Elektrikli Araçlarda Değer Kaybı Tazminatı Nasıl Hesaplanır?

by Avukat Erdal Ersoy
Elektrikli Araçlarda Değer Kaybı Tazminatı Nasıl Hesaplanır?

Elektrikli araçlarda trafik kazası sonrası oluşan değer kaybı tazminatı, aracın kaza tarihindeki hasarsız ikinci el piyasa rayici ile usulüne uygun onarıldıktan sonraki serbest piyasa rayici arasındaki fark üzerinden hesaplanır. Hukuk sistemimizde elektrikli araçlar için önceden belirlenmiş tek tip ve sabit bir matematiksel hesaplama formülü bulunmamakta olup tazminat miktarının tespitinde gerçek zarar ilkesi esas alınmaktadır.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2017/2049, K. 2021/771Kaynağı aç
Hukuk Genel Kurulu         2017/2049 E.  ,  2021/771 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi 1. Taraflar arasındaki “tazminat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Nazilli 1. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen davanın kabulüne ilişkin karar davalılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 17. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı davalılar vekili tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: I. YARGILAMA SÜRECİ Davacı İstemi: 4. Davacı vekili dava dilekçesinde; davalıların işleteni ve sürücüsü olduğu aracın müvekkilinin aracına çarptığını, kazanın tamamen davalı sürücünün kusurundan kaynaklandığını, müvekkilinin aracında oluşan 11.912TL hasar bedelinin kasko sigortasınca karşılandığını, 02.01.2012 tarihinde trafiğe çıkan aracın 31.08.2012 tarihinde yaşanan kaza sebebiyle değer kaybına uğradığını ileri sürerek 10.000TL değer kaybının olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı Cevabı: 5. Davalılar vekili cevap dilekçesinde; kazanın meydana gelmesinde müvekkillerinin kusurunun bulunmadığını, zararın sigorta şirketince karşılandığını, değer kaybının bulunmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur. Mahkeme Kararı: 6. Nazilli 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 23.09.2014 tarihli ve 2013/21 E., 2014/540 K. sayılı kararı ile; kazanın tamamen davalının kusuruyla meydana geldiği, ticaret odasınca gönderilen cevabi yazıda aracın kazasız rayiç değerinin 46.000TL, kazalı hâli ile değerinin ise 27.000 ila 30.000TL arasında olduğunun bildirildiği, trafik kazalarında aracının değer kaybı bulunan kusursuz ya da daha az kusurlu tarafın kusurlu taraftan değer kaybını talep edebileceği, dava dilekçesinde 10.000TL değer kaybı talep edildiği, ticaret odası cevabına göre, araçta 16.000 ila 19.000TL arası değer kaybı olduğunun anlaşıldığı gerekçesiyle; davanın kabulü ile 10.000TL değer kaybının olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmiştir. Özel Daire Bozma Kararı: 7. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 8. Yargıtay (Kapatılan) 17. Hukuk Dairesince 15.01.2015 tarihli ve 2014/23795 E., 2015/340 K. sayılı kararı ile; “…1-Dosya içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde, dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre davalılar vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir. 2-Dava, trafik kazasından kaynaklanan maddi tazminat istemine ilişkindir. Davacı aracı 2012 model Cıtroen otomobil olup, 02.01.2012 tarihinde trafiğe çıkmış; davaya konu kaza 31.08.2012 tarihinde meydana gelmiştir. Davacı aracının, dava dışı kasko şirketi tarafından 11.912,00 TL. hasar bedeli ödenmiştir. Davacı vekili, kaza sebebiyle araçta 10.000,00 TL. tutarında değer kaybı oluştuğunu ileri sürerek işbu davayı açmıştır. Zarar veren, kusuru oranında gerçek zararı ödemekle sorumludur. Kusur ve gerçek zarar miktarının konusunda uzman bilirkişilerce belirlenmesi gerekir. Mahkemece, öncelikle usulüne uygun biçimde taraf delillerinin toplanması, deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre hüküm kurulması gerekmektedir. Araçta meydana gelen değer kaybı, aracın olay tarihindeki hasarsız hali ile 2. el piyasa rayiç değeri ile hasar onarıldıktan sonraki 2. el piyasa rayiç değeri arasındaki farktır. Davalılar vekili, kusura ve tazminat miktarına itiraz etmiş; kusur durumunun belirlenmesi için tanık deliline dayanmış, tüm tanıkları dinlendikten sonra kusur yönünden rapor alınmasını istemiştir. Mahkemece davalı tanıklarından sadece Müyesser Ünver dinlenmiş; diğer tanıklar Büşra Ünver ve Yaşar Uluat dinlenmeden karar verilmiştir. Davalılar vekili açıkça diğer tanıklarının dinlenmesinden vazgeçmediği gibi, aksine ısrarla tanıklarının dinlenmesini talep etmiştir. ATK raporunda araçta 4.500,00 TL. değer kaybı olduğu bildirilmiş; mahkemece bu rapora neden itibar edilmediği gerekçelendirilmeden, aynı konuda Nazilli Ticaret Odasından verilen cevaba göre taleple bağlı kalınarak 10.000,00 TL. yönünden dava kabul edilmiştir. Ticaret odasının cevabına neden üstünlük tanındığı da açıklanmamıştır. Eksik inceleme ile hüküm kurulamaz. Bu durumda mahkemece, öncelikle davalılar vekilince bildirilen diğer tanıkların usulüne uygun biçimde dinlenilmeleri, daha sonra İTÜ veya KGM Fen Heyeti gibi kurum veya kuruluşlardan seçilecek bilirkişi ya da bilirkişi kurulundan tüm dosya kapsamına, oluş şekline göre tarafların kazanın meydana gelmesinde kusur durumlarının ve yukarıda açıklandığı biçimde davacı aracında oluşan değer kaybının tespiti hususlarında ayrıntılı, gerekçeli, denetime elverişli, önceki raporlarında irdelendiği bir rapor alınarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, yazılı olduğu biçimde hüküm kurulması doğru görülmemiştir…” gerekçesiyle karar bozulmuştur. Direnme Kararı: 9. Nazilli 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 08.10.2015 tarihli ve 2015/260 E., 2015/546 K. sayılı kararı ile; önceki gerekçelere ilave olarak, mahkemece Adli Tıp Kurumundan 17.02.2014 tarihinde rapor aldırıldığı, raporda davalının tamamen kusurlu olduğunun bildirildiği, davalının vekilinin tanıklarının dinlenmeden rapor aldırıldığını savunması nedeniyle mahkemece keşif ara kararı kurulduğu, davalı tanıklarına davetiye çıkarıldığı, keşif mahallinde de sadece davalı tanığı Müyesser bulunduğundan bu tanığın dinlendiği, davalı vekilince diğer tanığının duruşmada beyanının alınmasının talep edildiği, trafik kazasına bağlı açılan ve olayın oluş şekli ile ilgili dinletilmek istenen tanığın kaza mahallini görmeden, hangi aracın nereden geldiğini, hangisinin nerede durduğunu açıklayacak tanığın duruşmada dinlenmesinin mümkün olmadığı, diğer tanıkların dinlenmesi için yeniden keşif yapılmasının gerekeceği, bunun da mahkemece gerekli görülmediği, keşif mahalli dışında duruşmada hayal kurarak kazaya bağlı tanık dinlenmesinin mümkün olmadığı, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 241. maddesine göre de; mahkemenin bir tarafın ya da vekilinin ısrarla tanığını dinletme talebiyle bağlı olmadığı, olayın oluş şeklini bizzat gören Müyesser'in anlatımı ile kazanın nasıl olduğunun zaten yeteri kadar netleştiği, mahkemece alınan raporlar arasında çelişki bulunmadığı, kazanın çok taraflı bir kaza ya da ışık ihlali gibi karışık bir şekilde de meydana gelmediği, bu yüzden İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) veya Karayolları Genel Müdürlüğü (KGM) Fen Heyetinden rapor alınmasının kusur durumunu değiştirmeyeceği, mahkemenin gerekçesinin verilen bir hükmün neden verildiğinin açıklaması olduğundan gerekçede neden rapora uyulmadığının yazılmayacağı, Adli Tıp Kurumu raporunun değer yönünden verdiği cevaba neden uyulmadığının bu yüzden gerekçeye yazılmadığı, mahkemece ticaret odasına müzekkere yazıldığı, Özel Dairenin emsal kararları doğrultusunda aradaki farkın en az 16.000TL olduğunun anlaşıldığı, talebin de 10.000TL olması nedeniyle taleple bağlı kalınarak davanın kabulüne karar verildiği, bozma kararının kendi içerisinde çelişkili olduğu, önce değer kaybının nasıl tespit edileceğinin açıklandığı, sonra buna uygun değer kaybı tespitinin yapılmadığının belirtildiği, mahkemece zaten bozma kararında belirtildiği gibi değer kaybı tespiti yapıldığı, ayrıca araç alım satımlarında net bir bedel olmasının mümkün olmadığı, ikinci el bir aracın satımında fiyat farklılıkları olabileceği, Ticaret Odasının verdiği cevabın hükme elverişli bulunduğundan tekrar araştırma yapılmasına gerek görülmediği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi: 10. Direnme kararı süresi içinde davalılar vekili tarafından temyiz edilmiştir. II. UYUŞMAZLIK 11. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olay bakımından mahkemece yapılan araştırma ve incelemenin yeterli olup olmadığı; bu kapsamda davalı tarafça bildirilen diğer iki tanığın usulüne uygun biçimde dinlendikten sonra İTÜ veya KGM gibi kurum ya da kuruluşlardan seçilecek bilirkişi veya bilirkişi kurulundan tarafların kazanın meydana gelmesinde kusur durumlarının ve davacı aracında oluşan değer kaybının tespiti hususlarında ayrıntılı, gerekçeli, denetime elverişli, önceki raporlarında irdelendiği bir rapor alınarak sonucuna göre karar verilmesi gerekip gerekmediği noktalarında toplanmaktadır. III. GEREKÇE 12. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 27. maddesi gereğince davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukukî dinlenilme hakkına sahiptir. Bu hak; yargılama ile ilgili olarak bilgi sahibi olunmasını, açıklama ve ispat hakkını, mahkemenin açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini, kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini de içerir. Bu ilkeler uyarınca gerekçesiz karar oluşturulması, başlı başına usule aykırılık sorunu olarak görülmüş; hükmün kapsamını belirleyen HMK’nın 297. maddesi uyarınca kararda; tarafların iddia ve savunmalarının özetini, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delilleri, delillerin tartışılmasını ve değerlendirilmesini, neden bir kısım delile üstünlük tanındığının ya da tanınmadığının belirtilmesini, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukukî sebeplerin gösterilmesini aramıştır. 13. Mahkeme iki tarafa eşit şekilde hukukî dinlenilme hakkı tanıyarak hükmünü vermelidir. Bu hak aynı zamanda, 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 36. maddesi ile teminat alınan ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddesi ile düzenlenen adil yargılanma hakkının da en önemli unsurlarından biridir. 14. Uyuşmazlığın çözümü için tanık delili ve bilirkişi incelemesi hakkında da birtakım açıklamalar yapmakta fayda bulunmaktadır. 15. Davada taraflar arasında çekişmeli olan, geçmişte meydana gelmiş olaylar ve durumlar ile ilgili sahip olduğu bilgi ve algılarını mahkemeye aktaran kişiye tanık denir. Burada bahsedilen bilgi; tanığın gördükleri ve işittikleridir (Örneğin, gördüğü bir trafik kazasını veya işittiği konuşmaları mahkemeye aktarması). Tanık sadece gördüklerini ya da duyduklarını mahkemeye aktarır, olayları yorumlamaz ( Pekcanıtez, H./ Atalay, O./Özekes, M.: Medeni Usul Hukuku, Ankara 2011, s. 506). 16. Doğrudanlık ilkesi gereğince, tanık, kural olarak davaya bakan mahkemede dinlenir. Tanık, mahkemenin yargı çevresi dışındaysa istinabe yoluyla dinlenmesine karar verilebilir. Yine mahkeme, gerçeğin ortaya çıkması için gerekli görürse, tanığın olayın gerçekleştiği veya şeyin bulunduğu yerde dinlenilmesine karar verebilir.  Buna göre, taşınmaza ilişkin davalarda tanığın taşınmazın başında keşif esnasında dinlenmesi gerekir. Tanık davetiye ile çağrılır. Tanığın taraflarca getirilmesini zorunlu kılan bir kural bulunmamaktadır. 17. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 241. maddesi uyarınca, mahkeme gösterilen tanıklardan bir kısmının tanıklığı ile ispat edilmek istenen husus hakkında yeterli derecede bilgi edindiği takdirde, geri kalanların dinlenilmemesine karar verebilir. “Tanıklardan bir kısmının dinlenilmesiyle yetinilmesi” başlıklı 241. madde, davayı uzatma niyetiyle hareket etmek isteyen tarafın bu konudaki çabalarını önleme amacını güden, mahkemeye tanınmış bir imkândır. Bu bağlamda mahkemece, taraflarca tanık listesinde gösterilen tanıklardan bir kısmının dinlenmesiyle yeterli derecede sonuç alınmış ise diğerlerinin dinlenmesinden vazgeçilmiş sayılmasına karar verilebilecektir. Ancak madde ile tanınan bu imkân mahkemece çok dikkatli değerlendirilmeli; her tanığın aynı bilgiye sahip olmayabileceği, diğer tanığın olay hakkında aydınlatıcı bilgileri mahkemeye sunabileceği, tanık sayısını sınırlandırılması ile tarafların adil yargılanma ve hukukî dinlenilme hakkının ihlaline yol açabileceği gözden kaçırılmamalıdır. 18. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 266, 6754 sayılı Bilirkişilik Kanunu’nun 3. maddeleri ile Bilirkişilik Yönetmeliği’nin 5. maddesinde hangi hâllerde bilirkişiye başvurulması gerektiği hususu açıkça düzenlenmiştir. Buna göre; mahkeme, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde, taraflardan birinin talebi üzerine yahut kendiliğinden, bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verir. Ancak genel bilgi veya tecrübeyle ya da hâkimlik mesleğinin gerektirdiği hukukî bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulamaz. Bilirkişi, raporunda çözümü uzmanlığı, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hususlar dışında açıklama yapamaz; hukukî nitelendirme ve değerlendirmelerde bulunamayacağı gibi, hâkim de genel bilgi veya tecrübeyle ya da hâkimlik mesleğinin gerektirdiği hukukî bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvuramaz. 19. Eldeki davada, davalılar vekilince dinlenmeyen tanıkların görgü ve bilgilerine başvurulduğunda, davanın aydınlanacağı, yargılamanın seyrinin, kusur oranlarının değişecebileceği savunulmuş, tüm tanıkları dinlendikten sonra kusur ve tazminat miktarı yönünden rapor alınması talep edilmiştir. Diğer iki tanığın dinlenmesi yönündeki bu talebin davayı uzatma amacını taşıdığından bahsedilemeyecektir. Mahkemece davalı tanıklarından sadece Müyesser Ünver dinlenmiş, diğer tanıklar Büşra Ünver ve Yaşar Uluat dinlenmeden karar verilmiştir. Mahkemece bu tanıkların dinlenmesi için yeniden keşif yapılmasının gerektiği, tek tanık beyanı ile yeterince bilgi sahibi olunduğu, kazanın çok karışık bir kaza olmadığı, diğer tanıkların da aynı yönde beyanda bulunacağı, beyanının kusur durumunu değiştirmeyeceği belirtilmiştir. Oysaki yukarıda izah edildiği üzere tanık; sadece gördüklerini ve duyduklarını mahkemeye aktaran kişidir. Tanık olayları yorumlayamayacağı gibi, tanığın görüşüne de başvurulmaz. Dinlenmeyen tanıkların duruşma esnasında dinlenmesi mümkündür. Burada tanıkların beyanının alınmasındaki amaç, trafik kazasının oluşum sürecinin tespit edilmesidir, yoksa kusur durumunun tanık beyanına göre hâkim tarafından değiştirilmesi olarak algılanamaz. 20. Zarar veren, kusuru oranında gerçek zararı ödemekle sorumludur. Trafik kazasının oluşumunda sürücülerin kusur oranlarının teknik bilirkişi raporuyla belirlenmesi gerekmektedir. Kazanın oluşum süreci net olarak tespit edilmeden, teknik inceleme için bilirkişiye başvurulamaz. Elbette tarafların tüm delilleri toplandıktan ve kazanın oluş şekline ilişkin sabit görülen maddi vakıa tam olarak saptandıktan sonra, tarafların kusur durumu değişmeyebilir; ancak bu sonuca hâkimin yorumu ile değil, özel veya teknik bilgiyi içeren bilirkişi raporu ile ulaşılabilir. Mahkemece, bahsi geçen iki tanık dinlenmeyerek savunma ve hukukî dinlenilme hakkı kısıtlandığı gibi, hukuka uygun olmayan, farazi gerekçelerle sonuca ulaşılmaya çalışılmıştır. 21. Kazanın oluş şekline göre değişkenlik göstermekle birlikte, kazalı bir araçta hayatın olağan akışına göre değer kaybı oluşacağı muhakkaktır. Kazalı bir araçta değer kaybı oluşup oluşmadığı veya oluşan değer kaybının miktarı; aracın modeli, markası, kaza tarihindeki yaşı, kilometresi, hasarın nitelik ve niceliği vs. gibi hususlara bağlı olarak değişiklik gösterebilir. Değer kaybı; bahsedilen kriterler göz önüne alınarak, aracın hasarsız hâliyle ve kaza tarihi itibariyle serbest piyasadaki ikinci el piyasa rayiç değeri ile aracın hasarı onarıldıktan sonraki hâline göre serbest piyasadaki ikinci el piyasa değeri arasındaki farkın tespit edilmesiyle bulunur. Kusur durumu gibi değer kaybı incelemesi de teknik bilirkişi incelemesini gerektirmektedir. Davacı aracının hasar bedeli olan 11.912TL dava dışı kasko şirketi tarafından ödenmiştir. Adli Tıp Kurumundan alınan bilirkişi raporunda araçta 4.500TL değer kaybı olduğu belirtilmiştir. Değer kaybının tespiti konusunda bahsedilen yönlerden bir araştırma yapılmamış olup, raporun bu hâliyle hükme esas alınamayacağı açıktır. Ancak mahkemece teknik incelemeyi içeren bilirkişi raporuna neden itibar edilmediği gerekçeli kararda tartışılmadığı gibi, bu hususta usulüne uygun olarak yeni bir inceleme de yaptırılmamış, teknik incelemeyi gerektiren bir hususta Ticaret Odasının yazı cevaplarına dayanılarak sonuca ulaşılmaya çalışılmış, bu yazı cevaplarına neden üstünlük tanındığına gerekçeli kararda değinilmemiştir. 22. Yukarıda izah edilen bu gerekçelerle mahkemece yapılan araştırma ve inceleme Hukuk Genel Kurulunca da yeterli görülmediğinden mahkemece; öncelikle davalılar vekilince bildirilen diğer tanıkların usulüne uygun biçimde dinlenilmeleri, daha sonra İTÜ veya KGM gibi kurum veya kuruluşlardan seçilecek bilirkişi ya da bilirkişi kurulundan tüm dosya kapsamına, olayın oluş şekline göre tarafların kazanın meydana gelmesinde kusur durumlarının ve yukarıda açıklandığı biçimde davacı aracında oluşan değer kaybının tespiti hususlarında ayrıntılı, önceki raporların da irdelendiği, gerekçeli ve denetime elverişli bir bilirkişi raporu alınarak sonucuna göre karar verilmesi gerekmektedir. 23. Hâl böyle olunca, mahkemece Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. 24. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır. IV. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; Davalılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun Geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, Aynı Kanun’un 440/III-1. maddesi gereğince karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere 15.06.2021 tarihinde oy birliği ile kesin olarak karar verildi.

Elektrikli Taşıtlarda Değer Kaybının Belirlenme Esasları

Motorlu araç sigortalarına ilişkin rapor standartlarında yakıt türünün tam elektrikli olarak açıkça gösterilmesi öngörülmekle birlikte, elektrikli taşıtlar bakımından soyut formüller yerine somut piyasa analizi yaklaşımı uygulanmaktadır. Mülkiyet hakkının korunması bakımından hak sahibinin uğradığı gerçek zararın somut piyasa şartları gözetilerek belirlenmesi önem taşımaktadır.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2017/2049 Esas ve 2021/771 Karar sayılı ilamında vurgulandığı üzere; aracın markası, modeli, üretim yılı, kaza anındaki kilometresi, hasarın niteliği ve hasar gören parçaların niceliği değer kaybının belirlenmesinde temel ölçütlerdir. Bu kriterler çerçevesinde kaza anındaki hasarsız rayiç ile tamir sonrası rayiç arasındaki ekonomik eksilme tespit edilir.

Batarya Değişimi, Batarya Sağlığı ve Yapısal Hasarlar

Elektrikli araçların en önemli parçası olan yüksek voltaj bataryasının kaza sonrasında sıfır ve orijinal bir üniteyle yenilenmiş olması araçtaki değer kaybını kendiliğinden ortadan kaldırmaz. Zira değer kaybı sadece takılan parçanın yeni olmasına göre değil, kaza geçmişinin ikinci el araç piyasasındaki alıcı davranışı ve fiyat algısı üzerindeki etkisine göre değerlendirilir.

Bataryanın kaza öncesindeki sağlık seviyesi hesaplamada dikkate alınır; ancak kaza öncesinde olağan kullanımdan kaynaklanan doğal yıpranma payı kazaya yüklenemez. Tazminatın hukuki gayesi hak sahibinin mevcut malvarlığını zenginleştirmek değil, kazanın neden olduğu ilave ekonomik eksilmeyi gidermektir.

Batarya paketinin kendisi hasar görmemiş olsa dahi taban bölümünde ve batarya muhafazasında meydana gelen yapısal hasarlar ikinci el piyasasında su yalıtımı, elektrik izolasyonu, yangın ve termal arıza riskleri yönünden güvenlik tereddüdü oluşturabilir. Bu tereddüdün serbest piyasa satış bedelini düşürdüğü emsal araştırmasıyla ortaya konulursa oluşan fark değer kaybı hesabına dahil edilir.

Onarım Bedeli ile Değer Kaybı Arasındaki Ayrım

Onarım maliyeti ile değer kaybı tazminatı hukuken birbirinden bağımsız iki ayrı zarar kalemidir. Değiştirilen veya onarılan elektronik aksamların ve yüksek teknolojili parçaların maliyetinin yüksek olması, tek başına o meblağ nispetinde değer kaybı oluştuğu sonucunu doğurmaz.

Aracın üretici standartlarına uygun olarak yetkili serviste ve bütünüyle orijinal parçalar kullanılarak onarılması değer kaybı talebini bertaraf etmez. Fiziksel ve teknik onarım eksiksiz tamamlansa bile aracın kaza geçmişi nedeniyle serbest piyasada uğradığı ekonomik değer eksilmesi devam edebilir.

Kusur Dağılımı ve Teminat Sorumluluğu

Zarar veren taraf, kazanın meydana gelmesindeki kusuru oranında gerçek zararı tazmin etmekle yükümlüdür. Kazanın oluşumunda tamamen kusurlu olan araç sahibi karşı tarafın zorunlu trafik sigortasından değer kaybı talep edemez; kısmi kusur hâlinde ise değer kaybı tazminatı karşı tarafın kusur oranı nispetinde talep edilir.

Kazada tam kusurlu olan araç sahibinin kendi kasko sigortasından değer kaybı talep edebilmesi için kasko poliçesinde bu zararı kapsayan özel bir teminatın bulunup bulunmadığı ayrıca incelenmesi gereken bir husustur; standart kasko poliçelerinin değer kaybını kendiliğinden karşılayacağı varsayılmamalı, poliçe ve özel şartlar incelenmelidir.

Kaza neticesinde tam hasara uğrayarak hurdaya ayrılan ya da trafikten çekilen elektrikli araçlar bakımından onarım sonrası değer kaybı hesabı yapılamaz; bu zarar kalemi zorunlu trafik sigortası teminatı dışında kalmaktadır.

Aracın geçmişinde tramer veya hasar kaydının bulunması yeni kazadan ötürü değer kaybı talep edilmesini mutlak biçimde engellemez. Ancak yapılacak teknik değerlendirmede önceki hasarın aracın hangi bölgesinde yer aldığı, aynı parçaların önceden hasarlanıp hasarlanmadığı ve mevcut kazanın ilave bir piyasa kaybı doğurup doğurmadığı denetlenir.

Değer kaybı mülkiyette meydana gelen kalıcı değer eksilmesini karşılarken; aracın makul onarım süresi boyunca kullanılamamasından kaynaklanan araç mahrumiyeti zararı geçici kullanım kaybını ifade eder. Hukuki koşulları mevcutsa bu iki farklı zarar kalemi aynı dava kapsamında birlikte istenebilir.

Zorunlu Başvuru Usulü ve Zamanaşımı Süreleri

2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 97. maddesi uyarınca, zorunlu mali sorumluluk sigortası sınırları dahilinde dava yoluna gitmeden önce sigorta kuruluşuna yazılı başvuruda bulunulması dava şartıdır. Sigortacının başvuru tarihinden itibaren en geç 15 gün içinde cevap vermemesi ya da verilen cevabın uyuşmazlığı gidermemesi hâlinde genel mahkemelerde dava açılabilir veya 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu çerçevesinde tahkim yoluna başvurulabilir.

2918 sayılı KARAYOLLARI TRAFİK KANUNU m. 97Kaynağı aç
Madde 97 – (Değişik: 14/4/2016-6704/5 md.) Zarar görenin, zorunlu mali sorumluluk sigortasında öngörülen sınırlar içinde dava yoluna gitmeden önce ilgili sigorta kuruluşuna yazılı başvuruda bulunması gerekir. Sigorta kuruluşunun başvuru tarihinden itibaren en geç 15 gün içinde başvuruyu yazılı olarak cevaplamaması veya verilen cevabın talebi karşılamadığına ilişkin uyuşmazlık olması hâlinde, zarar gören dava açabilir veya 5684 sayılı Kanun çerçevesinde tahkime başvurabilir. Sağlık hizmet bedellerinin ödenmesi:[73]

Değer kaybı talebinin sigortacıya iletilmesinden itibaren bir iş günü içerisinde şirketçe eksper görevlendirilmemesi durumunda hak sahibinin Sigorta Bilgi ve Gözetim Merkezi sistemi üzerinden eksper atanmasını talep edebildiği belirtilmektedir; bu kural birincil uygulama esaslarından bağımsız olarak doğrulanmalıdır.

2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 109. maddesinin birinci fıkrası uyarınca, motorlu araç kazalarından doğan maddi tazminat talepleri zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten itibaren iki yıl ve her hâlde kaza gününden başlayarak on yıl içinde zamanaşımına uğrar.

2918 sayılı KARAYOLLARI TRAFİK KANUNU m. 109Kaynağı aç
Madde 109 – Motorlu araç kazalarından doğan maddi zararların tazminine ilişkin talepler, zarar görenin, zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yıl ve herhalde, kaza gününden başlayarak on yıl içinde zamanaşımına uğrar. Dava, cezayı gerektiren bir fiilden doğar ve ceza kanunu bu fiil için daha uzun bir zaman aşımı süresi öngörmüş bulunursa, bu süre, maddi tazminat talepleri için de geçerlidir. Zamanaşımı, tazminat yükümlüsüne karşı kesilirse, sigortacıya karşı da kesilmiş olur. Sigortacı bakımından kesilen zamanaşımı, tazminat yükümlüsü bakımından da kesilmiş sayılır. Motorlu araç kazalarında tazminat yükümlülerinin birbirlerine karşı rücu hakları, kendi yükümlülüklerini tam olarak yerine getirdikleri ve rücu edilecek kimseyi öğrendikleri günden başlayarak iki yılda zamanaşımına uğrar. Diğer hususlarda, genel hükümler uygulanır. Görevli ve Yetkili Mahkeme:[78]

Tazminat talebine konu fiilin aynı zamanda suç teşkil etmesi ve ceza kanunlarında bu fiil için daha uzun bir zamanaşımı süresi öngörülmüş bulunması hâlinde 2918 sayılı Kanun'un 109. maddesinin ikinci fıkrası gereğince uzamış ceza zamanaşımı uygulanır. Zamanaşımının tazminat yükümlüsüne karşı kesilmesi durumunda sigortacıya karşı da kesilmiş sayılır; sigortacı bakımından kesilen zamanaşımı da yükümlü açısından kesilmiş kabul edilir. Tazminat yükümlülerinin birbirlerine rücu hakları ise yükümlülüğün ifa edildiği ve rücu edilecek kişinin öğrenildiği andan itibaren iki yılda zamanaşımına uğrar.

Bilirkişi İncelemesi ve Yargılama Usulü

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 266. maddesi ve 6754 sayılı Bilirkişilik Kanunu'nun 3. maddesi gereğince, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde hâkim bilirkişinin görüşünün alınmasına karar verir; hâkimlik mesleğinin gerektirdiği hukuki bilgiyle çözümlenebilecek konularda bilirkişiye başvurulamaz. Trafik kazasında kusur durumu ve araçtaki değer kaybının saptanması bu kapsamda teknik bilirkişi incelemesini zorunlu kılar.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2017/2049 Esas ve 2021/771 Karar sayılı ilamında; teknik bilirkişi heyetinden denetime elverişli kusur ve değer kaybı raporu temin edilmeksizin, ticaret odası yazı cevaplarına neden üstünlük tanındığının gerekçeli kararda tartışılmaması ve bu yazılara dayanılarak sonuca ulaşılmaya çalışılması usul ve yasaya aykırı bulunmuştur. Mahkemenin delilleri ayrıntılı tartışması, 6100 sayılı Kanun'un 27. maddesindeki hukuki dinlenilme hakkını gözetmesi ve neden belirli delillere üstünlük tanıdığını gerekçeli kararında açıkça göstermesi şarttır.

6100 sayılı Kanun'un 241. maddesi uyarınca mahkeme, gösterilen tanıklardan bir kısmının beyanıyla yeterli bilgi edinirse geri kalanların dinlenilmemesine karar verebilirse de bu takdir yetkisi tarafların adil yargılanma ve hukuki dinlenilme haklarını ihlal edecek biçimde uygulanamaz.

Elektrikli araçta bataryanın yenilenmesi değer kaybını önler mi?

Bataryanın sıfır ve orijinal parçayla değiştirilmesi değer kaybını kendiliğinden engellemez; piyasada kaza geçirmiş taşıtlara yönelik oluşan alıcı davranışı ve ekonomik eksilme dikkate alınır.

Tamamen kusurlu olan elektrikli araç sürücüsü değer kaybı alabilir mi?

Kazada yüzde yüz kusurlu bulunan araç sahibi, karşı tarafın zorunlu trafik sigortasından değer kaybı tazminatı talep edemez.

Elektrikli araç değer kaybı davasında zamanaşımı süresi ne kadardır?

2918 sayılı Kanun'un 109. maddesi gereğince zarar ve sorumlunun öğrenilmesinden itibaren iki yıl ve her hâlde kaza tarihinden itibaren on yıllık zamanaşımı süresi uygulanır; fiilin suç teşkil etmesi hâlinde uzamış ceza zamanaşımı süresi geçerlidir.

Sigorta şirketine başvurmadan değer kaybı davası açılabilir mi?

2918 sayılı Kanun'un 97. maddesi uyarınca zorunlu trafik sigortacısına dava açılmadan önce yazılı başvuru yapılması zorunludur; 15 gün içinde yanıt verilmemesi veya uyuşmazlığın çözülmemesi hâlinde dava açılabilir.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu