Kurumuna Başvuru Zorunluluğu ve Dava Şartı

7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'nun 4. maddesinin birinci fıkrası uyarınca, hizmet akdine tabi çalışmalar nedeniyle zorunlu sigortalılık sürelerinin tespiti talepleri hariç olmak üzere, sosyal güvenlik mevzuatından kaynaklanan uyuşmazlıklarda dava açılmadan önce Sosyal Güvenlik Kurumuna başvurulması zorunludur. Kuruma iletilen başvuruya altmış gün içinde cevap verilmezse talep zımnen reddedilmiş sayılır ve mahkemede dava açılabilmesi için talebin açıkça veya zımnen reddedilmesi dava şartıdır. Kuruma başvuru yapılmadan dava açılması durumunda mahkemece başvurunun tamamlanması için kesin önel verilir. Kuruma yapılan başvuruda geçirilen süre ise zamanaşımı ve hak düşürücü sürelerin hesabında dikkate alınmaz.

7036 sayılı İŞ MAHKEMELERİ KANUNU m. 4Kaynağı aç
MADDE 4- (1) 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ile diğer sosyal güvenlik mevzuatından kaynaklanan uyuşmazlıklarda, hizmet akdine tabi çalışmaları nedeniyle zorunlu sigortalılık sürelerinin tespiti talepleri hariç olmak üzere, dava açılmadan önce Sosyal Güvenlik Kurumuna başvurulması zorunludur. Diğer kanunlarda öngörülen süreler saklı kalmak kaydıyla yapılan başvuruya altmış gün içinde Kurumca cevap verilmezse talep reddedilmiş sayılır. Kuruma karşı dava açılabilmesi için taleplerin reddedilmesi veya reddedilmiş sayılması şarttır. Kuruma başvuruda geçirilecek süre zamanaşımı ve hak düşürücü sürelerin hesaplanmasında dikkate alınmaz. (2) Hizmet akdine tabi çalışmaları nedeniyle zorunlu sigortalılık sürelerinin tespiti talebi ile işveren aleyhine açılan davalarda, dava Kuruma resen ihbar edilir. İhbar üzerine davaya davalı yanında ferî müdahil olarak katılan Kurum, yanında katıldığı taraf başvurmasa dahi kanun yoluna başvurabilir. Kurum, yargılama sonucu verilecek kararı kesinleştikten sonra uygulamakla yükümlüdür. Görev
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2018/5240, K. 2018/7689Kaynağı aç
10. Hukuk Dairesi         2018/5240 E.  ,  2018/7689 K. "İçtihat Metni" Mahkemesi : … Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi Mahkemesi : … 4. İş Mahkemesi Dava, 1479 sayılı Yasa kapsamındaki zorunlu sigortalılık sürelerinin tespiti istemine ilişkindir. İlk Derece Mahkemesince hükümde belirtilen gerekçelerle istemin reddine dair verilen karara karşı davacı tarafından istinaf yoluna başvurulması ve … Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesince, istinaf başvurusunun esastan reddine dair verilen kararın temyizen incelenmesi davacı avukatı tarafından istenilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra, işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi. I-İSTEM: Davacı, 02.08.2003 tarihi öncesinde kalan vergi kaydının varlığı nedeniyle 1479 Sayılı Yasa kapsamında zorunlu sigortalı olduğunun tespitini istemiştir II-CEVAP: Davalı Kurum, 1479 sayılı Yasanın gecici 18’inci madde hükmü uyarınca, süresi içinde kuruma başvurusu ve prim ödemesi bulunmayan davacının Bağ-Kur’lu sayılmasının mümkün olmadığını beyanla davanın reddini istemiştir. III-MAHKEME KARARI: A-İLK DERECE MAHKEME KARARI İlk derece mahkemesi, 1479 sayılı Yasada 506 sayılı Yasa 79/10.maddesine paralel bir düzenlemenin bulunmaması ile anılan Yasanın geçici 18. madde hükmünde öngörülen sürede, davacı adına herhangi bir tescil veyahut prim ödemesinin bulunmaması nedenleri ile davanın reddine karar verilmiştir. B-BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI Somut olaya uygulanması gereken 1479 sayılı Bağ-Kur Kanunu'nda 506 sayılı Yasa'nın 79 ve 5510 sayılı Kanun'un 86'ncı maddesine koşut geçmiş günlerin tesbitine olanak sağlayan yasal düzenleme mevcut değildir. Başka bir anlatımla Bağ-Kur Kanununda açık bir hüküm olmadığından geçmiş hizmetlerin tespitine ilke olarak olanak yoktur. 24.07.2003 tarihli 4956 sayılı Kanun'un 47.maddesi ile 1479 sayılı Kanun'a eklenen Geçici 18.maddesinde, bu Kanun'a göre sigortalılık nitelikleri taşıdıkları halde 04.10.2000 tarihine kadar kayıt ve tescilini yaptırmamış olan sigortalıların hak ve mükellefiyetlerinin 04.10.2000 tarihinden itibaren başlayacağı, ancak bu Kanun'a göre zorunlu sigortalı olarak tescil edilmiş olan sigortalıların sigortalılıklarının bu Kanunun yürürlük tarihinden itibaren altı ay içinde Kuruma yazılı olarak başvurmaları ve 20.04.1982-04.10.2000 tarihleri arasındaki vergi kayıtlarını belgelemek ve belgelenen bu sürelere ilişkin olarak hesaplanacak prim borçlarının tamamını tebliğden itibaren bir yıl içinde ödemede bulundukları taktirde bu sürelerin sigortalılık süresi olarak değerlendirileceği bildirilmiştir. 1479 sayılı Kanun'un Geçici 18.maddesinde, kayıt ve tescil işleminin 04.10.2000 tarihine kadar yapılması gerektiği belirtilmiş ise de Yargıtay'ın yerleşik içtihatları ile bu tescil ve kayıt işleminin Geçici 18.maddenin yürürlüğe girdiği 02.08.2003 tarihine kadar yapılabileceği kabul edilmiştir.4956 sayılı Yasa'nın yürürlüğe girdiği 02.08.2003 tarihine kadar tescilleri, prim ödemeleri veya tescil başvuruları yoksa aynı tarihten sonra sadece aynı yasa ile 1479 sayılı Yasaya eklenen geçici 18. maddeye göre vergide kayıtlı olan süreleri için borçlanma hakkını kullanarak sigortalılık süresi elde edebilirler. Geçmişe yönelik hizmetlerini dava yolu ile tespit ettiremezler. Dosyadaki kayıt ve belgelere göre, davacının 08.03.1987 – 12.11.2014 tarihleri arasında … Pazarcılar Esnaf Odası kaydının, 16.06.1986 – 31.12.1988 ve 01.06.2001 – 30.06.2003 tarihleri arasında ise vergi kaydının bulunduğu, ancak 1479 sayılı Kanun'un Geçici 18.maddesinin yürürlüğe girdiği 02.08.2003 tarihine kadar davacının başvurusu üzerine veya Kurumca re'sen tescilinin yapılmadığı, rızaen veya icraen prim tahsili bulunmadığı, Kanun'un yürürlük tarihinden itibaren altı ay içinde vergi borçlanması için Kuruma yazılı başvurusunun da bulunmadığı, 1479 sayılı Kanun'un 26/2 maddesinin öngördüğü bildirim yükümlülüğünün ihlal edilmesinin bu aşamada hizmet kazandırmaya yeterli olmadığı anlaşılmakla, davacının 02.08.2003 tarihinden önce 1479 sayılı Kanun kapsamında sigortalı sayılma isteminin reddine dair mahkeme kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından, davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b.1 bendi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir. IV-TEMYİZ KANUN YOLUNA BAŞVURU VE NEDENLERİ: Davacı, vergi kaydı nedeniyle aslen kendiliğinden sigortalı olması gerektiğini buna dair emsal Hukuk Genel Kurulu kararı sunduğunu fakat bu kararın dikkate alınmadığını, bu nedenle verilen kararların hatalı olup, resen dikkate alınacak diğer nedenlerle kararın bozulmasını istemiştir. V-İLGİLİ HUKUK KURALLARI VE ESASIN İNCELEMESİ: 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun dava şartlarını düzenleyen 114’üncü maddesi “(1) Dava şartları şunlardır: a) … mahkemelerinin yargı hakkının bulunması. b) Yargı yolunun caiz olması… (2) Diğer kanunlarda yer alan dava şartlarına ilişkin hükümler saklıdır.” Hükmünü içerirken, aynı yasanın dava şartlarının incelenmesini düzenleyen 115’inci maddesi ise, “Dava şartlarının incelenmesi Madde 115- (1) Mahkeme, dava şartlarının mevcut olup olmadığını, davanın her aşamasında kendiliğinden araştırır. Taraflar da dava şartı noksanlığını her zaman ileri sürebilirler. (2) Mahkeme, dava şartı noksanlığını tespit ederse davanın usulden reddine karar verir. Ancak, dava şartı noksanlığının giderilmesi mümkün ise bunun tamamlanması için kesin süre verir. Bu süre içinde dava şartı noksanlığı giderilmemişse davayı dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddeder. (3) Dava şartı noksanlığı, mahkemece, davanın esasına girilmesinden önce fark edilmemiş, taraflarca ileri sürülmemiş ve fakat hüküm anında bu noksanlık giderilmişse, başlangıçtaki dava şartı noksanlığından ötürü, dava usulden reddedilemez.” Hükmünü içerir. 11.09.2014 tarihli Mükerrer Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6552 sayılı Kanunun 64'üncü maddesiyle de 30/1/1950 tarihli ve 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanununun 7’nci maddesine aşağıdaki fıkralar eklenmiştir. “Madde 64- 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ile diğer sosyal güvenlik mevzuatından kaynaklanan uyuşmazlıklarda, hizmet akdine tabi çalışmaları nedeniyle zorunlu sigortalılık sürelerinin tespiti talepleri hariç olmak üzere, dava açılmadan önce Sosyal Güvenlik Kurumuna müracaat edilmesi zorunludur. Diğer kanunlarda öngörülen süreler saklı kalmak kaydıyla yapılan müracaata altmış gün içinde Kurumca cevap verilmezse talep reddedilmiş sayılır. Kuruma karşı dava açılabilmesi için taleplerin reddedilmesi veya reddedilmiş sayılması şarttır. Kuruma başvuruda geçirilecek süre zamanaşımı ve hak düşürücü sürelerin hesaplanmasında dikkate alınmaz. Hizmet akdine tabi çalışmaları nedeniyle zorunlu sigortalılık sürelerinin tespiti talebi ile işveren aleyhine açılan davalarda, dava Kuruma resen ihbar edilir. İhbar üzerine davaya davalı yanında ferî müdahil olarak katılan Kurum, yanında katıldığı taraf başvurmasa dâhi kanun yoluna başvurabilir. Kurum, yargılama sonucu verilecek kararı kesinleştikten sonra uygulamakla yükümlüdür.” Dava öncesi kuruma başvurusu bulunmayan davacı, 05.10.2017 tarihinde açtığı iş bu davayla, vergi kayıtları ile ilgili dönemlerde 1479 Sayılı Yasa kapsamında zorunlu sigortalılık süresinin tespit edilmesini istemiştir. Yukarıda belirtilen 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 114/2. Fıkrasındaki düzenlenme gözetildiğinde, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanun'u dışındaki kanunlar ile de dava şartı düzenlenebileceği anlaşılmaktadır. Dava şartları, mahkemenin davanın esası hakkında yargılamanın devamı için gerekli olan şartlardır. Diğer bir anlatımla; dava şartları, dava açılabilmesi için değil mahkemenin davanın esasına girebilmesi için aranan kamu düzeni ile ilgili zorunlu koşullardır. HMK’nun 115/2. maddesindeki “Mahkeme, dava şartı noksanlığını tespit ederse davanın usulden reddine karar verir. Ancak, dava şartı noksanlığının giderilmesi mümkün ise bunun tamamlanması için kesin süre verir. Bu süre içinde dava şartı noksanlığı giderilmemişse davayı dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddeder” düzenlemesi gereğince, eksik olan bir dava şartı, belirli bir süre verilerek giderilebilecek ise hâkim tarafından eksikliğin giderilmesi için kesin süre verilmesi gerekir. Bu süre içinde dava şartı eksikliği tamamlanmaz ise dava, dava şartı yokluğu sebebiyle usûlden reddedilmelidir. Yukarıda belirtilen açıklamalar ışığında, 11.09.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6552 sayılı Kanunun 64. maddesi ile 5521 sayılı Kanunun 7. maddesine 3. fıkra olarak eklenen düzenleme gereği, dava açılmadan önce Sosyal Güvenlik Kurumuna müracaatın olması ve Kurumca müracaata konu istemin zımnen ya da açıkça reddedilmesi gerektiği dava şartı olarak düzenlenmiş olup, eldeki davada, davacı tarafından 5521 sayılı Kanunun 7/3 maddesine uygun bir şekilde, davaya konu istem hakkında, dava tarihinde Sosyal Güvenlik Kurumuna müracaat ve Kurum tarafından bu müracaata konu istemin reddine ilişkin bir işlem veya eylem bulunmadığı görülmekle, mahkemece, davacı tarafa 6100 sayılı HMK'nun 115/2. maddesi uyarınca, 6552 sayılı Kanunun 64. maddesi ve 5521 sayılı Kanunun 7. maddesine üçüncü fıkra olarak eklenenen düzenleme doğrultusunda, davaya konu istem hakkında Sosyal Güvenlik Kurumu'na müracaat etmesi için davacıya kesin önel verilmeli, kurumca istemin kabul edilmesi halinde davalı kurumun yargılama giderinden sorumlu olmayacağı da gözetilerek yapılacak yargılama sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ve araştırma sonucu yazılı şekilde hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. O hâlde, davacı Yılmaz’ın bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve … Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesinin istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin kararının kaldırılarak İlk Derece Mahkemesince verilen hüküm bozulmalıdır. SONUÇ : … Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi kararının HMK’nın 373/1 maddesi gereği kaldırılarak temyiz edilen ilk derece mahkemesi hükmünün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, Başkan …’in muhalefetine karşı, Üyeler …, …, … ve …’ün oylarıyla ve oyçokluğuyla 09.10.2018 gününde karar verildi. -KARŞI OY- 10/09/2014 tarih ve 6552 sayılı Kanun'un 64. maddesi ile eklenen 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'nun 7/3. maddesi ile "31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ile diğer sosyal güvenlik mevzuatından kaynaklanan uyuşmazlıklarda, hizmet akdine tabi çalışmaları nedeniyle zorunlu sigortalılık sürelerinin tespiti talepleri hariç olmak üzere, dava açılmadan önce Sosyal Güvenlik Kurumuna müracaat edilmesi zorunludur. Diğer kanunlarda öngörülen süreler saklı kalmak kaydıyla yapılan müracaata altmış gün içinde Kurumca cevap verilmezse talep reddedilmiş sayılır. Kuruma karşı dava açılabilmesi için taleplerin reddedilmesi veya reddedilmiş sayılması şarttır. Kuruma başvuruda geçirilecek süre zamanaşımı ve hak düşürücü sürelerin hesaplanmasında dikkate alınmaz" hükmü getirilmiştir. Davanın, yasanın yürürlüğünden sonra açıldığında ve davacının Kuruma müracaatının bulunmadığında ihtilaf yoktur. Daire çoğunluğu ile aramızdaki uyuşmazlık, 10/09/2014 tarih ve 6552 sayılı Kanun'un 64. maddesi ile eklenen 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'nun 7/3. maddesi ile getirilen hükmün dava şartı olup olmadığı, akabinde sonradan tamamlanabilen dava şartlarından olup olmadığı noktasındadır. 5521 sayılı Kanuna yapılan değişiklik ile dava açmadan önce Kuruma müracaat zorunluluğu, iş yargısında uyuşmazlıkların azaltılması, sigortalı ile Kurum arasında uyuşmazlık çıkmadan dava açılmasının önlenmesidir. Getirilen düzenleme ile sigortalı önce Kuruma müracaat edecek, Kurum isteme olumsuz cevap verirse veya belli bir süre sessiz kalırsa öyle dava açılabilecektir. Bu düzenleme 2577 İdari Yargılama Usulü Kanununun 10. maddesine benzer bir düzenlemedir. İş Mahkemeleri Kanununun 7. maddesine getirilen düzenleme, önce Kuruma müracaat ile ihtilafın oluşması şartını aradığı için 6100 sayılı HMK’nun 114 ve 115 inci maddeleri uyarınca dava şartıdır. Dava şartları 114 üncü maddede sınırlı olarak sayılmıştır. Dava şartı mutlaka maddede sayılan nedenler olabilir. Bu nedenle maddede sayılan dava şartları çoğaltılamaz. Çoğunluk görüşünde somut olayın 114 üncü maddede sayılan hangi dava şartlarından olduğu hususu açıklığa kavuşturulmamıştır. İş Mahkemeleri Kanununun 7. maddesine getirilen düzenleme ile dava açılabilmesi için önce sigortalı ile Sosyal Güvenlik Kurumu arasında uyuşmazlık bulunması şartı aranmıştır. Bu uyuşmazlık ise Kurumun istemi reddetmesi veya reddetmiş sayılması ile oluşur. Bunun için de Kuruma müracaat zorunludur. Sigortalının henüz Kurumca reddedilmiş bir talebi yokken, Kurumun talebini reddetme ihtimaline binaen dava açılmasında hukuki yarar yoktur. Bu haliyle önce Kuruma müracaat zorunluluğu, HMK’nun m. 114/1-h bendinde düzenlenen ve dava şartı bulunan hukuki yarar bendine girmektedir. Mahkeme, dava tarihinde hukuki yararı yoksa hukuki yarar için uyuşmazlık çıkmasını bekleyemez. Zira Kurum, sigortalının talebini kabul ederse hukuki yarar hiç oluşmayacak ve dava açılamayacaktır. Tıpkı, vadesi dolmamış bir senedin veya ifa zamanı gelmemiş bir borcun, borcun ödenmeyeceği ihtimaline binaen alacaklı tarafından önceden alacak davası açılması gibi. Bu örnekte de mahkeme, hukuki yarar oluşması için senedin vadesinin dolmasını veya borcun ifa zamanını bekleyemeyeceği gibi somut olayımızda da mahkeme, Kurumun ihtilaf çıkarmasını bekleyemez. Somut olayımızda bulunan dava şartı, Kuruma başvuru ile 60 günün dolması değil, hukuki yarar yokluğudur. Çünkü henüz taraflar arasında bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Bu dava şartı, mahkeme tarafından uyuşmazlığın oluşması için belli bir süre verilerek giderilemez. Yani, HMK’nun m. 115/2 de düzenlenen sonradan giderilebilecek dava şartlarından değildir. Kurum sigortalının talebini kabul ederse uyuşmazlık hiç oluşmamış olacaktır. Yoksa dava konusuz kalmış olmaz. Mahkemenin davayı reddetmeyip elinde bekletmesi, yasanın çıkış gerekçesine ve davaların azaltılması amacına uygun düşmez. Henüz uyuşmazlık oluşmadığından dava şartı olan hukuki yarar yokluğu nedeniyle dava açılamayacağından davanın reddine karar verilmesi gerektiği düşüncesinde olduğumdan sayın çoğunluğun görüşüne katılmıyorum.

Mevzuat Dönemlerine Göre Esnaf Sigortalılığı Koşulları

01.04.1972 tarihinde yürürlüğe giren mülga 1479 sayılı Kanun'un ilk metninde, kendi adına ve hesabına bağımsız çalışanlardan kanunla kurulu meslek kuruluşlarına kayıtlı olanlar meslek kuruluşuna tescil yaptırarak çalışmaya başladıkları andan itibaren zorunlu sigortalı sayılmıştır. 04.05.1979 tarihinde yürürlüğe giren 2229 sayılı Kanun ile yapılan düzenlemeyle meslek kuruluşuna kayıt zorunluluğu kaldırılarak, kendi nam ve hesabına fiilen çalışma olgusu sigortalılık sıfatının kazanılması için yeterli kabul edilmiştir.

20.04.1982 tarihinde yürürlüğe giren 2654 sayılı Kanun ile 1479 sayılı Kanun'un 24. maddesi değiştirilerek ticari kazanç veya serbest meslek kazancı dolayısıyla vergi mükellefi olanlar yönünden vergi kaydı, vergiden muaf olanlar yönünden ise kanunla kurulu meslek kuruluşuna kayıtlı bulunma koşulu aranmıştır. 22.03.1985 yürürlük tarihli 3165 sayılı Kanun ile vergi kaydı, esnaf ve sanatkâr sicili kaydı veya usulüne uygun meslek kuruluşu kaydından birinin varlığı yeterli sayılmıştır. 4956 sayılı Kanun'un 14. maddesiyle getirilen hüküm uyarınca zorunlu sigortalılık kapsamına gelir vergisi mükellefleri alınmış; vergiden muaf tutulanlar bakımından ise esnaf ve sanatkâr sicili ile birlikte meslek kuruluşuna kayıtlı bulunma koşulu birlikte aranmıştır.

20 Nisan 1982 Öncesi Tescil ve Borçlanma Kuralları

1479 sayılı Kanun kapsamında 20.04.1982 tarihi öncesinde tescil edilmiş olanların kazanılmış hakları korunur. Tescil işlemine dayanak teşkil eden kayıtların ve kendi nam ve hesabına bağımsız çalışmanın devam etmesi şartıyla, bu tarihten önce başlayan sigortalılıkların geçerliliğini sürdürdüğü kabul edilir.

Sosyal Güvenlik Kurumuna 20.04.1982 tarihinden önce tescil işlemi yapılması, giriş bildirgesi verilmesi veya prim ödenmesine rağmen Kurumca uyuşmazlık çıkarılan durumlarda sigortalı, 1479 sayılı Kanun'un Ek Geçici 12. maddesi delaletiyle Ek Geçici 13. maddedeki sürelere tabi olmaksızın tespit davası açabilir. İlgilinin 20.04.1982 tarihinden önce tescili veya prim ödemesi bulunmuyorsa, 1479 sayılı Kanun'un Ek Geçici 13. maddesi uyarınca vergiye kayıtlı olduğu süreleri yasal süresinde borçlanmak için başvurup başvurmadığı incelenir. İlgili kanuni sürelerde borçlanma başvurusu bulunmayan dönemler dava yoluyla sigortalılık süresi olarak kazanılamaz.

04.10.2000 ve 01.10.2008 Yasal Milatları ile Vergi Borçlanması

1479 sayılı Kanun'a 4956 sayılı Kanun ile eklenen Geçici 18. madde uyarınca, sigortalılık niteliği taşıdıkları halde 04.10.2000 tarihine kadar kayıt ve tescilini yaptırmamış olanların sigortalılık hak ve mükellefiyetleri 04.10.2000 tarihinden itibaren başlatılır. 5510 sayılı Kanun'un geçici 8. maddesi gereğince de anılan Kanun'un 4. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin 4 numaralı alt bendi hariç diğer bentlerine göre sigortalılık niteliği taşımasına karşın 01.10.2008 tarihine kadar tescil yaptırmayanların sigortalılık hak ve yükümlülükleri 5510 sayılı Kanun'un yürürlük tarihi itibarıyla başlar. Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren sigortalılığı başlatılanlar, Kanun'un yürürlük tarihi ile 04.10.2000 tarihi arasında vergi mükellefiyeti bulunması kaydıyla, yürürlükten itibaren altı ay içinde talepte bulunarak prime esas kazanç üzerinden hesaplanacak borçlanma tutarını ödeme hakkına sahiptir.

5510 sayılı SOSYAL SİGORTALAR VE GENEL SAĞLIK SİGORTASI KANUNU m. geçici 8Kaynağı aç
GEÇİCİ MADDE 8- (Değişik: 17/4/2008-5754/68 md.) Bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin (4) numaralı alt bendi hariç diğer alt bentlerine göre sigortalılık niteliği taşıdıkları halde bu Kanunun yürürlük tarihine kadar kayıt ve tescillerini yaptırmayanların sigortalılık hak ve yükümlülüğü bu Kanunun yürürlük tarihinden itibaren başlar. Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin (4) numaralı alt bendine göre sigortalı sayılanların hak ve yükümlülüğü ise 7 nci maddenin birinci fıkrasının (b) bendine göre başlar. Ancak, bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin (1) ve (3) numaralı alt bentlerine göre sigortalı sayılanlardan bu Kanunun yürürlük tarihinden itibaren sigortalılıkları başlatılanların, bu Kanunun yürürlük tarihi ile 4/10/2000 tarihi arasında geçen vergi mükellefiyet süreleri bulunmak kaydıyla, sigortalının bu Kanunun yürürlük tarihinden itibaren 6 ay içinde talepte bulunması halinde, vergi mükellefiyet sürelerinin tamamı için 80 inci maddenin ikinci fıkrasının (a) bendine göre talep tarihindeki prime esas kazancının %32’si üzerinden borçlanma tutarı hesaplanır ve sigortalıya tebliğ edilir. Sigortalının kendisine tebliğ edilen borçlanma tutarının tamamını tebliğ tarihinden itibaren 6 ay içinde ödemesi halinde, bu süreler sigortalılık süresi olarak değerlendirilir. Sigortalıya tebliğ edilen borç tutarının bu süre içerisinde tam olarak ödenmemesi halinde bu süreler sigortalılık süresi olarak değerlendirilmez ve ödenen tutar bu Kanunun 89 uncu maddesine göre iade edilir. Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce 1479 sayılı Kanunun 53 üncü maddesi gereğince 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununa göre başlatılmış olan icra takipleri anılan Kanun hükümlerine göre takip edilerek sonuçlandırılır. Emeklilik yaşına ilişkin bazı geçiş hükümleri[211]

Hesaplanan borçlanma tutarının tamamının tebliğ tarihinden itibaren altı ay içinde eksiksiz ödenmesi halinde ilgili süreler sigortalılık süresi olarak tescil edilir. Tebliğ edilen tutarın yasal altı aylık süre içinde tam olarak ödenmemesi durumunda borçlanma süreleri değerlendirilmez ve yatırılan kısmi meblağlar 5510 sayılı Kanun'un 89. maddesi hükümlerine göre ilgilisine iade edilir.

Kayıtların Silinmesi, Prim Tahsilatı ve İsteğe Bağlı Sigortalılık

Esnaf odası veya vergi kaydı ile tescil yapılmasına rağmen kayıtların sonradan silinmesi ya da sigortalılık koşullarının kaybedilmesi hallerinde, Kurum tarafından icra yoluyla prim tahsil edilmişse prim alınan süreler sigortalılık süresi olarak kabul edilir. İlk tescilden sonra şartları yitiren ilgiliden araştırma yapılmaksızın 3780 ve 4247 sayılı af kanunları kapsamında prim tahsil edilmesi ve tahsil edilen meblağların Kurum tarafından uzun yıllar elde tutulması halinde de prim ödenen süreler geçerli sigortalılık sayılır.

Zorunlu sigortalılık kaydı bulunmaksızın yapılan prim ödemelerinin icra takibi sonucunda tahsil edilmesi veya 3780 ile 4247 sayılı kanunlar kapsamında yatırılması durumlarında Türk Medeni Kanunu'nun 2. maddesindeki dürüstlük kuralı uyarınca, Kurumun primleri tahsil edip uzun süre nemalandırmasından sonra dönemi geçersiz sayması kabul edilmez ve prim ödemelerinin kapsadığı süre isteğe bağlı sigortalılık sayılır. Bu nitelikte olmayan ve zorunlu sigortalılık dönemini karşılamayan diğer prim ödemeleri ise her bir ödemenin yapıldığı tarihten itibaren karşıladığı süre kadar 1479 sayılı Kanun kapsamında isteğe bağlı sigortalılık olarak değerlendirilir.

Prim Borçları Sebebiyle Sigortalılığın Durdurulması ve İhyası

1479 sayılı Kanun'un Ek 19. maddesi ile 5510 sayılı Kanun'un geçici 17. maddesi gereğince, tescili yapıldığı halde beş yılı aşan süreye ilişkin prim borcu bulunanların, bildirime rağmen prim borçlarını ödememeleri halinde prim ödemesi bulunanların ödemelerinin tam karşıladığı ay sonu, prim ödemesi bulunmayanların ise tescil tarihi itibarıyla sigortalılıkları durdurulur. Prim borcuna ilişkin süreler sigortalılık süresi olarak sayılmaz ve bu sürelere ait prim alacakları Kurumca takip edilmez. Sigortalılık tamamen iptal edilmeyip durdurulduğundan, sigortalılar veya hak sahipleri müracaat tarihindeki prime esas kazanç üzerinden hesaplanacak borcun tamamını tebliğden itibaren üç ay içinde ödeyerek durdurulan süreleri her zaman ihya edebilir.

5510 sayılı SOSYAL SİGORTALAR VE GENEL SAĞLIK SİGORTASI KANUNU m. geçici 17Kaynağı aç
GEÇİCİ MADDE 17 – (Ek: 17/4/2008-5754/73 md.) Kendi adına ve hesabına bağımsız çalışanlarla tarımda kendi adına ve hesabına bağımsız çalışanlardan, 1479 ve 2926 sayılı kanunlara göre tescilleri yapıldığı halde, bu maddenin yürürlük tarihi itibarıyla beş yılı aşan süreye ilişkin prim borcu bulunanların, bu sürelere ilişkin prim borçlarını, prim borçlarının ödenmesine ilişkin Kurumca çıkarılacak genel tebliğin yayımı tarihini takip eden aybaşından itibaren 6 ay içerisinde ödememeleri halinde, prim ödemesi bulunan sigortalıların daha önce ödedikleri primlerin tam olarak karşıladığı ayın sonu itibarıyla, prim ödemesi bulunmayan sigortalıların ise tescil tarihi itibarıyla sigortalılığı durdurulur. Prim borcuna ilişkin süreler sigortalılık süresi olarak değerlendirilmez ve bu sürelere ilişkin Kurum alacakları takip edilmeyerek, Kurum alacakları arasında yer verilmez. Ancak, sigortalı ya da hak sahipleri daha sonra müracaatları tarihindeki 80 inci maddenin ikinci fıkrasına göre belirlenecek prime esas kazanç tutarı üzerinden hesaplanacak borç tutarının tamamını, borcun tebliğ tarihinden itibaren üç ay içinde ödedikleri takdirde, bu süreler sigortalılık süresi olarak değerlendirilir. Sigortalılıkları önceki kanunlara göre durdurulanlar için de bu maddenin ikinci fıkrası hükmü uygulanır. Bazı aylık tazminat ve yardımlara ilişkin geçiş hükümleri GEÇİCİ MADDE l8 – (Ek: 17/4/2008-5754/73 md.) İlgili kanunlarında düzenleme yapılıncaya kadar; a) 8/6/1949 tarihli ve 5434 sayılı Kanunun 56 ncı maddesinin birinci fıkrasında belirtilenlerden bu Kanunla yürürlükten kaldırılan maddeleri dahil 5434 sayılı Kanuna göre vazife veya harp malûlü sayılması gerekenlerin ve Türk Silâhlı Kuvvetleri, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı tarafından görevlendirildiği tarihte uzun vadeli sigorta kollarına tabi olarak çalışmayanlardan bu Kanunla yürürlükten kaldırılan maddeleri dahil 5434 sayılı Kanuna göre harp malûlü sayılması gerekenlerin kendileri ile bunların dul ve yetimlerine bağlanacak aylıklar hakkında bu Kanunun yürürlük tarihinden önceki hükümlerin uygulanmasına devam olunur.[226] b) 5434 sayılı Kanunun ek 77 nci maddesinin birinci fıkrası ile bu Kanunun 47 nci maddesinin sekizinci fıkrasında sayılanlara ve bunların haksahiplerine, ilgili kanunları ve bu Kanun çerçevesinde bağlanacak aylıkları toplamının, emsallerinin 5434 sayılı Kanunun ek 77 nci maddesine göre yükseltilerek hak kazandıkları aylıklardan düşük olması halinde, aradaki fark ayrıca ödenir. c) 18/3/1924 tarihli ve 442 sayılı Kanunun ek 16 ncı maddesi, 24/2/1968 tarihli ve 1005 sayılı Kanun, 3/11/1980 tarihli ve 2330 sayılı Kanun, 11/10/1983 tarihli ve 2913 sayılı Kanun, 28/5/1986 tarihli ve 3292 sayılı Kanun, 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Kanun ile yılı bütçe kanunlarına ekli cetveller kapsamına giren kişilere ve diğer kanunlarda yapılan atıflar sebebiyle 2330 sayılı Kanun esas alınarak ilgililerine aylık, tazminat ve ek ödeme verilmesi ile yardım işlemleri hakkında, bu Kanunla yürürlükten kaldırılan maddeleri dahil 5434 sayılı Kanunun ilgili hükümlerinin uygulanmasına devam edilir. (Ek fıkra: 16/6/2010-5997/11 md.) Polis Akademisinde öğrenim görmekte olan öğrencilerin yetim aylıkları bu öğrenimleri süresince kesilmeksizin ödenmeye devam edilir. (Ek fıkra: 4/7/2012-6353/87 md.) Bu madde kapsamına giren ve malullüklerinin sürekli olduğuna Kurum Sağlık Kurulunca karar verilen geçici ve gönüllü köy korucuları ile 2330 sayılı Kanunun 2 nci maddesinin birinci fıkrasının (e) ve (f) bentlerinde sayılan hizmetlerinden dolayı malullük aylığı bağlananlar 442 sayılı Kanunda öngörülen yaş hadlerine kadar, er ve erbaşlar askerlik çağı dışına çıktıkları tarihe kadar yeniden muayene edilmelerini Kurumdan isteyebilir. Bu madde kapsamına girenler için yukarıdaki fıkralar gereğince Kurumun yükleneceği ilâve giderler, ödeme tarihinden itibaren en geç iki ay içinde faturası karşılığı Hazineden tahsil edilir. Aylık alanlardan kesilecek sağlık sigortası primi

Oda Üyeliği Değişiklikleri ve Anonim Şirket Kurucu Ortakları

5362 sayılı Esnaf ve Sanatkarlar Meslek Kuruluşları Kanunu'nun geçici 3. maddesinin 4. fıkrası uyarınca, esnaf odası üyeliğine istinaden tescili yapılan ancak kanunun yürürlüğe girmesiyle üyelik şartlarını taşımadıkları için oda üyelikleri sona erenlerin sigortalılıkları, kanuni yükümlülüklerini yerine getirmeleri kaydıyla devam eder.

5510 sayılı Kanun'un 4. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde 1479 sayılı Kanun'dan farklı olarak anonim şirket kurucu ortakları zorunlu sigortalı sayılmamıştır. 5510 sayılı Kanun'un geçici 22. maddesi gereğince, daha önce 1479 sayılı Kanun mülga 24. maddesi kapsamında tescili bulunan kurucu ortakların Kanun'un yürürlüğünden itibaren altı ay içinde yazılı talepte bulunmaları halinde sigortalılıkları sürdürülür; süresinde talepte bulunmayanların sigortalılığı ise yürürlük tarihi itibarıyla sona erer. Yazılı başvuru bulunmasa dahi bu tarihten sonra Kuruma düzenli prim ödemelerinin devam etmesi durumunda, zorunlu sigortalılık iradesinin varlığı kabul edilerek sigortalılık korunur.

5510 sayılı SOSYAL SİGORTALAR VE GENEL SAĞLIK SİGORTASI KANUNU m. geçici 22Kaynağı aç
GEÇİCİ MADDE 22 – (Ek: 17/4/2008-5754/73 md.) Bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin (3) numaralı alt bendinde belirtilen anonim şirketlerin kurucu ortaklarından daha önce 1479 sayılı Kanunun 24 üncü maddesine tabi olarak sigortalı olanlardan sigortalılıklarını devam ettirmek isteyenlerin bu maddenin yürürlük tarihinden itibaren altı ay içinde yazılı talepte bulunmaları halinde sigortalılıkları aynen devam ettirilir. Bu süre içerisinde talepte bulunmayanların sigortalılıkları ise bu Kanunun yürürlük tarihi itibariyle sona erer. Sosyal güvenlik prim yapılandırılması bozulanlara ilişkin hükümler

Bağlanan Aylıkların Durumu ve Mahkemece Celbedilecek Deliller

1479 sayılı Kanun'un Ek Geçici 6. maddesi doğrultusunda, diğer sosyal güvenlik kurumları tarafından yaşlılık, malullük veya ölüm aylığı bağlanmış olan sigortalılara tahsis sırasında dikkate alınmamış 1479 sayılı Kanun kapsamındaki süreler sonradan uyuşmazlık konusu yapılarak bağlanmış aylıkların iptali yoluna gidilemez.

Esnaf Bağ-Kur tespiti davalarında sigortalının şahsi özlük dosyası, vergi dairesi kayıtları, esnaf ve sanatkârlar odası ile esnaf sicil memurluğu kayıtları celbedilir. Mahkemece sigortalılık başlangıç ve bitiş tarihlerini, basamak yükseltmelerini ve prim ödemelerini gösterir hizmet dökümleri, borçlanma evrakları, icra takibi ve af ödeme belgeleri, tahsis dosyaları ve Kurum teftiş raporları getirtilerek sigortalılık durumu denetlenir.

Esnaf Bağ-Kur tespiti davası açılmadan önce Sosyal Güvenlik Kurumuna başvuru zorunlu mudur?

Evet, 7036 sayılı Kanun'un 4. maddesi gereğince hizmet akdi dışındaki sosyal güvenlik uyuşmazlıklarında Kuruma müracaat edilmesi zorunlu dava şartıdır; altmış gün içinde cevap verilmezse talep reddedilmiş sayılır.

Geçmiş dönem vergi kaydına dayanılarak doğrudan tespit davası açılabilir mi?

Mevzuatta vergi kaydına dayanarak geçmiş sürelerin genel bir tespit davasıyla doğrudan kazanılmasına imkân veren bir düzenleme bulunmamaktadır; hak kazanımı kanunda öngörülen başvuru sürelerinde borçlanma yapılmasına bağlıdır.

Beş yılı aşan prim borcu sebebiyle sigortalılığı durdurulan esnaf haklarını kaybeder mi?

Hayır, bildirime rağmen ödenmeyen prim borçlarında sigortalılık iptal edilmeyip durdurulur; durdurulan sürelere ilişkin hesaplanan borcun tamamı tebliğden itibaren üç ay içinde ödenerek süreler her zaman ihya edilebilir.

Kaydı silinmiş esnaftan icra veya af yoluyla tahsil edilen primler sigortalılık kazandırır mı?

Vergi veya esnaf odası kaydı silinmesine rağmen Kurumca icra yoluyla ya da af kanunları kapsamında tahsil edilip uzun yıllar nemalandırılan primlerin kapsadığı dönemler sigortalılık süresi sayılır.

04.10.2000 ile 01.10.2008 arasındaki vergi mükellefiyeti süreleri nasıl borçlanılır?

5510 sayılı Kanun'un geçici 8. maddesi uyarınca altı ay içinde talepte bulunularak tebliğ edilen borçlanma bedelinin tebliğden itibaren altı ay içinde eksiksiz ödenmesi şartıyla sigortalılık süresi kazanılır.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu