Emekli Maaşı Haczi, Kesintiler ve Yasal Haklar

by Avukat Erdal Ersoy
Emekli Maaşı Haczi, Kesintiler ve Yasal Haklar

Sosyal güvenlik mevzuatı uyarınca sigortalılara bağlanan emekli aylıkları kural olarak devredilemeyen ve haczedilemeyen malvarlığı hakları arasındadır. 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 93. maddesi uyarınca sigortalıların ve hak sahiplerinin gelir, aylık ve ödenekleri ile genel sağlık sigortası hükümlerinin uygulanması sonucu Kurum nezdinde doğan alacakları devir ve temlik edilemez. Anılan maddenin birinci fıkrası uyarınca gelir, aylık ve ödenekler; nafaka borçları ile Kanun'un 88. maddesine göre takip ve tahsili gereken Kurum alacakları dışında haczedilemez.

5510 sayılı SOSYAL SİGORTALAR VE GENEL SAĞLIK SİGORTASI KANUNU m. 93Kaynağı aç
MADDE 93- (Değişik birinci fıkra: 17/4/2008-5754/56 md.) Bu Kanun gereğince sigortalılar ve hak sahiplerinin gelir, aylık ve ödenekleri, sağlık hizmeti sunucularının genel sağlık sigortası hükümlerinin uygulanması sonucu Kurum nezdinde doğan alacakları, devir ve temlik edilemez. Gelir, aylık ve ödenekler; 88 inci maddeye göre takip ve tahsili gereken alacaklar ile nafaka borçları dışında haczedilemez. Bu fıkraya göre haczi yasaklanan gelir, aylık ve ödeneklerin haczedilmesine ilişkin talepler, borçlunun muvafakati bulunmaması halinde, icra müdürü tarafından reddedilir.[173] (Değişik ikinci fıkra: 17/4/2008-5754/56 md.) Kurumun prim ve diğer alacakları ödeme süresinin dolduğu tarihi takip eden takvim yılı başından başlayarak on yıllık zamanaşımına tâbidir. Kurumun prim ve diğer alacakları; mahkeme kararı sonucunda doğmuş ise mahkeme kararının kesinleşme tarihinden, Kurumun denetim ve kontrolle görevli memurlarınca yapılan tespitlerden doğmuş ise rapor tarihinden, kamu idarelerinin denetim elemanlarınca kendi mevzuatı gereğince yapacakları soruşturma, denetim ve incelemelerden doğmuş ise bu soruşturma, denetim ve inceleme sonuçlarının Kuruma intikal ettiği tarihten veya bankalar, döner sermayeli kuruluşlar, kamu idareleri ile kanunla kurulmuş kurum ve kuruluşlardan alınan bilgi ve belgelerden doğmuş ise bilgi ve belgenin Kuruma intikal ettiği tarihten itibaren, zamanaşımı on yıl olarak uygulanır. Bu alacaklar için 89 uncu madde gereğince hesaplanacak gecikme cezası ve gecikme zammı, 88 inci maddede belirtilen ödeme süresinin son gününü takip eden günden itibaren uygulanır. Bu Kanuna dayanılarak Kurumca açılacak tazminat ve rücȗ davaları, on yıllık zamanaşımına tâbidir. Zamanaşımı tarihi; rücȗ konusu gelir ve aylıklar bakımından Kurum onay tarihinden, masraf ve ödemeler için ise masraf veya ödeme tarihinden itibaren başlar. Zamanaşımından sonra yapılan ödemeler kabul edilir. Ancak, 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (b) bendine tâbi sigortalıların zamanaşımı nedeniyle prim ödenmeyen süreleri, sigortalılık süresinden sayılmaz ve bu süreye ilişkin sigortalılık hak ve yükümlülükleri düşer. Kontrol muayenesi
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2017/2899, K. 2018/420Kaynağı aç
Hukuk Genel Kurulu         2017/2899 E.  ,  2018/420 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Tüketici Mahkemesi Taraflar arasındaki “muarazanın men’i ve istirdat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda Ankara 4. Tüketici Mahkemesince davanın kısmen kabulüne dair verilen 21.10.2015 gün ve 2014/1744 E., 2015/2378 K. sayılı kararın davalı Türkiye Vakıflar Bankası T.A.O vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin 23.05.2016 gün ve 2016/1550 E., 2016/13293 K. sayılı kararı ile; “…Davacı, oğlu Hüseyin'in Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinin 22.11.2011, 22.8.2012 ve 12.3.2012 tarihli sağlık raporlarından anlaşılacağı üzere bipolar duygulanım bozukluğu, İnsomnia, Irritabilite, yineleyen depresif ve manik epizodlar isimli ruhsal hastalığa tutularak Ankara 3. Sulh Hukuk Mahkemesinin 02.10.2013 tarihli ilamıyla sürekli olarak kısıtlanmasına ve kendisinin de oğluna vasi tayinine karar verildiğini, Bağkur emeklisi olan kısıtlının 2013 yılında kullandığı tüketici kredisinde temerrüde düşmesi üzerine davalı banka tarafından emekli maaşlarına bloke koyduğunu, icra takibi başlatılmadan ya da dava açılmadan, usulüne uygun muvafakat alınmadan emekli maaşının tamamına bloke konulmasının 5510 SY'nın 93. maddesine göre mümkün olmadığını ileri sürerek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla kısıtlının emekli maaşından tahsil edilen 15.000,00 TL nın kesinti tarihlerinden itibaren işleyecek faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, emekli maaşına konulan blokenin kaldırılmasına karar verilmesini istemiştir. Davalı, davanın reddini dilemiştir. Mahkemece, davacının oğlu Hüseyin'in 01.02.2013 tarihinde kredi çekmesinden sonra hakkında kısıtlama kararı verilmiş olmasının davalı bankaya karşı ileri sürülemeyeceği, ancak 5510 SY'nın 93. md gereği sadece nafaka alacakları ve SGK alacakları hariç olmak üzere emekli aylığından kesinti yapmanın yasak olduğu, öte yandan emeklinin bankayla imzaladığı sözleşmede yer alan veya ayrı taahhütname imzalayarak İİK 83 gereği hacizden önceki bir dönemde haczi mümkün olmayan bir mal veya hakkın haczedilemeyeceğine dair bankayla yapmış olduğu anlaşmanın geçersiz olduğu, sözleşmenin 11. maddesine yer alan düzenlemenin haksız şart oluşturduğu gerekçesi ile davanın kısmen kabulüne, 12.912,92 TL nın dava tarihinden itibaren işleyecek değişen oranlarda yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiş; hüküm, davalı tarafından temyiz edilmiştir. Davacı, vasisi olduğu oğlunun SGK maaşına, davalı bankadan kullandığı kredi borcunun ödenmemesi nedeniyle, konulan blokenin kaldırılmasını ve maaşından kesilmek suretiyle ödenen bedellerin iadesini talep etmiştir. Davalı banka hesaptaki blokenin, kredi kullanan Hüseyin'in muvafakatine dayandığını savunmuştur. Mahkemece, kredi sözleşmesi ve kredi sözleşmesi tarihinden sonra kısıtlanan Hüseyin'in muvafakatini içeren taahhütnamede yer alan hükümlerin haksız şart oluşturduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. Bilindiği üzere 17.04.2008 tarih ve 5754 sayılı yasanın 56.maddesi ile değişik 5510 sayılı yasanın 93.maddesinde Bu kanun gereğince sigortalılar ve hak sahiplerinin gelir, aylık ve ödenekleri, sağlık hizmeti sunucularının Genel Sağlık Sigortası hükümlerinin uygulanması sonucu kurum nezdinde doğan alacakları, devir ve temlik edilemez. Gelir, aylık ve ödenekler 88.maddeye göre takip ve tahsili gereken alacaklar ile nafaka borçları dışında haczedilemez.” hükmü bulunmaktadır. İİK.nun 83/a maddesindeki ''İİK.nun 82 ve 83. maddelerinde yazılan mal ve hakların haczolunabileceğine dair önceden yapılan anlaşmalar muteber değildir" hükmüne karşın, 28.02.2009 tarihinde yürürlüğe giren 5838 Sayılı Kanunun 32.maddesi ile değişik 5510 Sayılı SGK.nun 93/1 .maddesinde, "bu fıkraya göre haczi yasaklanan gelir, aylık ve ödeneklerin haczedilmesine ilişkin taleplerin, borçlunun muvafakati yok ise, icra müdürü tarafından reddedileceği" düzenlemesine yer verilmiştir. Bu hükmün İİK.nun 83/a maddesine göre daha Özel düzenleme içerdiği ve takip hukukuna göre icra takibinin kesinleşmiş olması şartıyla haciz sırasında veya hacizden sonra 5510 Sayılı Yasanın 93.maddesi kapsamındaki gelir, aylık ve ödeneklerin haczine ilişkin verilen muvafakatin geçerli olacağı, bu durumda borçlunun haciz sırasında veya haciz işleminin gerçekleşmesinden sonraki dönemde borçlu haczedilmesi mümkün olmayan mal ve haklarla ilgili olarak bu hakkından vazgeçebileceği, sözleşme hukukuna göre bu yasağın kesin olmadığı, yasanın tarafların iradesine ağırlık vererek muvafakat yoluyla emekli aylıklarına bloke konulmasına, borcun başka teminatlara başvurulmadan ödenmesine imkan sağladığı, böylece tarafların sözleşme ile belirledikleri hükmü ortadan kaldırmadığı anlaşılmaktadır. Somut olayda davacının vasisi olduğu kısıtlı Hüseyin Uzel, az yukarıda zikredilen yasal düzenlemeler yürürlükte iken ve kısıtlanmadan önce kredi sözleşmesini imzalamıştır. Taraflarca imzalanan sözleşmenin 11. maddesi ve taahhütname (muvafakat) ile Hüseyin Uzel'in, borcun ödenmemesi halinde banka nezdinde bulunan tüm alacakları, mevduat ve hesapları üzerinde bloke, hapis, mahsup ve takas etme yetkisini davalı bankaya verdiği, kredi geri ödemelerinin maaş hesabından yapılmasına muvafakat ettiği açıktır. Hüseyin Uzel'in, bankadan aldığı kredi borcunu sözleşme şartlarına uygun olarak ödememesi halinde sözleşme gereğince kullandırılan kredinin teminatı olarak maaşından kesinti yapılmasını kabul etmesi ve diğer teminat öngören hükümlerinin sözleşmeye konulmasına rıza göstermesinin haksız şart olarak kabulü mümkün değildir. Zira Hüseyin Uzel sözleşmenin her sayfasını ayrı ayrı imzalamış olup, serbest iradesi ile sözleşme şartlarına uygun olarak kredi borcu taksitlerinin bankadan aldığı maaşından kesilmesi için talimat verdiğine göre artık sözleşmenin söz konusu hükmünün müzakere edilmediği söylenemez. Bankanın sözleşme hükümlerine göre yaptığı işlemin sözleşmeden doğan hak ve yükümlülüklerin dürüstlük kuralına aykırı düşecek şekilde tüketici aleyhine dengesizliğe neden olduğu kabul edilemez. Davacının vasisi olduğu Hüseyin Uzel'in, bankadan aldığı kredi borcunu sözleşme şartlarına uygun olarak ödemesi gerekir. Kaldı ki, davacının, taksitlerin ödenmesine ihtirazı kayıt koymaksızın kesintiye muvafakat edip, onbeş ay boyunca borç ödendikten sonra ödenen kredi bedellerinin iadesini doğuracak şekilde bir hakkın kullanılması iyiniyet kurallarıyla bağdaşmaz. (TMK m.2) Tüketici haklı bir sebep olmadan sözleşmeyi tek taraflı feshedemez, ifası yapılmış bedellerin iadesini isteyemez, bu şekilde edimini tek taraflı geri istenmesi de hukuken himaye göremez. Aksi halde; kredi isteyen kişinin mali durumu ve maaş gelirine göre borcunun ödenebileceği güvencesiyle kredi veren bankanın alacağının imkansızlaşması, kötü niyetli bir kredi borçlusunun borcunu hiç ödememesi gibi bir sonuç doğacaktır. Hal böyle olunca mahkemece uyuşmazlığın 5510 sayılı kanunun diğer hükümleri, sözleşmede ahde vefa ilkesi ve tarafları bağlayan sözleşme hükümleri çerçevesinde çözümlenmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir…” gerekçesi ile bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir. HUKUK GENEL KURULU KARARI Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü: Dava muarazanın men’i ve istirdat istemine ilişkindir. Davacı vekili, müvekkilinin 02.10.2013 tarihli mahkeme kararı ile ruhsal bozukluk nedeniyle kısıtlanan oğlu Hüseyin Uzel’in vasisi olduğunu, kısıtlı Hüseyin Uzel’in SGK emeklisi olup 01.02.2013 tarihinde davalı bankadan tüketici kredisi kullandığını, kredi borcunun ödenmesinde temerrüde düşülmesi üzerine herhangi bir icra takibi yapmaksızın maaşının tamamı bloke edilerek emekli aylıklarına el konulduğunu, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 93’üncü maddesine göre ancak usulüne uygun şekilde başlatılan ve kesinleşen bir icra takibinde borçlu müvekkilinin muvafakati ile ve maaşın yalnızca dörtte biri üzerinden haciz işlemi yapılabileceğini, davalı bankanın uygulamasının hukuka aykırı olduğunu ileri sürerek emekli maaşı üzerindeki blokenin kaldırılmasına ve kesilen tutardan fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 15.000 TL’nin faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, Hüseyin Uzel’in müvekkili bankadan 01.02.2013 tarihinde 60 ay vadeli 35.000 TL limitli ihtiyaç kredisi kullandığını, sözleşme imzalandığında bu kişi hakkında kısıtlılık kararının mevcut olmadığını, kredinin teminatı olarak emekli maaşının gösterildiğini, ilk taksitte temerrüde düşüldüğünü, kredi taksitleri ödemelerinin aksaması üzerine virman talimatı gereği 2013 yılının 6. ayından itibaren taksitlerin maaş hesabından tahsil edilmeye başlandığını, aylarca bu şekilde kredi ödenmeye devam ettikten sonra açılan iş bu dava ile maaşından tahsil edilen kredi tutarının fazlasını da kapsar şekilde talepte bulunmasının iyi niyet kuralları ile bağdaşmayacağını, şahsın maaşından yapılan kesintinin hukuki dayanağı mevcut olduğu gibi, yapılan kesintinin kendisini geçim sıkıntısına düşürecek bir tutar da olmadığını, maaştan kesintinin dayanağının sözleşmenin 11’inci maddesi ile sözleşme eki olan rehin sözleşmesi, taahhütname ve virman-takas mahsup talimatı olup, hukuka ve hakkaniyete aykırı bir uygulamanın bulunmadığını savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Mahkemece davalı bankanın iyi niyetli olmadığı ispat edilemediğinden Hüseyin Uzel’ in 01.02.2013 tarihinde kredi çekmesinden sonra hakkında kısıtlama kararı verilmiş olmasının kredi verene karşı ileri sürülemeyeceği, kısıtlının kullandığı kredilerin aylık taksit ödemelerinin aynı banka nezdindeki maaş hesabından 25.06.2013 tarihinden 25.08.2014 dava tarihine kadar toplam 12.912,92 TL tahsil edildiği, 5510 sayılı Kanun’un 93'üncü maddesi gereğince nafaka ve SGK alacakları hariç olmak üzere emekli aylığından kesinti yapmanın yasak olduğu, bu maddeye göre haczi yasaklanan gelir, aylık ve ödeneklerin haczedilmesine ilişkin taleplerin, borçlunun muvafakati bulunmaması hâlinde, icra müdürü tarafından reddedileceği, ayrıca 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun (İİK) 83’üncü maddesi gereğince hacizden önceki bir dönemde haczi mümkün olmayan bir mal veya hakkın haczedilebileceğine dair bankayla yapmış olduğu anlaşma veya temlik belgesinin maaşta tasarrufu engelleyici nitelikte bir sözleşme olarak kabul edilmesi gerektiği ve Borçlar Kanunu’nun 26 ve 27. maddeleri uyarınca geçersiz sayılacağı, davaya konu tüketici kredisi sözleşmesinin müşterinin banka nezdinde bulunan ve ileride vadeleri dolmuş ya da dolmamış tüm alacakları, mevduat ve bloke hesapları, nakdi bankaya rehnedilerek bankanın bunlara ilişkin hapis, mahsup ve takas etme yetkisi veren 11’inci maddesinde yer alan düzenlemenin 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un 4822 sayılı Kanun ile değişik 6’ncı maddesi, Haksız Şartlar Hakkında Yönetmeliği’nin 7’inci maddesi hükümleri ve 28.05.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un 5’inci maddesi çerçevesinde haksız sözleşme koşulu olarak kabul edilmesi gerektiği, açıklanan yasal düzenlemeler ve Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarına göre kredi taksit ödemelerinin davacı emekli maaşına bloke koymak suretiyle toplam 12.912,92 TL tahsil edilmesinin hukuka aykırı olduğunu mütalaa eden bilirkişi raporunun benimsendiği gerekçesi ile davanın bu tutar üzerinden kısmen kabulüne karar verilmiştir. Davalı vekilinin temyiz itirazları üzerine hüküm Özel Dairece yukarıda karar başlığında yazılı gerekçeler ile bozulmuştur. Yerel mahkemece ilk karardaki gerekçelerin yanında ilgili yasal düzenlemelere yer verilmek ve konu hakkında Yargıtay daireleri arasında farklı görüşler bulunduğundan bahisle konunun Hukuk Genel Kurulunda tartışılması gereğine değinilerek direnme kararı verilmiştir. Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; tüketici kredisinin imzalanması sırasında, kredi borcunun teminatı olarak banka nezdindeki emekli maaşı hesabından virman/takas/mahsup suretiyle ödeme yapılmasının borçlu tüketici tarafından kabul edildiği düzenlemesini içeren sözleşme hükümlerinin geçerli ve bağlayıcı sayılmasının mümkün olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. Uyuşmazlığın çözümü yolunda öncelikle sözleşme hukukunun temel prensiplerinden olan sözleşme serbestisi ilkesine değinilmesi fayda bulunmaktadır. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 26’ncı maddesinde “Sözleşme özgürlüğü” başlığı altında bir sözleşmenin içeriğinin, bu sözleşmenin taraflarınca kanunda öngörülen sınırlar içerisinde özgürce belirlenebileceği düzenlemesi yer almaktadır. Bu temel kuralın istisnası ise 27’nci maddenin birinci fıkrasında ahlâka, kamu düzenine, kişilik haklarına aykırı veya konusu imkânsız olan sözleşmelerin kesin olarak hükümsüz olduğu belirtilmek suretiyle açıklanmıştır. Sözleşme serbestisi kavramının temeli irade özgürlüğüne dayalıdır. 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın irade özgürlüğüne ilişkin hükümleri (m.12/1, 13, 17/1, 19, 35/1, 48/1, vb.) göstermektedir ki; hukuk sistemimiz kişilerin irade özgürlüğüne sahip olduğunu temel bir ilke olarak benimsemiştir. Felsefi bir görüş olan irade özgürlüğü, kişilerin her alanda özgürleştirilmesini ilke edinmiş ekonomik ve politik bir doktrindir. Bu ilkenin borçlar hukukundaki yansıma şekli olan sözleşme özgürlüğü modern hukuk sistemlerine esas alınmış ise de, yirminci yüzyılda yoğun bir biçimde yaşanan savaşlar ve devletlerin sosyal devlet rolünü benimsemeleri, bu ilkenin yeniden ele alınarak değerlendirilmesine sebep olmuş ve bu bağlamda sözleşme özgürlüğüne önemli birtakım sınırlandırmalar getirilmiştir ve bu sınırlamalar artarak devam etmektedir. Özellikle bir sözleşmenin her iki tarafı da sözleşme özgürlüğüne sahip olmasına rağmen, örgütlülüğü ve ekonomik gücü nedeniyle, içeriğini önceden tek başına belirlediği sözleşmeleri, ihtiyaçları nedeniyle birçok kişiye koşulsuz olarak kabul ettirebilen teşebbüslerin ortaya çıkması, karşılarındaki kitlelerin korunabilmesi adına kanun koyucuların bu meseleye yoğun bir biçimde müdahil olmalarına yol açmıştır (Şenol, K. E.; Sözleşmenin İçeriğini Belirleme Özgürlüğü ve Bunun Genel Sınırı-TBK m. 27, İÜHFM, C.LXXIV, 2016, s.2). Bu sınırlamalardan biri de, sözleşme özgürlüğünün görünüm şekillerinden olan içeriği belirleme özgürlüğünde ortaya çıkmaktadır. Kanuni bir yetki söz konusu olmaksızın sözleşmenin içeriğini belirleme özgürlüğünün tek taraflı olarak kullanıldığı, bu doğrultuda taraflardan birinin sözleşme hükümlerini önceden kısmen veya tamamen belirlediği ve diğer tarafın da yalnızca bu sözleşmeyi yapıp yapmama yönünde karar verdiği, öğretide iltihakî veya katılma sözleşmesi olarak adlandırılan (Oğuzman, M.K/Öz, M.T.; Borçlar Hukuku Genel Hükümler, c.1, 13. bası, İstanbul 2015, s.26; Reisoğlu, S.; Türk Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 23. bası, İstanbul 2012, s.70) bu tip sözleşmelerde sözleşmeyi düzenleyenin, ileride çok sayıdaki benzer sözleşmelerde kullanmak amacıyla önceden tek başına hazırlayarak karşı tarafa sunduğu sözleşme hükümleri genel işlem koşulu olarak adlandırılmaktadır. TBK’nın 20’nci maddesinin birinci bendinde düzenlenen, sözleşme eşitliğinin genel işlem şartlarını kullanan lehine bozulduğu ve bozulan dengenin karşı taraf lehine yeniden kurulma olanağının bulunmadığı (Atamer, Y.M.; Sözleşme Özgürlüğünün Sınırlandırılması Sorunu Çerçevesinde Genel İşlem Şartlarının Değerlendirilmesi, İstanbul 1999, s. 30 vd.), bir tarafın hakim durumunu kullanarak adil olmayan bir hükmü ihtiyacı nedeniyle sözleşme yapmak zorunda kalan diğer tarafa kabul ettirmesi sonucunu doğurabilecek mahiyetteki genel işlem koşullarına kanun koyucu ihtiyatlı yaklaşmış ve bunların geçerliliğini sıkı koşullara bağlamıştır. Her türlü sözleşme bakımından genel işlem koşullarının tabi olduğu hükümler TBK’nın 20-25’inci maddelerinde düzenlenmiş iken, tüketici sözleşmelerindeki uygunsuz genel işlem koşulları 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un (TKHK) “Sözleşmedeki haksız şartlar” başlıklı 6’ncı maddesinde (6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun, m.5) düzenlenmiştir. Bu madde içeriğine göre “Satıcı veya sağlayıcının tüketiciyle müzakere etmeden, tek taraflı olarak sözleşmeye koyduğu, tarafların sözleşmeden doğan hak ve yükümlülüklerinde iyi niyet kuralına aykırı düşecek biçimde tüketici aleyhine dengesizliğe neden olan sözleşme koşulları haksız şarttır.” Anılan maddenin üçüncü fıkrasında tüketici ile müzakere edilmeme kavramı “Eğer bir sözleşme şartı önceden hazırlanmışsa ve özellikle standart sözleşmede yer alması nedeniyle tüketici içeriğine etki edememişse, o sözleşme şartının tüketiciyle müzakere edilmediği kabul edilir.” şeklindeki anlatımla açıklanmıştır. Tüketici aleyhine dengesizliğe neden olan bu tip düzenlemelerin yaptırımı maddenin ikinci fıkrasında “tüketici için bağlayıcı değildir” denilmek suretiyle kanun koyucu tarafından ortaya konulmuştur. Nitekim bu durum, paralel düzenleme içeren 6502 sayılı TKHK’nın 5’inci maddesinin ikinci fıkrasında da “Tüketiciyle akdedilen sözleşmelerde yer alan haksız şartlar kesin olarak hükümsüzdür. Sözleşmenin haksız şartlar dışındaki hükümleri geçerliliğini korur.” hükmü ile düzenlenmiştir. Tüketici sözleşmelerinde genel işlem koşullarının kanun koyucunun müdahalesini gerektirir uygunsuzlukta olduğunun, başka bir anlatımla haksız şart teşkil ettiğinin kabul edilebilmesi için de birtakım şartlar gereklidir. 17.06.2014 tarihli ve 29033 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Tüketici Sözleşmelerindeki Haksız Şartlar Hakkında Yönetmelik’in 5’inci maddesinin birinci fıkrasına göre; “Tüketici ile kurulan sözleşmelerde yer alan bir şartın haksız şart olarak kabul edilebilmesi için; a) Tüketiciyle müzakere edilmeden sözleşmeye dâhil edilmesi, b) Tarafların sözleşmeden doğan hak ve yükümlülüklerinde dürüstlük kuralına aykırı düşecek biçimde tüketici aleyhine dengesizliğe neden olması, unsurlarının bir arada bulunması gerekir.” Sözleşmeye müzakere edilmeden konulan bir hükmün haksızlığını denetleyen hâkimin ana ölçütü dürüstlük kuralıdır. Tüketici ile müzakere edildiği ispatlanan bir hükmün, tüketici aleyhine dengesizliğe neden olduğu anlaşılsa dahi, haksız şart olarak nitelendirilmesi mümkün değildir (Karadağ, Ö.: Tüketici Sözleşmelerinde Haksız Şartlar, Ankara 2014, s.141). Somut uyuşmazlıkta 4077 sayılı TKHK’nın 10/B maddesinin; “Konut finansmanı kuruluşları tüketicilere sözleşme öncesinde kredi veya finansal kiralama işlemleri ile ilgili genel bilgiler vermek ve tüketiciye teklif ettikleri kredi veya finansal kiralama sözleşmesinin koşullarını içeren Sözleşme Öncesi Bilgi Formu vermek zorundadır. Tüketici teklifi kabul edip etmemekte serbesttir. Konut finansmanı kuruluşları tarafından verilecek genel bilgilerin kapsamı ve Sözleşme Öncesi Bilgi Formunun standartları ilgili birliklerin görüşü alınmak suretiyle Bakanlık tarafından belirlenir. Sözleşme Öncesi Bilgi Formunun tüketiciye verilmesini takip eden bir iş günü geçmeden imzalanan sözleşme geçersizdir. Konut finansmanı sözleşmelerinin yazılı olarak yapılması ve bu sözleşmenin bir nüshasının tüketiciye verilmesi zorunludur. Taraflar arasında akdedilen sözleşmede öngörülen şartlar, sözleşme süresi içerisinde tüketici aleyhine değiştirilemez.” şeklindeki düzenlemesine uygun olarak hazırlanan sözleşme öncesi bilgilendirme formu ile davacı tüketici sözleşme hükümleri, doğacak hak ve borçlar konusunda aydınlatılmış, bu bilgilendirmeye paralel hazırlanan konut finansman sözleşmesi de tüketici tarafından kendi el yazısı ile her sayfayı okuduğu ve anladığı belirtilerek imzalanmış, ayrıca sözleşmenin on birinci sayfasının sonunda açıkça “…Tüketici kredisi taksitlerimin tahsilâtı amacıyla düzenli ödeme tanımlanan bankomat 7/24 hesabıma kredi limiti tanımlanmasını talep ediyorum.” şeklindeki açıklama ile sözleşmenin sekizinci maddesinde düzenlenen hesaptan tahsilât yetkisi ve on birinci maddesinde düzenlenen bankanın takas, mahsup ve hapis hakkı yanında kredi borcu geri ödemelerinin banka nezdinde bulunan emekli maaşı hesabından otomatik ödeme ile tahsil edilmesi yolunda açık talimat vermiştir. Kredi bedelinin davacı Hüseyin Uzel hesabına aktarıldığına ilişkin 01.02.2013 tarihli dekontta da kredinin “kamu personeline özel TIK kredi” olarak isimlendirildiği, yine ödeme plânında 13.03.2013 tarihinden itibaren her ayın on üçüncü gününün düzenli ödeme günü olarak belirlendiği, kredi taksitlerinin ilk aydan itibaren hiç ödenmemesi üzerine davalı bankanın bu talimata istinaden 25.06.2013 tarihinden itibaren ödeme plânına uygun şekilde aylık taksit tutarınca kesinti yaptığı ve hesap üzerinde para çekme, yatırma gibi işlemlerin de tüketici tarafından yapılmaya devam edildiği anlaşılmakla davacının iddiasının aksine hesabın bloke edilmesi gibi bir durumun söz konusu olmadığı açıktır. Hâl böyle olunca yukarıda yapılan açıklamalar da gözetildiğinde taraflar arasındaki bahsi geçen sözleşme düzenlemelerinin haksız şart teşkil ettiği kabul edilemez. Bu açıklamalardan sonra, yerel mahkemece 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ile 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu çerçevesinde emekli maaşlarının haczedilmesinin mümkün olmaması nedeniyle banka işleminin hukuka aykırı olduğu belirtilmiş olmasına göre söz konusu mevzuat hükümlerinin ve cebri icra kavramının kısaca irdelenmesi gerekir. Özel hukuktan kaynaklanan borçların, borçlu tarafından rızayla ifa edilmemesi hâlinde alacaklının alacağının tahsil edilmesi için devletin cebri icra organlarına başvurması modern hukuk sistemlerinde kural olup, kendiliğinden hak almak (ihkak-ı hak) yasaklanmıştır. Ancak devletin cebri icra organları vasıtasıyla alacaklının alacağı tahsil edilirken, alacaklı, borçlu ve takiple ilgili üçüncü kişiler de etkilenebilmektedir. Bu nedenle cebri icra faaliyeti yerine getirilirken, menfaatleri çatışan alacaklı ve borçlu arasında bir denge kurulması, aynı zamanda takiple ilgili üçüncü kişilerin ve kamunun da menfaatlerinin korunması gerekir. Söz konusu dengenin ve menfaatin korunması ise ülkede hukuki barışın ve istikrarın sağlanmasına katkıda bulunacaktır (Topuz, G.: 5510 sayılı Kanunda Öngörülen Emekli Aylığının Haczedilmezliği Kuralı ve Bu Kuralın Anayasaya Uygunluğu Üzerine Düşünceler, AÜHFD., 65. cilt, 4. sayı, 2016, s. 3018). Cebri icrada kural; alacaklının, borçlunun mal varlığından tatmin edilmesi ilkesidir ve bu ilkenin sınırları da kanunla çizilmiştir. Bu bağlamda kanun koyucu gerek 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nda gerekse bazı özel kanunlarda haczedilemeyecek veya yalnızca bir bölümünün haczi mümkün birtakım mal ve haklar öngörmüştür. Amaç, borçlu ve ailesinin mutlak yoksulluğa düşürülerek ekonomik varlığını kaybedip, Devlet yardımına muhtaç hâle getirilmesine engel olmaktır (Kuru, B.: İcra ve İflâs Hukuku El Kitabı, 2.b., İstanbul 2016, s. 186). Eldeki uyuşmazlıkla sınırlı olarak konuya bakıldığında; İİK’nın 83’üncü maddesinin birinci bendinde “Maaşlar, tahsisat ve her nevi ücretler, intifa hakları ve hasılatı, ilama müstenit olmayan nafakalar, tekaüt maaşları, sigortalar veya tekaüt sandıkları tarafından tahsis edilen iratlar, borçlu ve ailesinin geçinmeleri için icra memurunca lüzumlu olarak takdir edilen miktar tenzil edildikten sonra haczolunabilir.”; ikinci bendinde ise “Ancak haczolunacak miktar bunların dörtte birinden az olamaz. Birden fazla haciz var ise sıraya konur. Sırada önde olan haczin kesintisi bitmedikçe sonraki haciz için kesintiye geçilemez” denilmek suretiyle düzenlenen kısmen haczedilemeyen mal ve haklar arasında sayılan maaş kavramının içine emekli aylıkları da girmektedir. Bütün sosyal güvenlik kurumlarını tek çatı altında toplayan 5510 sayılı Kanun’un 93’üncü maddesinde sigortalılar ve hak sahiplerinin gelir, aylık ve ödenekleri ile sağlık hizmeti sunucularının genel sağlık sigortası hükümlerinin uygulanması sonucu Sosyal Güvenlik Kurumu nezdinde doğan alacaklarının devir ve temlik edilemeyeceği düzenlenmiştir. Ne var ki bu düzenleme, sigortalının uhdesine geçen gelirin sigortalı tarafından tasarrufunu kısıtlayıcı mahiyette olmayıp Kurumun yalnızca bu Kanun çerçevesinde borçlu olduğu kişiyle muhatap olması, Kuruma karşı alacaklı sıfatının değiştirilmemesi amacına yöneliktir. Yine aynı maddenin devamında “Gelir, aylık ve ödenekler 88. maddeye göre takip ve tahsili gereken alacaklar ile nafaka borçları dışında haczedilemez” hükmü ile İİK’nın 83’üncü maddesinin a bendi ile de haczi caiz olmayan veya kısmen haczedilebilen mal ve hakların (m.82, 83) haczolunabileceğine ilişkin önceden yapılan anlaşmaların muteber olmayacağı düzenlemesi mevcut ise de, somut olayda herhangi bir haciz işlemi değil, sözleşmenin âkidi tarafından borcun ifa biçimine ilişkin karşı âkide verilmiş bir yetki söz konusudur. Kaldı ki, Özel Dairenin bozma kararında belirtildiği üzere 28.02.2009 tarihinde yürürlüğe giren 5838 sayılı Kanun’un 32’nci maddesi ile değişik 5510 sayılı Kanun’un 93’üncü maddesinin birinci fıkrası ile borcun icra takibi ile tahsili yoluna başvurulmuş olması hâlinde dahi borçlunun muvafakati ile hacze devam edilmesine imkân tanınmıştır. Aksi yönde bir değerlendirme, emekli maaşı dışında geliri ve bu surette teminat gösterebileceği herhangi bir mal varlığı bulunmayan tüketiciyi, tacir olmakla alacağının tahsili imkânını kuvvetlendirmek istemesi makul olan banka karşısında güç duruma düşürecek, günümüz sosyo-ekonomik koşullarında emeklinin sahip olduğu nakdi varlıklar dışında hareket etmesine imkân bırakmayacaktır. Yerel mahkemece söz konusu yasal düzenlemelerin kamu düzeni ile ilgili olmakla emredici niteliği haiz olduğu yönündeki kabul de hükmün dayanakları arasındadır. O hâlde kamu düzeni kavramının da açıklanması ve somut uyuşmazlık yönünden sorgulanması yerinde olacaktır. Türk Hukuk Lûgatı’nda “amme nizamı” başlığı altında kamu düzeni “Bir memlekette amme hizmetlerinin iyi yapılmasını, devletin emniyet ve asayişini ve fertler arasındaki münasebetlerde huzuru ve ahlâk kaidelerine uygunluğu temine yarayan müessese ve kaidelerin hepsi” olarak tanımlanmıştır (Türk Hukuk Lûgatı, Ankara 1991, s.16). Aynı kavram Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu’nun 10.02.2012 gün, 2010/1 Esas, 2012/1 Karar sayılı kararında da şu şekilde nitelendirilmiştir: “Kamu düzeni, niteliği gereği zamana, yere göre değişen, içeriğinin tespiti zor, her somut olaya göre değişiklik gösteren bir kavramdır. İlmi açıklamalara ve yargısal kararlara, gelişen hukuk sistemlerinde bile tanımı olmamasına rağmen "toplumun temel yapısını ve çıkarlarını koruyan kuralların bütünü" olarak tanım yapılabilir. Kamu düzeni kavramının müdahale alanı son derece geniş ve yoruma müsaittir.” Tarafların uymak zorunda oldukları, kamu hukukundan ve özel hukuktan doğan ancak tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edemeyeceği mahiyetteki kurallar ise kamu düzeni esasına dayalıdır. Oysa 5510 sayılı Kanun’un 93’üncü maddesinin birinci fıkrasının son cümlesi ile getirilen “Bu fıkraya göre haczi yasaklanan gelir, aylık ve ödeneklerin haczedilmesine ilişkin talepler, borçlunun muvafakati bulunmaması hâlinde, icra müdürü tarafından reddedilir” şeklindeki düzenleme ile ahde vefa göstermesi umulan borçlunun haczedilmezlikten feragat etmesine izin verilmek suretiyle kuralın aksi yönde serbestçe tasarruf imkânı yaratılmış olup, bu durum “kamu düzeni” hâlinde aranan üzerinde tasarruf edememe anlamında mutlak emredici olma ölçüsünün söz konusu normda mevcut olmadığı sonucuna götürür. Kanun koyucu ekonomik yönden eşit olmayan taraflar arasında zayıf olanı korumaya yönelik düzenlemelerle, ki bu tip yasal düzenlemeler doktrinde nispi emredici norm olarak tanımlanır (Öztan, B.: Medeni Hukukun Temel Kavramları, Ankara 2009, s. 21), sosyal adaleti sağlama ve koruma görevini yerine getirir. Ne var ki bu bağlamda sağlanması amaçlanan adalet her uyuşmazlıkta hâkim tarafından titizlikle değerlendirilmelidir. Somut uyuşmazlıkta tüketici, çekeceği kredinin ödeneceği ihtimalini banka gözünde kuvvetlendirir şekilde emekli maaşını mal varlığının bir parçası olarak göstermiş, bu inançla hareket eden banka, kredi tutarını nakden ve peşinen davacı hesabına yatırmış ve 35.000 TL tutarındaki kredi davacı tüketicinin tasarrufuna bırakılmıştır. Yukarıda yapılan açıklamalar karşısında; tüketici hukuku anlamında dava tarihinden sonra maaş hesabından aylık taksit bedellerinin tahsilini de durdurduğu anlaşılan bankanın somut olayda haksız şart teşkil eden herhangi bir uygulaması söz konusu değildir. Öte yandan emekli maaşından başka bir gelirinin olmadığı yönündeki genel kabulden dolayı zayıf tarafı daha da zayıf hâle getirmeme saiki ile korunan emekli, kendi iradesi ile imzaladığı kredi sözleşmesi çerçevesinde kavuştuğu ve sosyo-ekonomik ihtiyaçları doğrultusunda harcadığı meblağı yine emekli maaşı ile ödemek zorunda olduğunu bilebilecek durumdadır. Bu noktada yerel mahkemenin emekli maaşının haczine ilişkin düzenlemelere dayandığı gerekçesi yerinde değildir. Bunun yanı sıra tüketici, tahsis edilen kredi tutarını almasına rağmen hiçbir taksidi ödememiş ve bu sebeple bankanın davanın açıldığı tarihe kadar yirmi aylık ödemeyi tahsil etmesine herhangi bir itirazda bulunmamışken eldeki dava ile vadesi gelmiş borçlarının faizi ile kendisine iadesine ilişkin istemi iyi niyetle bağdaşmamakta ve bu talebi 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 2’nci maddesi gereğince hukuken korunamayacaktır. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında mahkemenin emekli maaşının haczedilemeyeceğine ilişkin kabulünde hukuka aykırılık bulunmamakla birlikte hükmün davacı tüketicinin talebinin iyi niyetli olmaması karşısında sonuç itibariyle isabetsiz olduğu, direnme kararının bu değişik gerekçe ile bozulması gerektiği yönünde dile getirilen görüş, açıklanan nedenlerle Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir. Sonuç olarak, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uymak gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır. S O N U Ç: Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun Geçici 3’üncü maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 429’uncu maddesi gereğince BOZULMASINA, istek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, aynı Kanun’un 440’ıncı maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 07.03.2018 gününde yapılan ikinci görüşmede oy çokluğu ile karar verildi. KARŞI OY Dava, tüketici kredisinin imzalanması sırasında, kredi borcunun ödenmesi için banka nezdindeki emekli maaşı hesabından takas-mahsup suretiyle ödeme yapılması nedeniyle davalı bankaca yapılan kesintilerin iadesi ve hesaba konulan blokenin kaldırılması suretiyle muarazanın giderilmesi istemine ilişkindir. Mahkemece dava kabul edilmiş, Yargıtay 13. HD'nce yukarıda özetlenen gerekçeyle kararın bozulmasına karar verilmiştir. Yerel mahkemece verilen karar, 5510 sayılı Kanun'un 93. maddesi hükmü gözetildiğinde kısmen dahi olsa yerindedir. Anılan kanun maddesi uyarınca emekli maaşlarının devir ve temliki yahut bu sonucu doğuracak nitelikteki hukuki işlemler geçersizdir. Davalı bankaca yapılan bloke ve takas suretiyle kredi borcunun tahsili bu nitelikte bir işlem olup yasa hükmü karşısında geçerliliği yoktur. Bu hususa davacının önceden muvafakatının sağlanmış olması geçersiz işlemi geçerli hale getirmeyeceği gibi ortada bir haciz işlemi söz konusu olmadığından, anılan yasa maddesinin son fıkrasının ve sonuçta İİK hükümlerinin somut olaya uygulanabilirliği mümkün değildir. Anayasa Mahkemesi'ne mezkur maddenin iptali yolunda yapılan talebin reddine ilişkin kararda da açıkça vurgulandığı üzere hüsnüniyet kavramının yaşlılık (emeklilik) aylığı alan kişilerin genel çerçevedeki sosyo-ekonomik durumları muvacehesinde ele alınması ve bu olgu çerçevesinde değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu hususlar çerçevesinde somut olaya yaklaşıldığında, davacının vaki muvafakatı çerçevesinde emekli maaşından yapılan kesintiler geçersiz hukuki işleme dayalı olmakla birlikte geçersiz de olsa bu yoldaki sözleşmeye tarafların riayet etmiş olması nedeniyle, yapılmış kesintilerin iadesi talebi hüsnüniyetli görülemez ise de, dava tarihinden itibaren yapılan blokaj işlemi bakımından davacının kötüniyetli olarak kabulü mümkün değildir. Yerel mahkeme direnme kararının yapılan kesintilerin iadesi yolundaki kesimi bakımından bozulması, blokenin kaldırılması ve muarazanın giderilmesi kesimi bakımından ise onanması düşüncesindeyim. Bu nedenle çoğunluğun kararın tümüyle bozulması yolundaki görüşüne katılamıyorum.

Emekli Aylığının Haczedilmezliği ve Kanuni İstisnalar

Emekli aylıklarının haczedilmesine yönelik talepler, kanunda açıkça düzenlenen istisnalar haricinde borçlunun muvafakati bulunmadığı sürece icra müdürü tarafından reddedilir. 5510 sayılı Kanun'un 93. maddesi uyarınca nafaka alacakları ile Sosyal Güvenlik Kurumunun prim ve prime bağlı alacakları dışında kalan borçlar sebebiyle emekli maaşı üzerine borçlunun onayı olmadan haciz konulamaz.

2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 83. maddesi uyarınca tekaüt maaşları ve tahsisatlar, borçlu ve ailesinin geçinmeleri için icra memurunca lüzumlu takdir edilen miktar tenzil edildikten sonra haczolunabilir. Maddenin ikinci fıkrası uyarınca haczolunacak miktar bunların dörtte birinden az olamaz; birden fazla haciz bulunması hâlinde hacizler sıraya konur ve öndeki haczin kesintisi bitmedikçe sonraki haciz için kesintiye geçilemez. 5510 sayılı Kanun kapsamındaki gelir, aylık ve ödenekler yönünden ise anılan Kanun'un 93. maddesinde düzenlenen özel haciz yasağı ve borçlunun muvafakati şartı önceliklidir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2018/365, K. 2021/1661Kaynağı aç
Hukuk Genel Kurulu         2018/365 E.  ,  2021/1661 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Tüketici Mahkemesi 1. Taraflar arasındaki “emekli maaşından yapılan kesintilerin iadesi” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İzmir 5. Tüketici Mahkemesince verilen davanın kabulüne ilişkin karar taraf vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 19. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: I. YARGILAMA SÜRECİ Davacı İstemi: 4. Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin Garanti Bankası Karşıyaka Şubesi nezdinde Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) maaş müşterisi olduğunu, aynı zamanda davalı bankaya ait iki adet kredi kartı ile dört adet tüketici kredisi ve bir adet kredili mevduat hesabı bulunduğunu, bu hesapların eksi bakiye vermesi nedeni ile davalı banka tarafından müvekkilinin Ekim 2013 tarihli 1.946,10TL ve Kasım 2013 tarihli 1.965,80TL’lik maaşlarının tamamına; Aralık 2013 tarihli maaşının 575,55TL’lik kısmına bloke konularak bu tutarların müvekkilinin davalı banka nezdinde kullanmış olduğu tüketici kredileri geri ödemeleri ile kredi kartı borçlarına mahsup edildiğini, müvekkili tarafından açılan ve İzmir 4. Tüketici Mahkemesinin 2013/1189 E., 2014/1807 K. sayılı dosyasında görülen davada, emekli maaşı üzerine konulan blokenin kaldırılması ve bloke konulan maaşların tarafına iadesini talep ettiğini, İzmir 4. Tüketici Mahkemesince davanın kabulü ile, banka tarafından emekli maaşına konulan blokenin kaldırılmasına ve dava tarihinden sonra davacının Aralık 2013 tarihli maaşından tahsil edilen 575,55TL’nin davalı bankadan tahsiline hükmedildiğini, kararın kesinleştiğini, blokenin kaldırılmasına rağmen müvekkiline ait Ekim ve Kasım 2013 dönemlerine ait maaşların müvekkiline iade edilmediğini, 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un (TKHK) 5. maddesi gereğince müvekkilinin emekli maaşı üzerine konulan blokenin haksız şart olduğunu, ayrıca 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun (5510 sayılı Kanun) 93. maddesi uyarınca maaşı haczedilemeyeceğinden haksız olarak bloke edilen bu maaşların müvekkiline iadesi gerektiğini ileri sürerek Ekim 2013 tarihli 1946,10TL ve Kasım 2013 tarihli 1.965,80TL olmak üzere toplam 3.911,90TL’nin davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı Cevabı: 5. Davalı vekili cevap dilekçesinde; davanın Garanti Bankası A.Ş. Genel Müdürlüğüne karşı açılması gerektiği hâlde Karşıyaka Şubesi aleyhine açıldığını, bu nedenle davanın sıfat yokluğu nedeniyle reddinin gerektiğini, davacı ile imzalanan sözleşme uyarınca bankaya rehinli bulunan hesaptan takas mahsup işlemi yapıldığını, maaş haczi uygulanmadığını, bankanın alacaklarını takas ve mahsuba yetkili olduğunu, davacının bu durumu kayıtsız şartsız kabul ettiğini, bankanın yaptığı işlemin sözleşmeye uygun olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur. Mahkeme Kararı: 6. İzmir 5. Tüketici Mahkemesinin 02.06.2015 tarihli ve 2014/596 E., 2015/620 K. sayılı kararı ile; İzmir 4. Tüketici Mahkemesinin 2013/1189 E., 2014/1807 K. sayılı dosyasının incelenmesinde, davacının …, davalının Garanti Bankası olduğu, davanın alacak davası olduğu, 01.10.2014 tarihli karar ile davanın kabulüne, davalı tarafından davacının emekli maaşı hesabı üzerine konulan blokenin kaldırılmasına, dava açıldıktan sonra davacının maaşından tahsil edilen 575,55TL’nin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine karar verildiği, kararın kesinleştiği, bu dosyada alınan bilirkişi raporunda davacının banka nezdinde Ekim ve Kasım aylarında yatan maaşlarının tamamına bloke konularak bu tutarların kredi kartına ve tüketici kredisine mahsup edildiği tespitine yer verildiği, davacının davalı bankanın SGK maaş müşterisi olduğu, davacının kredi kartı ve kredi borçları nedeni ile bankanın davacının Ekim 2013 tarihli ve 1.946,10TL miktarlı ve Kasım 2013 tarihli ve 1965,80TL miktarlı maaşlarına bloke konulduğu, taraflar arasında imzalanan tüketici kredisi sözleşmesinin ilgili maddelerinde müşterinin adına ve hesabına gelecek havaleleri kendisine ihbarda bulunmadan bankaya karşı herhangi bir borcu olduğu takdirde havale tutarı üzerinde bankanın rehin hakkı ve mahsup yetkisi bulunduğunu kabul eder şeklinde düzenleme yapıldığı, sözleşmenin ve sözleşmenin ilgili maddesinde düzenlenen takas mahsup talimatının standart olup içeriğinin davacının haklarını iyi niyet kurallarına aykırı olarak zedelediği, davacı aleyhine dengesizlik oluşturduğu, sözleşme ve talimat içeriğinin müzakere edildiği hususunun davalı banka tarafından ispat edilemediği, TKHK’nın 5. maddesi uyarınca haksız şart olduğu, tüketicinin maaşına bloke konularak borcu için takas ve mahsup yapılamayacağı, ayrıca 5510 sayılı Kanun’un 93. maddesi uyarınca maaşın haczedilemeyeceği gerekçesiyle davanın kabulü ile 3.911,90TL’nin davalıdan tahsiline karar verilmiştir. Özel Daire Bozma Kararı: 7. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili ve katılma yoluyla davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 8. Yargıtay (Kapatılan) 19. Hukuk Dairesince 09.02.2017 tarihli ve 2016/117 E., 2017/947 K. sayılı kararı ile; “…Dava, davacının bankadaki mevduat hesabından yapılan tahsilatın iadesi istemine ilişkindir. Davacının davalı bankaya kredi kartından ve tüketici kredilerinden doğan borcunun bulunduğu ve kredi borcunun kararlaştırılan şartlara uygun olarak süresinde ödenmediği, bankanın da alacağına mahsuben davacının bankada bulunan maaş hesabından Ekim 2013 ve Kasım 2013 aylarında kesinti yaptığı, hesap üzerine bloke koyduğu anlaşılmaktadır. Sözleşmelerin takas ve hapis hakkının düzenlendiği maddelerde davacı bankaya bu yetkiyi tanımış, ayrıca talimat da vermiştir. Kredi teminatı olarak maaş hesabından kesinti yapılmasına yönelik davacı kredi borçlusu tarafından bankaya verilen talimatın ve böyle bir kesintiye rıza göstermesinin haksız şart olarak kabul edilmesi mümkün değildir. Mahkemece bu sözleşme hükmünün haksız şart olarak kabul edilerek davanın kabul edilmesi doğru olmamış, kararın bozulması gerekmiştir,…” gerekçesiyle kararın davalı yararına bozulmasına, bozma nedenine göre davacı vekilinin temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına karar verilmiştir. Direnme Kararı: 9. İzmir 5. Tüketici Mahkemesinin 12.09.2017 tarihli ve 2017/343 E., 2017/598 K. sayılı kararı ile; önceki gerekçe tekrar edilmek suretiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi: 10. Direnme kararı süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. II. UYUŞMAZLIK 11. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davacının davalı bankanın emekli maaşı müşterisi olduğu somut olayda, davacının aynı bankaya ait kredi kartı, tüketici kredisi, kredili mevduat hesabının eksi bakiye vermesi nedeniyle banka nezdindeki emekli maaşı hesabından virman/takas/mahsup suretiyle ödeme yapılmasının borçlu tüketici tarafından kabul edildiği düzenlemesini içeren sözleşme hükümlerinin geçerli ve tarafları bağlayıcı olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. III. GEREKÇE 12. Uyuşmazlığın çözümünde öncelikle konuyla ilgili mevzuat hükümleri ve ilkelerin açıklanması gerekir. 13. Gerek 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nda (İİK) gerekse diğer kanunlarda cebri icraya ilişkin hükümlerin 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nda (Anayasa) öngörülen temel hak ve ilkelere ilişkin düzenlemelere aykırı olmaması gerekir. Bu anlamda özellikle, hukuk devleti, hak arama özgürlüğü, sosyal devlet, adil yargılanma ve hukukî dinlenilme hakkı, eşitlik ilkesi, ölçülülük ilkesi, insan onuru, yaşam hakkının ve kişiliğin korunması, ailenin ve çocukların korunması ve mülkiyet hakkı gibi temel hak ve ilkelerin göz önünde bulundurulması gerekir. Zira Anayasa’nın 2. maddesinde Anayasa hükümlerinin, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kuralı olduğu ve Kanun’ların Anayasa’ya aykırı olamayacağı; 5. maddede de devletin amaç ve görevleri arasında kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmak olduğu açıkça hükme bağlanmıştır (Topuz, Gökçen: 5510 sayılı Kanunda Öngörülen Emekli Aylığının Haczedilmezliği Kuralı ve Bu Kuralın Anayasaya Uygunluğu Üzerine Düşünceler, AÜHFD., 65. cilt, 4. sayı, 2016, s. 3019). 14. Alacaklının, borçlunun mal varlığından tatmin edilmesi ilkesi takip hukukunda asıldır ve bu ilkenin sınırları da kanunla çizilmiştir. Bu bağlamda Kanun koyucu, gerek İİK gerekse bazı özel Kanun’larda haczedilemeyecek veya yalnızca bir bölümünün haczi mümkün birtakım mal ve haklar öngörmüştür. Amaç, borçlu ve ailesinin mutlak yoksulluğa düşürülerek ekonomik varlığını kaybedip, Devlet yardımına muhtaç hâle getirilmesine engel olmaktır (Kuru, Baki.: İcra ve İflâs Hukuku El Kitabı, 2.b., İstanbul 2016, s. 186). 15. Takip hukukunda sorumluluk kural olarak şahsi emeğe değil mala yöneliktir. Dolayısıyla borçlu iktisadi ve sosyal açıdan varlığını sürdürebilmek için şahsi emeğini ortaya koyarak bir gelir elde etmişse bunun üzerine borcun tamamı kadar haciz koymak Anayasa’nın 17. maddesindeki “Herkes yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.” düzenlemesine aykırılık teşkil edecektir (Yavaş, Murat: Maaş ve Ücret Haczi, TBB Dergisi, Sayı 84, 2009, s. 94). 16. Bu anlamda Kanun koyucu birtakım mal ve hakların haczedilemeyeceğini kararlaştırmıştır. 17. İcra ve İflas Kanunu bu konuda kısmen veya tamamen haczedilemezliğe ilişkin bir ayrıma gitmiş ve kısmen haczedilemeyen mal ve hakları 83. maddede; “Maaşlar, tahsisat ve her nevi ücretler, intifa hakları ve hasılatı, ilâma müstenid olmayan nafakalar, tekaüd maaşları, sigortalar veya tekaüd sandıkları tarafından tahsis edilen iradlar, borçlu ve ailesinin geçinmeleri için icra müdürünce lüzumlu olarak takdir edilen miktar tenzil edildikten sonra haczolunabilir. Ancak haczolunacak miktar bunların dörtte birinden az olamaz. Birden fazla haciz var ise sıraya konur. Sırada önde olan haczin kesintisi bitmedikçe sonraki haciz için kesintiye geçilemez.” şeklinde düzenlemiştir. 18. Kanun’un “Önceden yapılan anlaşmalar” başlıklı 83/a maddesi hükmüne göre ise “82 ve 83 üncü maddelerde yazılı mal ve hakların haczolunabileceğine dair önceden yapılan anlaşmalar muteber değildir.” Önceden feragatin geçersizliğinin nedeni, borçlunun hacizden önceki bir dönemde böyle bir anlaşmanın sonuçlarını ve hacze gelindiğinde kendisine yükleyeceği yükün ağırlığını tahmin edemeyeceğinin varsayılmasıdır. Bu hâlde, borçluyu bizzat kendisine karşı koruma gereği vardır (Kılıçoğlu, Evren: İcra Sözleşmeleri, İstanbul 2005, s. 130). 19. Bu maddeyle, borçlu ile alacaklının hacizden önceki dönemde aslında haczedilmemesi gereken mal veya hakkın haczedilebileceği konusunda yaptıkları sözleşmelerin geçerli olmayacağı düzenlenmiştir. Anılan düzenleme sadece icra takibinin kesinleşmesi sonrası bu yönde yapılan sözleşmeleri değil, icra takibi yapılmadığı durumlarda da sözleşmelere borçlunun haczi mümkün olmayan mal veya haklarına bloke konulması ve kesinti yapılması sonucunu doğuran muvafakatlerin de geçersiz olacağına ilişkin emredici bir hüküm niteliğindedir. 20. İcra ve İflas Kanunu’nun 82. maddesinde ise, tamamı haczedilemeyen mal ve haklar düzenlenmiş olup bu hükümdeki mal ve haklar borçlu ve ailesinin yoksul kılınıp sonuçta Devletin sosyal yardımına muhtaç bırakılmaması ve borçlunun ekonomik varlığını devam ettirebilmesi düşüncelerine dayanılarak haczedilemez olarak kabul edilmiştir. Anılan maddenin birinci fıkrasına göre “mahsus kanunlarında haczi caiz olmadığı gösterilen mallar” haczedilemez. 21. İcra memuru, haczi talep edilen mal veya hakların haczinin caiz olup olmadığını değerlendirir ve talebin kabulüne veya reddine karar verir [İİK, m. 82/son (ek fıkra 02.07.2012 tarihli, 6352 sayılı Kanun, m. 16)]. 22. İcra ve İflas Kanunu’nun 82/1. maddesinde belirtilen özel Kanun’larında haczedilemeyeceğinin kararlaştırıldığı hak ve alacaklardan biri de 5510 sayılı Kanun’da düzenlenmiştir. Buna göre sigortalılara ve hak sahiplerine bağlanan gelir, aylık ve ödeneklerin Sosyal Güvenlik Kurumu’nun 88. maddeye göre tahsili gereken alacaklar ile nafaka borçları dışında haczedilemez (5510 s. K., m. 93/1). 23. Anılan maddenin devamına 18.02.2009 tarihli ve 5838 sayılı Kanun’un 32. maddesiyle; “Bu fıkraya göre haczi yasaklanan gelir, aylık ve ödeneklerin haczedilmesine ilişkin talepler, borçlunun muvafakati bulunmaması halinde, icra müdürü tarafından reddedilir.” ibaresi eklenmiştir. Bu hüküm ile icra takibinin kesinleşmesi sonrasında takip alacaklısının borçlunun emekli maaşı üzerine haciz konulması talebinin kabul edilebilmesi, borçlunun muvafakati şartına bağlanmıştır. Borçlu hacze muvafakat etmez ise haciz talebi reddedilecektir. 24. Gelinen aşamada bu hükmün konuluş amacı irdelenmelidir. 25. İcra ve İflas Kanunu’nun 82. maddesine eklenen ve yukarıda 21. bentte bahsi geçen düzenleme öncesi dönemde; İİK’nın 79. maddesi hükmüne göre icra memurlarının haciz talebine konu mal veya hakkın haczinin mümkün olup olmadığını denetleme imkânı bulunmadığından SGK gelir, aylık ve ödenekleri de haczedilmekte, sonrasında takip borçlularının haczedilemezlik şikâyetleri icra mahkemeleri önüne taşınıp Kanun’un açık hükmü gereği emekli maaşları üzerine konulan haciz kaldırılmaktayken; gerek Kurum gerekse icra daireleri ve mahkemeleri nezdinde gereksiz iş yüküne neden olan bu duruma son vermek için 5510 sayılı Kanun’un 93/son düzenlemesi getirilmiştir. Söz konusu hüküm icra takibinin kesinleşmesinden sonraki aşamayla ilgili olup kıyas yoluyla takip ve haciz öncesi dönemdeki sözleşmelerle borçlunun emekli maaşına kredilerin ödenmesi amacıyla bloke konulmasına veya kesinti yapılmasına yönelik verdiği muvafakatlere uygulanamaz. Nitekim aynı ilkeler Hukuk Genel Kurulunun 24.06.2021 tarihli ve 2017/(13)3-1980 E., 2021/829 K. sayılı kararında da vurgulanmıştır. 26. Bu açıklamalar ışığında somut olay incelendiğinde; davacı, davalı bankanın SGK maaş müşterisi olup, davalı bankaya ait kredi kartı, tüketici kredisi ve kredili mevduat hesabı bulunmaktadır. Davacı, banka ile imzaladığı tüketici kredisi ve bankacılık hizmetleri sözleşmesi uyarınca, banka nezdinde aldığı emekli maaşından takas ve virman suretiyle tahsilat yapılmasına muvafakat etmiştir. 27. Davacının banka nezdindeki hesapların eksi bakiye vermesi üzerine davalı bankaca, sözleşmelerdeki bu düzenlemeden hareketle emekli maaşına bloke koyarak borcuna mahsup etmiştir. Ne var ki İİK’nın 83/a maddesi gereğince haczedilemezlikten önceden feragat geçersiz olup sözleşmelerin imzalanması sırasında takas ve mahsup yönünde verilen muvafakat da geçerli sayılmaz. Bu nedenle, direnme kararındaki bu yöne ilişkin kabul haklı ve yerindedir. 28. Hukuk Genel Kurulundaki görüşmeler sırasında, eldeki davada takip aşamasına geçilmemiş olduğundan İİK hükümlerinin uygulanmasının mümkün olmadığı, uyuşmazlığın bu nedenle sözleşme ve tüketici hukuku hükümleri çerçevesinde çözümlenmesinin gerektiği, sözleşme özgürlüğü çerçevesinde emekli maaşını garanti göstererek kredi kullanan ve bu suretle başka bankalara olan borçlarını kapatarak ekonomik fayda sağlayan ancak sonrasında borcunu ödemeyen tüketicinin maaşından kesinti yapılmasının hukuka uygun olduğu, taraflar arasındaki sözleşmelerde kararlaştırılan takas ve mahsup düzenlemesinin haksız şart niteliği taşımadığı, aynı hususların Hukuk Genel Kurulunun 07.03.2018 tarihli, 2017/13-2899 E., 2018/420 K. sayılı kararında da benimsendiği, bu nedenle Özel Daire kararının yerinde olduğu ve direnme kararının bozulması gerektiği yönünde görüş ileri sürülmüş ise de bu görüş yukarıda açıklanan nedenlerle Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir. 29. Diğer taraftan gerekçeli karar başlığında, dava tarihi 04.12.2014 olduğu hâlde 12.05.2017 olarak gösterilmesine ilişkin yanlışlık, mahallinde düzeltilebilir maddi hata niteliğinde bulunduğundan bu husus bozma nedeni yapılmamıştır. 30. Ne var ki, Özel Dairece miktar yönünden bir inceleme yapılmadığından bu yöne ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesi için dosya Özel Daireye gönderilmelidir. IV. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; Direnme kararı yerinde olup, davalı vekilinin miktara ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın YARGITAY 11. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE, 6217 sayılı Kanun’un 30. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici Madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 440-III/1. maddesi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 14.12.2021 tarihinde yapılan ikinci görüşmede oy çokluğu ile kesin olarak karar verildi.
2004 sayılı İCRA VE İFLAS KANUNU m. 83Kaynağı aç
Madde 83 – (Değişik: 3/7/1940-3890/1 md.) Maaşlar, tahsisat ve her nevi ücretler, intifa hakları ve hasılatı, ilama müstenit olmayan nafakalar, tekaüt maaşları, sigortalar veya tekaüt sandıkları tarafından tahsis edilen iratlar, borçlu ve ailesinin geçinmeleri için icra memurunca lüzumlu olarak takdir edilen miktar tenzil edildikten sonra haczolunabilir. (Değişik: 12/4/1968 – 1045/1 md.) Ancak haczolunacak miktar bunların dörtte birinden az olamaz. Birden fazla haciz var ise sıraya konur. Sırada önde olan haczin kesintisi bitmedikçe sonraki haciz için kesintiye geçilemez. Önceden yapılan anlaşmalar:

Kamu alacaklarının tahsili bakımından 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun'un 71. maddesi uyarınca emeklilik aylıkları kısmen haczedilebilir. Bu kapsamda haczolunacak miktar bunların üçte birinden çok dörtte birinden az olamaz; asgari ücreti aşmayan aylık gelirlerin ise onda birinden fazlası haczolunamaz. Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 2023/5983 Esas ve 2023/6859 Karar sayılı ilamında belirtildiği üzere, maddede kıstas alınan asgari ücret net gelirdir. Sigortalının çalışma karşılığı veya başka gelirlerinin bulunması hâlinde en az yaşam standardı ile yapılacak kesinti oranının aylık ve gelirler toplamı gözetilerek hakkaniyete uygun biçimde belirlenmesi değerlendirilebilir.

Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2023/5983, K. 2023/6859Kaynağı aç
10. Hukuk Dairesi         2023/5983 E.  ,  2023/6859 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : … Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi SAYISI : 2021/1341 E., 2023/143 K. HÜKÜM/KARAR : Kısmen Kabul İLK DERECE MAHKEMESİ : … 1. İş Mahkemesi SAYISI : 2019/553 E., 2021/237 K. Taraflar arasındaki Kurum işleminin iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir. Kararın davalı Kurum vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmekle;kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi … tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı Kurumdan aldığı emekli aylığının 1/4 oranında nafaka kesintisi yapılmaktayken, emekli iştirakçi olarak toplam emekli aylığının 2019 yılı Şubat ayı itibariyle 3.641,58 TL olduğunu, boşandığı eşi ….. tarafından … 3. İcra Müdürlüğünün 2015/3393 no.lu dosyası üzerinden emekli maaşından kesinti yapıldığını, geçim sıkıntısı yaşadığını, davalı Kurum tarafından 2018 yılı Mart ayından itibaren prim borçları nedeniyle nafaka kesintisi yapıldıktan sonra arta kalan emekli maaşından1/'4 oranında ikinci bir kesinti daha yapıldığını, başladığı tarih itibariyle 232,01 TL olan kesinti tutarının maaşındaki artışlar sonrasında 631,52 TL'ye yükseldiğini, yasal düzenlemelere göre emekli aylığından yapılacak kesintilerin aylığın 1/4'ünü aşamayacağını, ancak hem davalı Kurum tarafından yapılan hem nafaka nedeniyle yapılan kesintilerin aylığının %30'unu geçtiğini, bu durumun hukuka uygun olmadığını, Açıklanan nedenlerle davalı Kurum tarafından emekli aylığından yapılan kesintilerin iptal edilerek haksız alınan tutarların kesintilerin yapıldığı tarih itibariyle yasal faiziyle birlikte davalı Kurumdan alınarak kendisine ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı Kurum vekili cevap dilekçesinde; davalı Kurum tarafından davacının yönetim kurulu başkanı olduğu dava dışı SS Hacılar Tarımsal Kalkınma Kooperatifinin prim borçlarından dolayı davacı aleyhine 6183 sayılı Kanun gereğince cebren tahsil yoluna gidilerek davacının emekli maaşı üzerine % oranında haciz konulduğunu, 5510 sayılı Kanun'un 88 ve 91 inci maddelerine istinaden yapılan Kurum işleminde hukuka aykırılık bulunmadığını, açıklanan nedenlerle davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davanın kabulü ile, davacının emekli maaşında kesinti yapılmasına ilişkin kurum işleminin iptaline ve davacının emekli maaşından yapılan kesintilerin kesinti tarihlerinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davacıya iadesine, karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı Kurum vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri 1.Davalı Kurum vekili istinaf dilekçesinde; zamanaşımı süresinin geçtiğini, davacının hacizlere konu borçlardan sorumlu bulunduğunu, bilirkişi raporlarının çelişkili olduğunu, eksik inceleme ve değerlendirme neticesinde düzenlenen bilirkişi ek raporunun hükme esas alınmasının hakkaniyet kurallarına aykırılık teşkil ettiğini, söz konusu bilirkişi ek raporuna ilişkin itirazlarının mahkemece dikkate alınmadığını, kurum tarafından yapılan işlemler mevzuata uygun olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasını talep etmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile "somut olayda, davacının aylığından kesinti yapılmasına ilişkin kurum işlemi yerinde ise de yukarıdaki özetlenen yasal mevzuat gereğince bu kesintinin sınırlı olması gerekmektedir. Dosya kapsamına uygun ve denetime elverişli bilirkişi raporuna göre davacının emekli aylığının asgari ücretin üzerinde olduğu, aylığından yapılan kesintilerin aylık miktarının 1/3 ünden fazla olduğu anlaşıldığından davacının aylığından yapılan kesintilerin yukarıda değinilen 6183 sayılı Kanun'un 71 inci madde kapsamında yaşlılık aylığından haciz yapılabilecek oranın üçte birinden çok dörtte birinden az olamayacağı gözetilip, ayrıca her dava açıldığı tarihteki fiili ve hukuki sebeplere ilişkin koşullara göre karara bağlanacağından ve taleple bağlılık ilkesi de gözetilerek davacının maaşından 2018/3 üncü aydan dava tarihine kadar yapılan kesintiler yönünden karar verilmesi gerekirken mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin davacının aylığından yapılan tüm kesintilerin iptaline karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olduğundan, davalı kurum vekilinin istinaf başvurusu kabul edilerek, ilk derece mahkemesinin kararının kaldırılmasına ve dosyada mevcut delillerin hüküm kurmak için yeterli olduğundan delil toplanmasına ve duruşma açılmasına gerek olmaksızın davanın kısmen kabulüne dair yeniden esas hakkında karar vermek gerekmiştir." gerekçesi ile davalı kurum vekilinin istinaf başvurusunun Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b.3 maddesi gereğince kabulüne, … 1. İş Mahkemesinin 2019/553 E., 2021/237 K., sayılı kararının kaldırılmasına, Davanın kısmen kabul, kısmen reddi ile, dava konusu, 2018/3 üncü ay ila 2019/3 üncü ay arası dönem davacının aylığından yapılan haciz kesinti işlemlerinin, yaşlılık aylığının 1/3'ünü aşan miktarlar yönünden iptaline, dava konusu işlem nedeni ile davacının yaşlılık aylığının en çok 1/3'ünün haczedilebileceğinin tespitine, bu döneme ilişkin fazladan yapılan her bir kesintinin, kesinti tarihlerinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davacıya iadesine, fazlaya ilişkin taleplerin reddine, karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri 1.Davacı vekili temyiz dilekçesinde; nafaka borcundan dolayı kesinti yapılırken yeni bir haciz ile kesinti yapılmasının yerinde olmadığını, tüm kesintilerin iadesine karar verilmesi gerekirken 2018 yılı sonrasına ilişkin olarak karar verilmesinin hatalı olduğunu belirterek kararın bozulmasını istemiştir. 2.Davalı Kurum vekili temyiz dilekçesinde; istinaf gerekçeleri ile kararın tümden reddinin gerektiğini belirterek kararın bozulmasını istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, Kurum işleminin iptali istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri ile 5510 Sayılı Kanun'un 88, 93 üncü, 6183 sayılı Kanun'un 54 ve 71 inci maddesi hükümleridir. 3. Değerlendirme 1.5510 sayılı Kanun'un 88 inci maddesinin 16 ıncı bendine göre, "Kurumun süresi içinde ödenmeyen prim ve diğer alacaklarının tahsilinde, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usûlü Hakkında Kanun'un 51, 102 ve 106 ıncı maddeleri hariç, diğer maddeleri uygulanır. Kurum, 6183 sayılı Kanunun uygulanmasında Maliye Bakanlığı ile diğer kamu kurum ve kuruluşları ve mercilere verilen yetkileri kullanır." 6183 sayılı Kanun'un 54 üncü maddesi hükmü uyarınca süresinde ödenmeyen amme alacağı tahsil dairesince cebren tahsil olunur. Amme borçlusunun borcuna yetecek miktarda mallarının haczedilerek paraya çevrilmesi yetkisi çerçevesinde yaşlılık aylığına haciz konarak kesinti yapılması da düzenlemede belirtilen cebren tahsil şekillerinden birisidir. 6183 sayılı Kanun'un "Kısmen Haczedilebilen Gelirler" başlıklı 71 inci maddesi, "Aylıklar, ödenekler, her çeşit ücretler, intifa hakları ve hasılatı, ilama bağlı olmayan nafakalar, emeklilik aylıkları, sigorta ve emeklilik sandıkları tarafından bağlanan gelirler kısmen haczolunabilir. Ancak haczolunacak miktar bunların üçte birinden çok dörtte birinden az olamaz. Asgari ücreti aşmayan aylık gelirlerin onda birinden fazlası haczolunamaz." düzenlemesini içermektedir. 2.Bu yönde davanın esas itibariyle yaşlılık aylığına konan haczin bir kısmının kaldırılmasına ilişkin bulunduğu gözetildiğinde, yaşlılık aylığının özellik ve hukuksal niteliğinin de dikkate alınması zorunludur. Sosyal Güvenlik; anayasal, sosyal temel bir hak olarak Anayasamızda yer almıştır. Durumları ne olursa olsun kişilere, karşılaştıkları sosyal riskler sonucu sosyal güvence temin etmeyi kabul eden sosyal güvenlik ilkesinin altyapısını sosyal sigortalar oluşturur. Sosyal güvenlik temel bir ilke, sosyal sigortalar ise bu ilkeyi gerçekleştirmeye yarayan araçlardan en önemlisidir. 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'na göre uzun vadeli sigorta kolları arasında yer alan yaşlılık sigortası kolu, sosyal sigortaların kuşkusuz en önemli kollarından birisidir. Bu sigorta kolu ile ilerde çalışma gücünü kaybeden veya azaltan durumlarla karşılaşan kişilere yaşamlarını idame ettirmek için sosyal güvence sağlanması amaçlanır. Sözü edilen sigorta kolu, bir yönüyle kişinin yaşam hakkı olup, bu hakka duyulan saygının bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Bu bağlamda sürekli kullanılması zorunlu bir hak olarak karşımıza çıkar. Kişinin yaşamı boyunca, giderek geride kalanlara da intikal ettiğinden yaşam sonrası dahi devam etme özelliği vardır. Bu haktan, vazgeçilemez ve kaçınılamaz. Anayasa, belli koşulların yerine getirilmesi halinde bu hakkı sağlama yükümünü doğrudan devlete vermiştir. Bu yönüyle tamamen kamusal ve zorunlu bir hak olarak karşımıza çıkar. Bu nedenledir ki çalışma gücünü kaybeden veya azaltan durumlarda kişilere yaşamlarını idame ettirmek için sosyal güvence sağlanmasına yönelik yaşlılık aylığının tümden haczi Anayasal Sosyal Devlet ilkesi ile bağdaşmadığı içindir ki 6183 sayılı Kanun'un 71 inci maddesi ile bu aylığın tümden değil ancak miktarına göre kısmen haczinin mümkün olduğu açıkça vurgulanmıştır. Bu maddede kıstas alınan asgari ücret, çalışana, bir ay karşılığı olarak ödenen ve gereksinimlerini günün rayiç bedelleri üzerinden en az düzeyde karşılamaya yetecek ücret olarak tanımlanabilir. En az düzeyde yaşam standardını karşılaması nedeniyledir ki, asgari ücretin altında kalan yaşlılık aylığı miktarından yapılabilecek oranda mümkün olduğunca sınırlandırılmıştır. Kuşkusuz burada bahsedilen asgari ücret net gelirdir. Ancak sigortalının, çalışma karşılığı veya başka gelirlerinin olması halinde en az yaşam standardının ve yaşlılık aylığından yapılacak kesinti oranının, yaşlılık aylığı ve gelir toplamına göre belirlenmesi gerekeceği yönündeki yaklaşımında hakkaniyete uygun olacağı gözden uzak tutulmamalıdır. 3.Yukarıda yapılan açıklamalar doğrultusunda, davacının talebinin, dava dilekçesinde de belirtildiği üzere "bugüne kadar yapılmış kesintilerin kaldırılması" şeklinde tüm kesintilerin iptali olmakla, buna göre bir değerlendirme yapılarak karar verilmesi gerekirken aksi kabul ile hüküm kurulması bozma nedenidir. VI. KARAR Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA,Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine, Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,14.06.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Banka Kredi Sözleşmelerinde Muvafakat ve Kesintiler

Kredi sözleşmeleri imzalanırken emekli maaşından kesinti yapılmasına veya hesaba bloke konulmasına ilişkin verilen muvafakatlerin geçerliliği konusunda farklı yargı kararları bulunmaktadır. İcra ve İflas Kanunu'nun 83/a maddesi, haczedilmezlikten önceden feragatin geçersiz olduğunu düzenlemektedir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2018/365 Esas ve 2021/1661 Karar sayılı ilamında, anılan hükmün yalnızca icra takibinin kesinleşmesi sonrasını değil, takip yapılmadığı durumlarda sözleşmeyle borçlunun haczi mümkün olmayan mal veya haklarına bloke konulması ve kesinti yapılması sonucunu doğuran önceden verilmiş muvafakatleri de kapsayan emredici bir kural niteliğinde olduğu belirtilmiştir.

Buna karşılık Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2017/2899 Esas ve 2018/420 Karar sayılı ilamında, kredi sözleşmesi imzalanırken emekli maaş hesabından takas, virman veya mahsup yoluyla tahsilat yapılmasına muvafakat edilmesi bir haciz işlemi olarak değil, borcun ifa biçimine ilişkin sözleşmesel bir yetki olarak değerlendirilmiştir. Anılan kararda, maaş hesabından yapılan tahsilatlara uzun süre itiraz etmeyip sonradan kesintilerin iadesini talep eden borçlunun isteminin iyi niyetle bağdaşmayacağı ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 2. maddesi gereğince hukuken korunamayacağı sonucuna varılmıştır. Bununla birlikte emeklinin açık rızasıyla kesinti yapılabileceği kabul edilmekle birlikte her somut olayın kendi koşulları çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiği gözetilmelidir.

Tüketici sözleşmelerindeki kesinti ve yetki şartlarının denetiminde 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun ve Tüketici Sözleşmelerindeki Haksız Şartlar Hakkında Yönetmelik hükümleri esas alınır. Yönetmeliğin 5. maddesi uyarınca bir sözleşme şartının haksız şart sayılabilmesi için tüketiciyle müzakere edilmeden sözleşmeye dahil edilmiş olması ve tarafların hak ile yükümlülüklerinde dürüstlük kuralına aykırı düşecek biçimde tüketici aleyhine dengesizliğe yol açması unsurlarının birlikte bulunması gerekir.

Aylık Hesaplama İlkeleri ve Hukuki Başvuru Yolları

Emekli aylıklarının belirlenmesinde kanunla çizilmiş tek bir tavan sınır bulunmamaktadır. Emekli maaşı; sigortalının uzun yıllara yayılan prime esas kazancı, prim ödeme gün sayısı, statüsü ve dönemsel mevzuat kuralları dikkate alınarak hesaplanır. Maaş bağlama işlemlerinde hesap hatası bulunduğu iddiasıyla açılan davalarda bilirkişi incelemesi yaptırılır ve hesaplamada kök maaş esas alınır.

Sosyal Güvenlik Kurumunun prim ve diğer alacakları, 5510 sayılı Kanun'un 93. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca ödeme süresinin bittiği tarihi izleyen takvim yılı başından itibaren on yıllık zamanaşımına tabidir. Kurum tarafından emekli aylıklarından kesinti yapılması veya fazla ödemelerin geri alınması işlemlerinde ilgiliye bildirim yapılmadan işlem tatbik edilmesi hukuka aykırılık iddialarına yol açabilir. Bu tür işlemlere karşı, özel kanunlarında ayrı bir süre bulunmadıkça 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 7. maddesi gereğince yazılı bildirimin yapıldığı tarihi izleyen günden itibaren altmış gün içinde dava açılması gerekir.

2577 sayılı İDARİ YARGILAMA USULÜ KANUNU m. 7Kaynağı aç
Madde 7 – 1. Dava açma süresi, özel kanunlarında ayrı süre gösterilmeyen hallerde Danıştayda ve idare mahkemelerinde altmış ve vergi mahkemelerinde otuz gündür. 2. Bu süreler; a) İdari uyuşmazlıklarda; yazılı bildirimin yapıldığı, b) Vergi, resim ve harçlar ile benzeri mali yükümler ve bunların zam ve cezalarından doğan uyuşmazlıklarda: Tahakkuku tahsile bağlı olan vergilerde tahsilatın; tebliğ yapılan hallerde veya tebliğ yerine geçen işlemlerde tebliğin; tevkif yoluyla alınan vergilerde istihkak sahiplerine ödemenin; tescile bağlı vergilerde tescilin yapıldığı ve idarenin dava açması gereken konularda ise ilgili merci veya komisyon kararının idareye geldiği; Tarihi izleyen günden başlar. 3. Adresleri belli olmayanlara özel kanunlarındaki hükümlere göre ilan yoluyla bildirim yapılan hallerde, özel kanununda aksine bir hüküm bulunmadıkça süre, son ilan tarihini izleyen günden itibaren onbeş gün sonra işlemeye başlar. 4. İlanı gereken düzenleyici işlemlerde dava süresi, ilan tarihini izleyen günden itibaren başlar. Ancak bu işlemlerin uygulanması üzerine ilgililer, düzenleyici işlem veya uygulanan işlem yahut her ikisi aleyhine birden dava açabilirler. Düzenleyici işlemin iptal edilmemiş olması bu düzenlemeye dayalı işlemin iptaline engel olmaz. Sürelerle ilgili genel esaslar

2026 yılı dönemi bakımından en düşük emekli aylığı yirmi bin Türk lirası olarak belirlenmiştir. Aynı dönemde 4A SSK ve 4B Bağ-Kur emeklilerine yüzde on iki virgül on dokuz, memur emeklilerine ise yüzde on sekiz virgül altmış oranında maaş artışı uygulanmıştır. 4A, 4B ve 4C kapsamındaki emeklilere ilişkin zam farkı ödemeleri 4 Şubat 2026 tarihinde, Emekli Sandığı kapsamındaki belirli ödemeler ise ilgili yılın Ocak ayı içinde ilgililerin hesaplarına aktarılmıştır.

Emekli maaşı borç nedeniyle haczedilebilir mi?

5510 sayılı Kanun'un 93. maddesi gereğince emekli aylıkları kural olarak haczedilemez; nafaka borçları ile Sosyal Güvenlik Kurumunun prim alacakları istisna olup bu haller ve borçlunun açık muvafakati dışında icra müdürlüğü haciz talebini reddeder.

Kredi sözleşmesinde yer alan yetkiyle emekli maaşından kesinti yapılabilir mi?

İcra ve İflas Kanunu'nun 83/a maddesi uyarınca haczedilemezlikten önceden feragat geçersiz sayılmakla birlikte, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararlarında kredi sözleşmesinde takas ve mahsup yetkisi verilmesi borcun ifa tarzı olarak da değerlendirilmiş ve uzun süre itiraz edilmeyen kesintilerin iadesi dürüstlük kuralı kapsamında korunmamıştır.

Sosyal Güvenlik Kurumu işlemlerine karşı dava açma süresi ne kadardır?

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 7. maddesi uyarınca, özel kanununda ayrı bir süre öngörülmeyen idari işlemlere karşı yazılı bildirimin yapıldığı tarihi izleyen günden itibaren altmış gün içinde dava açılmalıdır.

Sosyal Güvenlik Kurumunun prim alacaklarında zamanaşımı süresi nedir?

5510 sayılı Kanun'un 93. maddesinin ikinci fıkrasına göre Kurumun prim ve diğer alacakları, ödeme süresinin bittiği tarihi takip eden takvim yılı başından itibaren on yıllık zamanaşımına tabidir.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu