Çıraklık Sözleşmesinin Hukuki Niteliği ve Şartları

by Avukat Erdal Ersoy
Çıraklık Sözleşmesinin Hukuki Niteliği ve Şartları

Çıraklık sözleşmesi; bir mesleki eğitim merkezinde veya işletmede mesleki eğitim alacak çırak ile usta öğretici veya işveren arasında kurulan, çırağa bir mesleğin öğretilmesini ve buna karşılık çırağın da iş yerinde belirli kurallara uyarak çalışmasını öngören iki taraflı ve kendine özgü bir borç ilişkisidir. Bu sözleşmeyi adi bir iş sözleşmesinden ayıran temel nitelik, sözleşmenin asıl amacının ekonomik bir üretim gerçekleştirmekten ziyade mesleki eğitim verilmesi olmasıdır. İşveren veya usta öğretici, çırağa salt iş gördürmekle yükümlü olmayıp mesleğin teorik ve pratik kurallarını öğretmek durumundadır. Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 2025/14096 Esas ve 2025/17192 Karar sayılı ilamında da vurgulandığı üzere, çıraklık sözleşmesinde akdi ilişkinin üstün niteliği çalışma olgusu değil, kişiye meslek ve sanatın öğretilmesidir.

Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2025/14096, K. 2025/17192Kaynağı aç
10. Hukuk Dairesi         2025/14096 E.  ,  2025/17192 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ:İş Mahkemesi SAYISI: 2024/454 E., 2025/177 K. İlk Derece Mahkemesi kararı davalı ve fer'i müdahil Kurum vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi … tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü; I. DAVA Davacı vekili, müvekkilinin, davalı işveren nezdinde 05.10.19 87… .01.1992 tarihleri arasında yapmış olduğu hizmetlerinin uzun vadeli sigorta kapsamında, sürekli ve kesintisiz çalıştığının tespitini, ve 01.01.1992 tarihinden önceki çalışmalarının prim ödeme gün sayısına dâhil edilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı … Genel Müdürlüğü vekili cevap dilekçesinde özetle; çıraklık eğitimine başladığı tarihte davacı, 18 yaşın altında olduğundan (reşit olmadığından) velisi ile imzalanan çıraklık sözleşmesi ve 2098 sayılı Kanun kapsamında çıraklık eğitimine alındığını, ‘çıraklık sözleşmesi’nin ardından 30 yıl geçtikten sonra inkâr edilmesi, bu dönemin hizmet ilişkisi olduğunun iddia edilmesinin gerek Medeni Kanunun iyiniyet kuralına, gerekse hukukun temel kurallarına aykırı olduğunu, keza talebin zamanaşımına da uğradığını, davanın öncelikle zamanaşımı yönünden reddi gerektiğini, dava edilen dönemde davacı 3308 sayılı Kanun kapsamında velisi ile imzalanan çıraklık sözleşmesi devam etmekte olduğundan, bu tespitlere ve anılan Kanun hükmüne göre davaya bakmaya İş Mahkemesi görevli olmayıp Asliye Hukuk Mahkemesi görevli olacağından, davanın öncelikle görev yönünden reddi gerektiğini, Müvekkil Kuruma ait Çıraklık Okulunun 1986 yılında 3308 sayılı Kanun yürürlüğe girmesi ile kapandığını, davacının, 3308 sayılı Kanun'un 10.maddesinde aranan ‘‘çırak olabilme’’ koşullarını taşıdığından, yani 13 yaşını doldurmuş, 19 yaşından gün almamış olduklarından … Bakanlığı Çıraklık Eğitim Merkezi tarafından çıraklık eğitimine kabul edilerek çıraklık diplomasını almaya hak kazandığını, sigorta primlerinin de Bakanlık tarafından ödendiğini, davacının asgari ücretin %30’u kadar ücret aldığını ve 30’ar gün yıllık izin kullandığını, davacının çıraklık dönemindeki eğitiminin 3308 sayılı Kanun'un 12. maddesinde hüküm altına alınmış olup, çıraklık eğitiminin esas ve usullerinin yönetmelikle düzenleneceğinin açıklandığını, davacının 3308 sayılı Kanun'un ve bu Kanun doğrultusunda yürürlüğe giren yönetmelik hükümleri ve velisi ile imzalanan çıraklık sözleşmesi dikkate alınarak çıraklık eğitimine tabi tutultuğunu, davacının üretimde çalışması ve fazla mesai yapmasının fiziksel olarak da imkansız olduğunu, bir işçi 50 kg yük kaldırabilirken çırakların böyle bir yükü kaldırmalarının mümkün olmadığını, fabrikalarda çırakların ve işçilerin aynı şartlarda çalışmalarının mümkün olmadığını, müvekkil Kurumun işçileri bile belirli prosedürler ve güvenlik önlemleri dahilinde çalışmakta iken eğitim sürecindeki çırakların işçi gibi çalıştırılması ve o ağır iş yükünün altına yalnız başlarına sokulmalarının başta müvekkil Kurumun çalışma disiplini olmak üzere işin kendi tabiatı gereği mümkün olmadığını, belirterek; açıklanan nedenlerle davanın öncelikle usulden ve her halükarda esastan reddine karar verilmesini talep etmiştir. Fer’i müdahil Kurum vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının … Sigorta Sicil Numarası ile 05/10/1987 tarihli işvereni Çıraklık Eğitim Merkezi olarak İşe Giriş Bildirgesi olduğunu, ancak Hizmet Döküm Cetveli incelendiğinde 1992/01 öncesine ilişkin hizmet bildirimi bulunmadığını, davacının dava konusu ettiği 05/10/1987-28/02/1991 tarihleri arasında hizmet akdine dayalı çalışması görülmediğini, davacının 05/10/1987 tarihli İşe giriş Bildirgesi Çıraklık Eğitimine ilişkin olup işçi statüsünde olmadığını, eylemli veya gerçek biçimde çalışmanın varlığı saptanmadıkça, hizmet akdine dayanılarak dahi sigortalılıktan söz edilemeyeceğini beyanla davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin 14.09.2021 tarihli kararı ile davanın kabulüne karar verilmiştir. IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf ve fer'i müdahil Kurum vekilleri tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin 22.03.2023 tarihli kararı ile başvuruların esastan reddine karar verilmiştir. V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Son Bozma Kararı Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararının süresi içinde davalı ve fer'i müdahil Kurum vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine Dairenin 19.09.2024 tarihli ilamında, "…Somut olayda, davacının dava konusu dönemde 14 yaşında olduğu, dava konusu dönemde çıraklık sözleşmesinin bulunduğu, Mahkemece davacının sıhhi tesisat işinde ne şekilde üretime katıldığı hususu açıklığa kavuşturulmadan soyut tanık beyanlarına itibar edilerek karar verildiği anlaşılmakta olup dava konusu dönemdeki çalışmanın gerçekten üretime katılma niteliğinde olup olmadığı, mesleki eğitim kapsamında kalıp kalmadığı hususu araştırılmalı, çıraklık müfredatı da getirtilmek suretiyle fiilen yaptığı işlerle karşılaştırılmalı, öğrenmeyi aşan bir çalışma olup olmadığı hususu delilleriyle araştırılarak sonucuna göre karar verilmelidir." gerekçesiyle kararın bozulmasına karar verilmiştir. B. İlk Derece Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen İkinci Karar İlk Derece Mahkemesinin 08.05.2025 tarihli kararı ile davanın kabulüne karar verilmiştir. VI. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri 1.Davalı Kurum vekili, davanın reddi ile kararın bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir. 2.Fer'i müdahil Kurum vekili, davanın reddi ile kararın bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Dava, hizmet tespiti istemine ilişkindir. 1. Mahkemenin, Yargıtay Dairesince verilen bozma kararına uyması sonunda, kendisi için o kararda gösterilen şekilde inceleme ve araştırma yaparak, yine, o kararda belirtilen hukuki esaslar gereğince hüküm verme yükümlülüğü doğar. “Usuli kazanılmış hak” olarak tanımlayacağımız bu olgu; Mahkemeye, hükmüne uyduğu Yargıtay bozma kararında belirtilen çerçevede işlem yapma ve hüküm kurma zorunluluğu getirdiği gibi, Mahkemenin kararını bozmuş olan Yargıtay Hukuk Dairesince; sonradan, ilk bozma kararı ile benimsemiş olduğu esaslara usuli kazanılmış hakka aykırı bir şekilde, ikinci bir bozma kararı verilememektedir. (09.05.1960 gün ve 21/9 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı, Hukuk Genel Kurulunun 12.07.2006 gün, 2006/9-508 E., 2006/521 sayılı kararı) Yargıtay tarafından bozulan bir hükmün bozma kararının kapsamı dışında kalmış olan kısımları kesinleşir. Bozma kararına uymuş olan Mahkeme kesinleşen bu kısımlar hakkında yeniden inceleme yaparak karar veremez. Bir başka anlatımla, kesinleşmiş bu kısımlar, lehine olan taraf yararına usuli kazanılmış hak oluşturur. (04.02.1959 gün ve 13/5 sayılı YİBK) 2.Hizmet tespitine ilişkin talebin yasal dayanağı 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun geçiş hükümlerini içeren geçici 7. maddesi gereğince 506 sayılı Kanun'un 79/10. ve 5510 sayılı Kanun'un 86/9. maddeleri olup Anayasal Haklar arasında yer alan sosyal güvenliğin yaşama geçirilmesindeki etkisi gözetildiğinde, sigortalı konumunda geçen çalışma sürelerinin saptanmasına ilişkin bu tür davalar kamu düzeni ile ilgili olduğundan özel bir duyarlılıkla ve özenle yürütülmeleri zorunludur. Bu bağlamda, hak kayıplarının ve gerçeğe aykırı sigortalılık süresi edinme durumlarının önlenmesi, temel insan haklarından olan sosyal güvenlik hakkının korunabilmesi için, tarafların gösterdiği kanıtlarla yetinilmeyip gerek görüldüğünde kendiliğinden araştırma yapılarak delil toplanabileceği açıktır. 3. Bu tür davalarda mahkemece yapılacak iş, davacıyla ilgili varsa tüm belge ve kayıtlar işverenden istenilmeli, çalışmanın gerçekleştiği ileri sürülen işyerinin Kurum nezdinde bulunan dosyası, işverence hazırlanması gerekli ücret ödeme bordroları, puantaj kayıtları ve diğer kayıtlar getirtilmeli, dönemsel sigorta primleri bordrosuyla veya aylık prim ve hizmet belgesiyle bildirimleri yapılan sigortalılar tanık sıfatıyla dinlenilmeli, Kurum müfettişlerince inceleme yapılıp yapılmadığı sorulmalı, inceleme yapılmışsa belgeler getirtilmeli, aynı çevrede faaliyet yürüten ve davacının çalışmasını bilebilecek durumda olan tarafsız nitelikte başka işverenler ve bordrolu çalışanlar yöntemince saptanarak tanık sıfatıyla dinlenilmeli, işçilik alacaklarına ilişkin dava dosyasının varlığı araştırılarak celbedilmeli ve işçilik hakları davasında dinlenen tanıkların anlatımları ile bu dosyada bilgi ve görgüsüne başvurulan tanıkların anlatımları karşılaştırılmalı, varsa çelişki giderilmeli, yargılama sürecinde dinlenen tanık anlatımlarının değerlendirilmesinde, iş yerinin kapsamı, kapasitesi ve niteliği nazara alınmalı, işin mevsimlik olduğu anlaşılırsa dönemleri belirlenmeli, bu dönemde davacı ile işveren arasındaki sözleşmenin askıda olduğu ve mevsimlik dönemlerde hak düşürücü sürenin işlemeyeceği gözönünde bulundurulmalı; böylelikle; çalışmanın varlığı, başlangıç ve bitiş tarihleri, mevsimlik mi, sürekli mi olduğu, yapılan işin kapsam ve niteliği de nazara alındığında kısmi çalışma mümkün olduğundan kısmi ve kesintili olup olmadığı yöntemince araştırılmalıdır. 4. 506 sayılı Kanun’un 2. maddesine göre sigortalılık niteliği, hizmet akdinin kurulması ve 6. madde gereğince çalışmaya başlanması ile edinilir. Aynı Kanun’un “Sigortalı Sayılmayanlar” başlıklı 3/II-B maddesinde; “Özel kanunda tarifi ve nitelikleri belirtilen çıraklar hakkında, çıraklık devresi sayılan süre içinde analık, malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları ile bu Kanunun 35. maddesi hükümleri uygulanmaz.” hükmü öngörülmüştür. Atıf yapılan ve dava konusu dönemde yürürlükte bulunan özel kanun olan 3308 sayılı Mesleki Eğitim Kanunu'nun 3. maddesi, çırağı; “çıraklık sözleşmesi esaslarına göre bir meslek alanında mesleğin gerektirdiği bilgi, beceri ve iş alışkanlıklarını iş içerisinde geliştirilen kişi” olarak tanımlanmıştır. Anılan Kanun'un “Çıraklık Şartları” başlıklı 10. maddesine göre çırak olabilmek için, a)14 yaşını doldurmuş, 19 yaşından gün almamış olmak. (Bu bentte yer alan "onüç yaşını" ibaresi, 16/8/1997 tarih ve 4306 sayılı Kanun'un 6. maddesiyle "ondört yaşını" olarak değiştirilmiştir.) b)En az ilköğretim okulu mezunu olmak. c)Bünyesi ve sağlık durumu gireceği mesleğin gerektirdiği işleri yapmaya uygun olmak gerekmektedir. Ancak, 19 yaşından gün almış olanlardan daha önce çıraklık eğitiminden geçmemiş olanlar, yaşlarına ve eğitim seviyelerine uygun olarak düzenlenecek mesleki eğitim programlarına göre çıraklık eğitimine alınabilir. Kanun'un 13. maddesi hükmüne göre ise “Bu Kanun'un uygulandığı yer ve meslek dallarında 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun çıraklık sözleşmesine dair hükümleri ile 18 yaşını doldurduktan sonra sözleşmesi devam eden çıraklar hakkında 1475 sayılı İş Kanunu'nun, İşçi Sağlığı ve Güvenliği başlıklı beşinci bölümünde yer alan hükümleri dışındaki hükümler uygulanmaz.” 5. Bu hükümler çerçevesinde taraflar arasındaki ilişkinin niteliği belirlenirken, başka bir ifade ile, davacının uyuşmazlığa konu dönemde çırak olup olmadığına karar verilirken, çalışma ilişkisine bakılmalıdır. Gerçekten de çıraklık sözleşmesinde, akdi ilişkinin üstün niteliği çalışma olgusu değil, sigortalıya bir meslek ve sanatın öğretilmesidir. Ancak çırak, işyerinde üretimle ilgili çalışmalara bilfiil katılıyor, meslek ve sanat eğitimi arka planda tutuluyorsa, bu durumda çıraklık ilişkisinden söz edilemeyecektir. Sözü edilen öğrencilerin sigortalı sayılmamaları, “tatbiki mahiyetteki yapım ve üretim işleri” nin gördükleri öğrenimin doğal bir gereği olmasından ötürüdür. Bir başka anlatımla, bu işler -SSK anlamında sigortalı işçilerin gördükleri iş görünümünde bulunsalar bile- belirgin olarak öğrenim çevresine girmektedir. Bu bakımdan, bu gibi durumlarda, esasen bir hizmet akdinin varlığından söz edilemeyeceği için sigortalılık niteliği edinme hali de söz konusu değildir (Mustafa Çenberci, Sosyal Sigortalar Kanunu Şerhi; Ankara, 1977 Baskı, s;130). 506 sayılı Kanun'un 3/II-B maddesinde yazılı olduğu üzere çıraklar hakkında çıraklık devresi süresi içinde analık, malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları ile bu Kanun'un 35. maddesi hükümleri uygulanmaz. Ancak Dairemiz içtihatlarına göre çırakların bu süre içinde diğer çalışanlar gibi üretime katılmaları, meslek ve sanat öğrenimleri geri planda kalıyorsa artık çıraklık ilişkisinden söz edilemeyeceği kabul edilmiştir. Bir işyerinde üretim – imalat, malzemelerin veya bileşenlerin fiziksel olarak bir araya getirilip bir ürünün oluşturulduğu süreci ifade eder.İmalat, genellikle seri üretim veya kitlesel üretim süreçlerini içerir. İmalat, belirli makinelerin, proseslerin ve işçilerin kullanımını gerektirebilir. Genellikle ürünün kalitesi, maliyeti ve üretim hızı gibi faktörler önemlidir. …, nitelikli askeri malzemeler üreten bir kamu kurumu olup, işyerinde üretimde çalışan işçilerde bu üretimi yapabilecek yeterli bilgi birikimi ve tecrübeye sahip kişiler olması gerektiği kuşkusuzdur. … işçi alımınında önceleri kendi bünyesinde kurduğu çıraklık okulunu bitirenler arasından sınavla almakta iken bunların kapanması üzerine Milli Eğitim Bakanlığına bağlı Mesleki Eğitim Merkezlerinde eğitim alanlardan başarılı olanlar arasından sağlamaktadır. 6. Diğer yandan, 6100 sayılı "Kesin Hüküm" başlıklı 303. maddesi; "(1) Bir davaya ait şeklî anlamda kesinleşmiş olan hükmün, diğer bir davada maddi anlamda kesin hüküm oluşturabilmesi için, her iki davanın taraflarının, dava sebeplerinin ve ilk davanın hüküm fıkrası ile ikinci davaya ait talep sonucunun aynı olması gerekir. (2) Bir hüküm, davada veya karşılık davada ileri sürülen taleplerden, sadece hükme bağlanmış olanlar hakkında kesin hüküm teşkil eder. (3) Kesin hüküm, tarafların küllî halefleri hakkında da geçerlidir. (4) Bir dava dolayısıyla ortaya çıkan kesin hüküm, o hükmün kesinleşmesinden sonra dava konusu şeyin mülkiyetini tarafların birisinden devralan yahut dava konusu şey üzerinde sınırlı bir ayni hak veya fer’î zilyetlik kazanan kişiler hakkında da geçerlidir. Ancak, Türk Medenî Kanunu'nun iyiniyetle mal edinmeye ait hükümleri saklıdır. (5) Müteselsil borçlulardan biri veya birkaçı ile alacaklı arasında yahut müteselsil alacaklılardan biri veya birkaçı ile borçlu arasında oluşan kesin hüküm, diğerleri hakkında geçerli değildir." hükmünü amirdir. 7. İnceleme konusu eldeki dosyada, davacı tarafından daha önce açılıp kesinleşen Kırıkkale İş Mahkemesinin E.2008/488, K.2008/1210 sayılı kararında 05.10.1987-01.01.1992 tarihleri arasında kısa vadeden çırak olarak bildirilen çalışmalarının uzun vadeli sigorta kollarına tabi olduğunun tespitini talep ettiği, Mahkemece yapılan yargılama neticesinde 02.01.1992 tarihinden sonraki sürelerin tüm sigorta kollarına tabi üretime yönelik çalışma olduğunun kabulüne karar verildiği, davacı tarafından bu kararın temyiz edilmediği, davalının temyizi üzerine kararın onanarak kesinleştiği anlaşılmış olup bu dava ile görülmekte olan davadaki taleplerin aynı olduğu ve kesin hüküm bulunduğu dikkate alınmaksızın karar verilmesi isabetsiz olup bozmayı gerektirmiştir. Bu maddi ve hukuki olgular göz ardı edilerek eksik araştırma ve inceleme sonucu yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. VII. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1.Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararının yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 2.Peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 3.Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, 11.12.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Sözleşmenin Kurulması ve Geçerlilik Şartları

3308 sayılı Mesleki Eğitim Kanunu'nun 13. maddesi gereğince, Kanun kapsamındaki il ve mesleklerde faaliyet gösteren iş yerleri, ilgili Bakanlıkça tespit edilecek il ve meslek dallarında 19 yaşından gün almamış kişileri çıraklık sözleşmesi yapmaksızın çalıştıramaz. Mesleki ve teknik eğitim okul ve kurumlarının örgün eğitim programlarından mezun olanlar ile kalfalık belgesi sahipleri bu zorunluluğun dışında bırakılmıştır. Çırak olabilmek için kanunen öngörülen yaş sınırları ile ilköğretim veya ortaöğretim mezuniyeti gibi eğitim ön şartlarının sağlanması zorunludur. İşyeri sahibi, aday çırağı ve çırağı çalıştırmaya başlamadan önce bunların velisi, vasisi veya reşit ise kendisi ile yazılı çıraklık sözleşmesi akdetmekle yükümlüdür. Sözleşmenin sözlü yapılması mümkün olmayıp yazılı şekilde düzenlenmesi ve ilgili mesleki eğitim kurumları ile müdürlüklere tescil ettirilmesi geçerlilik şartıdır.

3308 sayılı MESLEKİ EĞİTİM KANUNU m. 13Kaynağı aç
Madde 13 – (Değişik birinci fıkra: 29/6/2001-4702/11 md.) Bu Kanun kapsamında bulunan il ve mesleklerde faaliyet gösteren iş yerleri, Bakanlıkça tespit edilecek illerde ve meslek dallarında ondokuz yaşından gün almamış kişileri çıraklık sözleşmesi yapmadan çalıştıramazlar. Mesleki ve teknik eğitim okul ve kurumlarının örgün eğitim programlarından mezun olanlar ve kalfalık belgesi sahipleri bu hükmün dışında tutulur. İşyeri sahibi, aday çırağı ve çırağı çalıştırmaya başlamadan önce bunların velisi veya vasisi veya reşit ise kendisi ile yazılı çıraklık sözleşmesi yapmak zorundadır. Çıraklık sözleşmesi; çırağın sözleşme süresi içinde reşit olması halinde, çırağın rızasıyla, işyeri sahibinin değişmesi halinde yeni işyeri sahibi aynı mesleği sürdürüyorsa ve rızasıyla devam eder, aynı mesleği sürdürmüyorsa sözleşme feshedilir. Fesih halinde çırağın önceki çalışmaları geçerli olup; yeni yapacağı çıraklık sözleşmesi ile çıraklık statüsünü devam ettirerek çıraklık süresini ve eğitimini tamamlar. (Değişik: 29/6/2001-4702/11 md.) Bu Kanunun uygulandığı yer ve meslek dallarında 818 sayılı Borçlar Kanununun çıraklık sözleşmesine dair hükümleri ile onsekiz yaşını doldurduktan sonra sözleşmesi devam eden çıraklar hakkında 1475 sayılı İş Kanununun, İşçi Sağlığı ve Güvenliği başlıklı beşinci bölümünde yer alan hükümleri dışındaki hükümler uygulanmaz. Çıraklığa başlama ve çıraklık süresi

Sözleşmenin Devamı ve Uygulanacak Hukuki Hükümler

3308 sayılı Kanun'un 13. maddesi uyarınca, çırağın sözleşme süresi içinde reşit olması durumunda sözleşme çırağın rızasıyla devam eder. İşyeri sahibinin değişmesi halinde ise yeni işyeri sahibinin aynı mesleği sürdürmesi ve tarafların rızasıyla sözleşme sürdürülür; yeni işyeri sahibi aynı mesleği sürdürmüyorsa sözleşme feshedilir. Bu sebeple fesih gerçekleştiğinde çırağın önceki çalışmaları geçerli sayılarak yeni yapacağı sözleşmeyle çıraklık süresi ve eğitimi tamamlanır. Anılan Kanun'un uygulandığı yer ve meslek dallarında Borçlar Kanunu'nun çıraklık hükümleri ile onsekiz yaşını doldurduktan sonra sözleşmesi devam eden çıraklar bakımından İş Kanunu'nun işçi sağlığı ve güvenliği hükümleri dışındaki iş mevzuatı kuralları uygulanmaz.

Çalışma Koşulları, Ücret ve Vergi Muafiyeti

Çırakların günlük ve haftalık çalışma süreleri yetişkin işçilere kıyasla daha kısa düzenlenir; mesleki eğitim merkezinde geçen okul günleri çalışma süresinden sayılır. 3308 sayılı Kanun'un 25. maddesi uyarınca işveren, aday çırak ve çırağa yaşına uygun asgari ücretin yüzde otuzundan, kalfalık yeterliğini kazanan mesleki eğitim merkezi 12. sınıf öğrencilerine ise asgari ücretin yüzde ellisinden aşağı ücret ödeyemez. Staj yeri bulunamaması nedeniyle stajını okulda yapan ortaöğretim öğrencileri ile stajlarını kurumlarında sürdüren yükseköğretim öğrencileri kanuni asgari staj ücreti hükmünün dışındadır. Ayrıca aday çırak, çırak ve öğrencilere yapılan bu ücret ödemeleri her türlü vergiden müstesnadır.

3308 sayılı MESLEKİ EĞİTİM KANUNU m. 25Kaynağı aç
Madde 25 – (Değişik: 2/12/2016-6764/45 md.) Aday çırak ve çıraklar ile işletmelerde mesleki eğitim gören, staj veya tamamlayıcı eğitime devam eden öğrencilere işletmeler tarafından ödenecek ücret ve bu ücretlerdeki artışlar, düzenlenecek sözleşme ile tespit edilir. Ancak, işletmelerde mesleki eğitim gören öğrenciler ile mesleki ve teknik ortaöğretim okul ve kurumlarında staj veya tamamlayıcı eğitim gören öğrencilere asgari ücretin net tutarının; yirmi ve üzerinde personel çalıştıran işyerlerinde yüzde otuzundan, yirmiden az personel çalıştıran işyerlerinde yüzde onbeşinden, aday çırak ve çırağa yaşına uygun asgari ücretin yüzde otuzundan, kalfalık yeterliğini kazanan mesleki eğitim merkezi 12’nci sınıf öğrencilerine asgari ücretin yüzde ellisinden aşağı ücret ödenemez. Bu amaçla kamu kurum ve kuruluşları gerekli tedbirleri alır. Staj yapacak işletme bulunamaması nedeniyle stajını okulda yapan ortaöğretim öğrencileri ile yükseköğretim kurumları ve birimlerinde yapan yükseköğretim öğrencilerinin yaptıkları stajlar bu fıkra hükmü kapsamı dışındadır.[13][14] Aday çırak, çırak ve öğrencinin eğitimi sırasında işyerinin kusuru halinde meydana gelecek iş kazaları ve meslek hastalıklarından işveren sorumludur. Aday çırak, çırak ve öğrencilere ödenecek ücretler her türlü vergiden müstesnadır. (Değişik: 2/12/2016-6764/45 md.) Aday çırak, çıraklar, işletmelerde mesleki eğitim gören öğrenciler ile mesleki ve teknik ortaöğretim okul ve kurumlarında okumakta iken staja, tamamlayıcı eğitime veya alan eğitimine tabi tutulan öğrencilerin sigorta primleri asgari ücretin yüzde ellisi üzerinden, Bakanlık ile mesleki ve teknik eğitim yapan yükseköğretim kurumlarının bağlı olduğu üniversitelerin bütçesine konulan ödenekten karşılanır. Aday çırak, çırak ve işletmelerde mesleki eğitim gören, staj veya tamamlayıcı eğitime devam eden öğrenciler ile mesleki ve teknik eğitim okul ve kurumlarında alan eğitimine başlayan öğrenciler hakkında 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun 23, 24, 35 ve 42 nci maddeleri hükümleri uygulanmaz. Ayrıca bunlara aynı Kanuna göre işgöremezlik ödenekleri bağlanacak sürekli işgöremezlik gelirine esas olacak günlük kazançların tespitinde sigorta primine esas tutulan ücret dikkate alınır.[15] İzin

Sosyal Güvenlik Esasları ve İş Sağlığı Güvencesi

3308 sayılı Kanun'un 25. maddesi uyarınca aday çırak, çırak ve staja tabi öğrencilerin sigorta primleri asgari ücretin yüzde ellisi üzerinden ilgili Bakanlık veya üniversite bütçesinden karşılanır. Çıraklık sözleşmesiyle birlikte çıraklar için iş kazası ve meslek hastalığı ile malullük sigortası devreye girer; çırak iş kazasında sigortalılar gibi tedavi ve tazminat haklarından yararlanır. Eğitimi sırasında işyerinin kusuru halinde meydana gelecek iş kazaları ve meslek hastalıklarından işveren sorumludur. Bunun yanında çırakların beden gelişimini olumsuz etkileyecek, zehirli maddelerin bulunduğu, yüksek yerlerde veya ağır sanayi kollarındaki tehlikeli işlerde çalıştırılması yasak olup aykırılık idari para cezası ve cezai sorumluluk doğurur.

Hizmet Akdi İncelemesi ve Yargıtay Kararları

Çırak işyerinde üretim faaliyetlerine bilfiil katılıyor ve meslek ile sanat eğitimi arka planda tutuluyorsa aradaki ilişki çıraklık niteliğini kaybeder. Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 2025/14096 Esas ve 2025/17192 Karar sayılı ilamına göre, çırakların tatbiki mahiyetteki yapım ve üretim işleri gördükleri eğitimin doğal bir gereği olduğundan bu çalışmalar hizmet akdine dayalı sigortalılık niteliği kazandırmaz. Çalışmanın üretime katılma niteliğinde mi kaldığı yoksa mesleki eğitim kapsamında mı olduğu belirlenirken çıraklık müfredatı getirtilerek fiilen yapılan işlerle karşılaştırılmalı ve öğrenmeyi aşan bir çalışmanın bulunup bulunmadığı somut delillerle araştırılmalıdır. İş yerinde fiilen meslek eğitimi verilmemesi, çırağın eğitim merkezine gitmemesi, usta öğretici denetimi olmaksızın vasıflı işçi gibi çalıştırılması ve yaş şartının aşılması durumunda aradaki hukuki ilişki hizmet sözleşmesi kabul edilir.

Sosyal güvenlik hakkının korunmasına yönelik hizmet tespiti davaları kamu düzenine ilişkin olduğundan mahkemelerce tarafların gösterdiği delillerle yetinilmeyip re'sen araştırma ilkesi uyarınca delil toplanır. Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 2025/8243 Esas ve 2025/14956 Karar sayılı kararında belirtildiği üzere, ağır ve uzmanlık gerektiren bir işte çırak olarak başlayan kişinin önceden bu işle ilgili eğitimi veya tecrübesi bulunmadığı ve tanık anlatımlarının soyut kaldığı hallerde, faaliyetin üretime değil işi öğrenmeye yönelik eğitim olduğu kabul edilerek hizmet tespiti talebi reddedilir. Buna karşılık, mahkemece fiilen çırak olmayıp işçi gibi çalıştırıldığı tespit edilen kişiler, sözleşmenin feshi durumunda kıdem tazminatı, ihbar tazminatı ve fazla çalışma ücreti gibi işçilik alacaklarını talep edebilirler.

Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2025/8243, K. 2025/14956Kaynağı aç
10. Hukuk Dairesi         2025/8243 E.  ,  2025/14956 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :İş Mahkemesi SAYISI : 2024/521 E., 2025/51 K. İlk Derece Mahkemesi kararı davalı ve fer'i müdahil Kurum vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi … tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekilli dava dilekçesinde; müvekkilinin davalı Kuruma muhtelif fabrikalarda 1987 tarihinden itibaren çalışmaya başladığını, çıraklık döneminin Ağır Silah Sanayi Müessesesi ve Top Fabrikasında geçtiğini, müvekkilinin çıraklık döneminde diğer işçiler gibi üretime yönelik olarak çalıştırıldığını, hizmetlerinin daha az prim ödemek amacıyla yalnızca kısa vadeli sigorta kollarına tabi olarak Kuruma bildirildiğini, Yasal hükümlere ve yerleşik Yargıtay içtihatlarına göre çırak olarak çalışmanın koşullarının belirlendiğini, davalı Kurum uygulamalarının bu düzenlemelere aykırılık teşkil ettiğini, çırak olarak çalıştırılan dönemlerin kıdemden ve sigortalılıktan sayılmaması nedeniyle çıraklık döneminde TİS hükümlerinden yararlanamadığını, müvekkilinin çırak olarak çalışmaya başladığı tarihten itibaren çırak olarak değil direkt işçiler gibi imalata yönelik çalıştırıldığını, tezgahlarda birebir üretim yaptığını, çıraklık döneminin aralıksız ve kesintisiz her gün bilfiil üretime yönelik çalışarak geçtiğini, 1987 – 1991 yılları arasında davalı Kurumdan tüm sigorta kollarına tabi olma talep ettiğini, talebinin reddedildiğini, dava dışı SGK’mn denetim görevini zamanında yapmayarak müvekkilinin mağdur olmasına sebebiyet verdiğini, müvekkilinin 18 yaşından önceki üretime yönelik geçen çalışmalarının da prim ödeme gün sayısına dahil edilmesi gerektiğini, açıklanan nedenlerle müvekkilinin 01.10.1987 tarihinden itibaren davalı … nezdinde uzun vadeli sigorta kollarına tabi zorunlu sigortalı olarak çalıştığının tespit edilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. II. CEVAP Davalı … vekili cevap dilekçesinde, zamanaşımı def’inde bulunduklarını, davacının daha önce aynı konu hakkında … İş Mahkemesinin 2006/363 E. Sayılı dosyası üzerinden davalı Kurum aleyhine dava açtığını, davacının davalı Kurumda 21.12.1990 – 01.03.1991 tarihleri arasında uzun vadeli sigorta kollarına tabi olarak geçtiğinin tespit edildiğini, hükmün Yargıtay onamasından geçerek kesinleştiğini, Davacının velisi ile davalı Kurum arasında 33 yıl önce yapılan çıraklık sözleşmesi yapıldığını, davacının 3308 sayılı Kanunun 10. maddesinde aranan çırak olabilme koşullarını taşıdığından, dava dışı … Eğitim Merkezi (…) tarafından çıraklık eğitimine kabul edilmek suretiyle Çıraklık Sözleşmesine bağlı olarak çalıştığını, gerekli eğitimleri aldıktan sonra çıraklık diplomasına hak kazandığını, primlerinin dava dışı … tarafından ödendiğini, bu dönemde 3308 saylı Kanun gereğince asgari ücretin %30’u kadar ücret aldığını ve yılda 30 gün yıllık izin kullandığını, diğer işçilerden daha fazla yıllık izin kullandığını, bu durumun davacının eğitim amaçlı çalıştırıldığının bir göstergesi olduğunu, davacının diğer işçiler gibi iki yıllık çıraklık okulu sonrası fabrikalarda pratik çıraklık eğitimine tabi tutulduğunu, eğitimin üretim olarak değerlendirilemeyeceğini, fiziksel yeterliliğinin de bu işi yapmaya elverişli olmadığını, görevinin ustasına yardımcı olmak ve sanatı ustasından görerek geliştirme amacını taşıdığını, davacının dönem bordroları, çıraklık sözleşmesi vb. belgelerin … Çıraklık Eğitim Merkezinden talep edilmesi gerektiğini, davalı Kurum fabrikalarında yapılan işin ağır iş niteliği taşıdığını, çırakların bu tür ağır işleri yapmasının mümkün olamayacağını, davalı Kurumun bu hususları gözeterek çırakları ağır işlerde çalışmadığını ve Kanun, Yönetmelik ve Tüzüklere uygun davrandığını, açıklanan nedenlerle davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin 22.02.2024 tarihli kararı ile "Davacının davasının kabulü ile 1-Davacının 7 sicil no.lu davalı … Genel Müdürlüğünde 05.10.1987 – 21.12.1990 tarihleri arasında hizmet akdiyle çalıştığının ve 506 sayılı Kanun'un 60/g hükmü ve 5510 sayılı Kanun'un 38/2. maddesi hükmü uyarınca prim gününe ilavesinin gerektiğinin tespitine" karar verilmiştir. IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı ve fer'i müdahil Kurum vekilleri tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin 03.07.2024 tarihli kararı ile başvuruların esastan reddine karar verilmiştir. V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararının süresi içinde davalı ve fer'i müdahil Kurum vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine Dairenin 12.09.2024 tarihli ilamında, "… Somut olayda, davacının dava konusu dönemde 14 yaşında olduğu, dava konusu dönemde çıraklık sözleşmesinin bulunduğu, çalıştığı işin ağır işlerden olan döküm işi olduğu, Mahkemece, davacının döküm işinde ne şekilde üretime katıldığı hususu açıklığa kavuşturulmadan soyut tanık beyanlarına itibar edilerek karar verildiği, davacının 18 yaşından itibaren tüm sigorta kollarına tabi çalıştığına yönelik olarak açılan … İş Mahkemesinin E.2006/363 sayılı dava dosyası neticesinde davacının davalı Kurumda 21.12.1990 – 01.03.1991 tarihleri arasında uzun vadeli sigorta kollarına tabi olarak geçtiğinin tespit edildiği, hükmün Yargıtay onamasından geçerek kesinleştiği anlaşılmakta olup Mahkemece, kesinleşen dava dosyası da incelenmek suretiyle bu tarih öncesindeki çalışmanın gerçekten üretime katılma niteliğinde olup olmadığı, mesleki eğitim kapsamında kalıp kalmadığı hususu araştırılmalı, çıraklık müfredatı da getirtilmek suretiyle fiilen yaptığı işlerle karşılaştırılmalı, öğrenmeyi aşan bir çalışma olup olmadığı hususu delilleriyle araştırılarak sonucuna göre karar verilmelidir." gerekçesiyle kararın bozulmasına karar verilmiştir. B. İlk Derece Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen İkinci Karar İlk Derece Mahkemesinin 25.02.2025 tarihli kararı ile; "Davacının davasının kabulü ile 1-Davacının 7 sicil no.lu davalı … Genel Müdürlüğünde 05.10.1987 – 21.12.1990 tarihleri arasında hizmet akdiyle çalışmalarının 506 sayılı Kanun'un 60/g hükmü ve 5510 sayılı Kanun'un 38/2. maddesi hükmü uyarınca prim gününe ilavesinin gerektiğinin tespitine" karar verilmiştir. VI. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri 1.Davalı vekili, davanın reddi ile kararın bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir. 2.Fer'i müdahil Kurum vekili, davanın reddi ile kararın bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, hizmet tespitine ilişkindir. 1. Hizmet tespitine ilişkin talebin yasal dayanağı 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun geçiş hükümlerini içeren Geçici 7. maddesi gereğince 506 sayılı Kanun'un 79/10. ve 5510 sayılı Kanun'un 86/9. maddeleri olup Anayasal haklar arasında yer alan sosyal güvenliğin yaşama geçirilmesindeki etkisi gözetildiğinde, sigortalı konumunda geçen çalışma sürelerinin saptanmasına ilişkin bu tür davalar kamu düzeni ile ilgili olduğundan özel bir duyarlılıkla ve özenle yürütülmeleri zorunludur. Bu bağlamda, hak kayıplarının ve gerçeğe aykırı sigortalılık süresi edinme durumlarının önlenmesi, temel insan haklarından olan sosyal güvenlik hakkının korunabilmesi için, tarafların gösterdiği kanıtlarla yetinilmeyip gerek görüldüğünde kendiliğinden araştırma yapılarak delil toplanabileceği açıktır. 2. Bu tür davalarda Mahkemece yapılacak iş, davacıyla ilgili varsa tüm belge ve kayıtlar işverenden istenilmeli, çalışmanın gerçekleştiği ileri sürülen işyerinin Kurum nezdinde bulunan dosyası, işverence hazırlanması gerekli ücret ödeme bordroları, puantaj kayıtları ve diğer kayıtlar getirtilmeli, dönemsel sigorta primleri bordrosuyla veya aylık prim ve hizmet belgesiyle bildirimleri yapılan sigortalılar tanık sıfatıyla dinlenilmeli, Kurum müfettişlerince inceleme yapılıp yapılmadığı sorulmalı, inceleme yapılmışsa belgeler getirtilmeli, aynı çevrede faaliyet yürüten ve davacının çalışmasını bilebilecek durumda olan tarafsız nitelikte başka işverenler ve bordrolu çalışanlar yöntemince saptanarak tanık sıfatıyla dinlenilmeli, işçilik alacaklarına ilişkin dava dosyasının varlığı araştırılarak celbedilmeli ve işçilik hakları davasında dinlenen tanıkların anlatımları ile bu dosyada bilgi ve görgüsüne başvurulan tanıkların anlatımları karşılaştırılmalı, varsa çelişki giderilmeli, yargılama sürecinde dinlenen tanık anlatımlarının değerlendirilmesinde, iş yerinin kapsamı, kapasitesi ve niteliği nazara alınmalı, işin mevsimlik olduğu anlaşılırsa dönemleri belirlenmeli, bu dönemde davacı ile işveren arasındaki sözleşmenin askıda olduğu ve mevsimlik dönemlerde hak düşürücü sürenin işlemeyeceği gözönünde bulundurulmalı; böylelikle; çalışmanın varlığı, başlangıç ve bitiş tarihleri, mevsimlik mi, sürekli mi olduğu, yapılan işin kapsam ve niteliği de nazara alındığında kısmi çalışma mümkün olduğundan kısmi ve kesintili olup olmadığı yöntemince araştırılmalıdır. 3. 506 sayılı Kanun’un 2. maddesine göre sigortalılık niteliği, hizmet akdinin kurulması ve 6. madde gereğince çalışmaya başlanması ile edinilir. Aynı Kanun’un “Sigortalı Sayılmayanlar” başlıklı 3/II-B maddesinde; “Özel kanunda tarifi ve nitelikleri belirtilen çıraklar hakkında, çıraklık devresi sayılan süre içinde analık, malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları ile bu Kanun'un 35. maddesi hükümleri uygulanmaz.” hükmü öngörülmüştür. Atıf yapılan ve dava konusu dönemde yürürlükte bulunan özel kanun olan 3308 sayılı Mesleki Eğitim Kanunu'nun 3. maddesi, çırağı; “çıraklık sözleşmesi esaslarına göre bir meslek alanında mesleğin gerektirdiği bilgi, beceri ve iş alışkanlıklarını iş içerisinde geliştirilen kişi” olarak tanımlanmıştır. Anılan Kanun'un “Çıraklık Şartları” başlıklı 10'uncu maddesine göre çırak olabilmek için, a)14 yaşını doldurmuş, 19 yaşından gün almamış olmak. (Bu bentte yer alan "onüç yaşını" ibaresi, 16/8/1997 tarih ve 4306 sayılı Kanunun 6 ncı maddesiyle "ondört yaşını" olarak değiştirilmiştir.) b)En az ilköğretim okulu mezunu olmak. c)Bünyesi ve sağlık durumu gireceği mesleğin gerektirdiği işleri yapmaya uygun olmak gerekmektedir. Ancak, 19 yaşından gün almış olanlardan daha önce çıraklık eğitiminden geçmemiş olanlar, yaşlarına ve eğitim seviyelerine uygun olarak düzenlenecek mesleki eğitim programlarına göre çıraklık eğitimine alınabilir. Kanun'un 13. maddesi hükmüne göre ise; “Bu Kanunun uygulandığı yer ve meslek dallarında 818 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun çıraklık sözleşmesine dair hükümleri ile 18 yaşını doldurduktan sonra sözleşmesi devam eden çıraklar hakkında 1475 sayılı İş Kanunu'nun, İşçi Sağlığı ve Güvenliği başlıklı beşinci bölümünde yer alan hükümleri dışındaki hükümler uygulanmaz.” 4. Bu hükümler çerçevesinde taraflar arasındaki ilişkinin niteliği belirlenirken, başka bir ifade ile davacının uyuşmazlığa konu dönemde çırak olup olmadığına karar verilirken, çalışma ilişkisine bakılmalıdır. Gerçekten de çıraklık sözleşmesinde, akdi ilişkinin üstün niteliği çalışma olgusu değil, sigortalıya bir meslek ve sanatın öğretilmesidir. Ancak çırak, işyerinde üretimle ilgili çalışmalara bilfiil katılıyor, meslek ve sanat eğitimi arka planda tutuluyorsa, bu durumda çıraklık ilişkisinden söz edilemeyecektir. Sözü edilen öğrencilerin sigortalı sayılmamaları, “tatbiki mahiyetteki yapım ve üretim işleri” nin gördükleri öğrenimin doğal bir gereği olmasından ötürüdür. Bir başka anlatımla, bu işler -SSK anlamında sigortalı işçilerin gördükleri iş görünümünde bulunsalar bile- belirgin olarak öğrenim çevresine girmektedir. Bu bakımdan, bu gibi durumlarda, esasen bir hizmet akdinin varlığından söz edilemeyeceği için sigortalılık niteliği edinme hali de söz konusu değildir (Mustafa Çenberci, Sosyal Sigortalar Kanunu Şerhi; …, 1977 Baskı, s;130). 506 sayılı Kanun'un 3/II-B maddesinde yazılı olduğu üzere çıraklar hakkında çıraklık devresi süresi içinde analık, malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları ile bu Kanun'un 35. maddesi hükümleri uygulanmaz. Ancak Dairemiz içtihatlarına göre çırakların bu süre içinde diğer çalışanlar gibi üretime katılmaları, meslek ve sanat öğrenimleri geri planda kalıyorsa artık çıraklık ilişkisinden söz edilemeyeceği kabul edilmiştir. Bir iş yerinde üretim – imalat, malzemelerin veya bileşenlerin fiziksel olarak bir araya getirilip bir ürünün oluşturulduğu süreci ifade eder. İmalat, genellikle seri üretim veya kitlesel üretim süreçlerini içerir. İmalat, belirli makinelerin, proseslerin ve işçilerin kullanımını gerektirebilir. Genellikle ürünün kalitesi, maliyeti ve üretim hızı gibi faktörler önemlidir. …, nitelikli askeri malzemeler üreten bir kamu Kurumu olup, iş yerinde üretimde çalışan işçilerde bu üretimi yapabilecek yeterli bilgi birikimi ve tecrübeye sahip kişiler olması gerektiği kuşkusuzdur. … işçi alımınında önceleri kendi bünyesinde kurduğu çıraklık okulunu bitirenler arasından sınavla almakta iken bunların kapanması üzerine Milli Eğitim Bakanlığına bağlı Mesleki Eğitim Merkezlerinde eğitim alanlardan başarılı olanlar arasından sağlamaktadır. 5. İnceleme konusu eldeki davada, önceki bozma ilamında açıkça davacının yaptığı işin ağır işlerden olan, uzmanlık gerektiren döküm işi olduğu belirtildikten sonra davacının 14 yaşında işe girer girmez bu işte üretime yönelik olarak nasıl çalıştığı hususunun araştırılarak açıklanması gerektiği belirtilmiş olup bozma sonrasında yapılan yargılama neticesinde Mahkemece yine soyut tanık beyanları ile davacının üretime yönelik çalıştığı kabul edilmek suretiyle hüküm kurulmuştur. Bozma sonrasında dinlenilen tanıklar 14 yaşında bir çocuğun döküm işinde hangi üretimi yaptığı konusunda herhangi bir açıklama yapmamıştır, davacının işe girmeden önce de bu işle ilgili eğitim aldığı veya tecrübesinin olduğu ispat edilemediğine göre davacının işyerindeki faaliyetinin üretime değil eğitime yönelik olduğunun kabulü gerekir. Buna göre Mahkemece, üretimin malzemelerin veya bileşenlerin fiziksel olarak bir araya getirilip bir ürünün oluşturulduğu süreci ifade ettiği, davacının da işi öğrenmeye yönelik olarak eğitim aldığı hususu nazara alınarak davanın reddine karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi isabetsiz olmuştur. Bu maddi ve hukuki olgular göz ardı edilerek eksik araştırma ve inceleme sonucu yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. VII. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararının yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, Temyiz harcının istek halinde temyiz eden ilgilisine iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, 06.11.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Sözleşmenin Sona Ermesi ve Fesih Sebepleri

Çıraklık eğitimi, meslek dalının kanuni süresi sonunda yapılan kalfalık sınavıyla tamamlanır ve sınavı başarıyla verip kalfalık belgesi alan çırağın sözleşmesi olağan şekilde sona erer. Bunun yanı sıra, çırağın yapacağı mesleği sürdürmesini imkansız kılan kalıcı bir sağlık sorununun ortaya çıkması halinde de sözleşme son bulur. Taraflardan birinin kanuna, ahlaka veya sözleşme hükümlerine aykırı çok ağır davranışlarda bulunması durumunda ise çıraklık sözleşmesi haklı nedenle derhal feshedilebilir. İşverenin çırağa şiddet uygulaması veya kanuni ücretini ödememesi ya da çırağın iş yerine zarar vermesi ve mesleki eğitim merkezine devam etmemesi haklı fesih hallerindendir.

Çıraklık sözleşmesi sözlü olarak kurulabilir mi?

Çıraklık sözleşmesinin sözlü olarak kurulması mümkün değildir; sözleşmenin yazılı şekilde yapılması ve mesleki eğitim kurumlarına tescil ettirilmesi geçerlilik şartıdır.

Çıraklara ödenecek en düşük ücret ne kadardır?

Aday çırak ve çırağa yaşına uygun asgari ücretin yüzde otuzundan, kalfalık yeterliğini kazanan mesleki eğitim merkezi 12. sınıf öğrencilerine ise asgari ücretin yüzde ellisinden aşağı ücret ödenemez.

Çırak olarak gösterilen kişi işçilik alacaklarını talep edebilir mi?

İş yerinde mesleki eğitim verilmeyip fiilen vasıflı bir işçi gibi çalıştırıldığı mahkemece saptanan kişiler kıdem tazminatı, ihbar tazminatı ve fazla mesai ücreti talep edebilirler.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu