Anonim Şirket Kanuni Temsilcilerinin Kamu Borcu Sorumluluğu

by Avukat Erdal Ersoy
Anonim Şirket Kanuni Temsilcilerinin Kamu Borcu Sorumluluğu

Anonim Şirketlerde Kanuni Temsil ve Kamu Borçlarında Şahsi Sorumluluk

Anonim şirketlerin idaresi ve temsili kural olarak yönetim kurulu eliyle yürütülür. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 365. maddesi uyarınca anonim şirket yönetim kurulu tarafından yönetilir ve temsil olunur. Şirketin vergi, harç, prim veya benzeri kamusal borçlarının tüzel kişiliğin malvarlığından tamamen yahut kısmen tahsil edilememesi veya tahsil edilemeyeceğinin anlaşılması durumunda, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun'un mükerrer 35. maddesi gereğince kanuni temsilcilerin şahsi malvarlıklarına müracaat edilir. Temsil yetkisi devredilmediği müddetçe yönetim kurulu üyeleri kanuni temsilci sıfatını haizdir ve ödenmeyen borçlar yönünden şahsen takip muhatabı kılınabilir. 6183 sayılı Kanun'un mükerrer 35. maddesi hükümleri, yabancı şahıs veya kurumların Türkiye'deki mümessilleri hakkında da geçerlidir.

6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 365Kaynağı aç
MADDE 365- (1) Anonim şirket, yönetim kurulu tarafından yönetilir ve temsil olunur. Kanundaki istisnai hükümler saklıdır. 2. Görev dağılımı
6183 sayılı AMME ALACAKLARININ TAHSİL USULÜ HAKKINDA KANUN m. 35 (2/2)Kaynağı aç
Madde 35 – (Ek: 25/5/1995 – 4108/11 md.) Tüzel kişilerle küçüklerin ve kısıtlıların, vakıflar ve cemaatler gibi tüzel kişiliği olmayan teşekküllerin mal varlığından tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacakları, kanuni temsilcilerin ve tüzel kişiliği olmayan teşekkülü idare edenlerin şahsi mal varlıklarından bu Kanun hükümlerine göre tahsil edilir. Bu madde hükmü, yabancı şahıs veya kurumların Türkiye’deki mümessilleri hakkında da uygulanır. Tüzel kişilerin tasfiye haline girmiş veya tasfiye edilmiş olmaları, kanuni temsilcilerin tasfiyeye giriş tarihinden önceki zamanlara ait sorumluluklarını kaldırmaz. Temsilciler, teşekkülü idare edenler veya mümessiller, bu madde gereğince ödedikleri tutarlar için asıl amme borçlusuna rücu edebilirler. (Ek fıkra: 4/6/2008-5766/4 md.; İptal fıkra: Anayasa Mahkemesi’nin 19/3/2015 tarihli ve E.: 2014/144, K.: 2015/29 sayılı Kararı ile.) (Ek fıkra: 4/6/2008-5766/4 md.; İptal fıkra: Anayasa Mahkemesi’nin 19/3/2015 tarihli ve E.: 2014/144, K.: 2015/29 sayılı Kararı ile.) Birleşme, devir, bölünme ve şekil değiştirme halleri:[10]

6102 sayılı Kanun'un 370. maddesi uyarınca, esas sözleşmede aksine hüküm bulunmadıkça yahut yönetim kurulu tek bir üyeden oluşmadıkça şirketi temsil salahiyeti çift imza ile kullanılmak üzere yönetim kuruluna aittir. Yönetim kurulu bu temsil yetkisini bir veya birden fazla murahhas üyeye ya da müdür sıfatıyla üçüncü şahıslara devredebilir. Bununla birlikte, yürürlükteki kanuni düzenleme uyarınca yönetim kurulu üyelerinden en az birinin temsil salahiyetini muhafaza etmesi şarttır.

6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 370Kaynağı aç
MADDE 370- (1) Esas sözleşmede aksi öngörülmemiş veya yönetim kurulu tek kişiden oluşmuyorsa temsil yetkisi çift imza ile kullanılmak üzere yönetim kuruluna aittir. (2) Yönetim kurulu, temsil yetkisini bir veya daha fazla murahhas üyeye veya müdür olarak üçüncü kişilere devredebilir. En az bir yönetim kurulu üyesinin temsil yetkisini haiz olması şarttır. 2. Kapsam ve sınırlar

Yönetim ve Temsil Yetkisinin Devri ile Sorumluluktan Kurtulma Şartları

6102 sayılı Kanun'un 367. maddesi uyarınca yönetim kurulu, şirket esas sözleşmesine konulacak açık bir yetki hükmüne dayanarak düzenleyeceği iç yönerge vasıtasıyla yönetimi kısmen veya tamamen bir yahut birkaç yönetim kurulu üyesine ya da üçüncü kişiye devredebilir. Bahsi geçen iç yönerge şirketin idari teşkilatını düzenleyerek gerekli görevleri belirler, yetki hiyerarşisini somutlaştırır ve hangi personelin kime bağlı olup bilgi sunmakla yükümlü kılındığını gösterir. Yönetim kurulu, pay sahiplerinin yanı sıra korunmaya değer hukuki menfaatini ortaya koyan alacaklıları da talep halinde iç yönerge hakkında yazılı olarak bilgilendirir. Yönetim bu usulle devredilmediği takdirde, yönetim kurulunun tüm üyelerine ait kalmaya devam eder.

Danıştay 13. Daire, E. 2024/3414, K. 2025/1854Kaynağı aç
Danıştay 13. Daire Başkanlığı         2024/3414 E.  ,  2025/1854 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y ONÜÇÜNCÜ DAİRE Esas No:2024/3414 Karar No:2025/1854 TEMYİZ EDEN (DAVACI) : … VEKİLİ : Av. … KARŞI TARAF (DAVALI) : … Defterdarlığı (… Vergi Dairesi Başkanlığı) VEKİLİ : Av. … İSTEMİN KONUSU: … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesinin …tarih ve E:…, K:…sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ: Dava konusu istem: … Petrolcülük A.Ş. (… A.Ş) adına Enerji Piyasası Düzenleme Kurulunun (Kurul) … tarih ve… sayılı kararıyla 5015 sayılı Petrol Piyasası Kanunu'nun 19. maddesi uyarınca verilen 313,790,00-TL idari para cezasının kanuni temsilci sıfatıyla davacıdan tahsili amacıyla düzenlenen …tarih ve … ana takip dosya numaralı ödeme emrinin iptali istenilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: …İdare Mahkemesi'nce verilen … tarih ve E:…, K:… sayılı kararda; depolama lisansı ile faaliyet gösteren dava dışı … Petrolcülük A.Ş. hakkında 20/03/2006 tarihinde yapılan denetimde 13 adet tankı lisansız olarak kullanmak suretiyle lisanssız depolama faaliyeti yürüttüğü tespit edildiğinden bahisle 5015 sayılı Kanun'un olay tarihinde yürürlükte bulunan 19/2-b-2 maddesi uyarınca 313,790,00-TL idari para cezası verilmesine ilişkin… tarih ve … sayılı Kurul kararının iptali istemiyle açılan davada, Dairemizin 29/12/2008 tarih ve E:2006/5337, K:2008/8371 sayılı kararıyla davanın reddine karar verildiği, temyiz incelemesi sonucunda Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 09/07/2013 tarih ve E:2009/1037, K:2013/2409 sayılı kararıyla anılan kararın onanarak kesinleşmesi üzerine, … A.Ş. adına ödeme emri düzenlenmesine rağmen kamu alacağının tahsil edilemediği, malvarlığı araştırması sonucunda şirket adına malvarlığı kaydına rastlanılmadığı, bu şekilde şirketten tahsil edilemeyeceği anlaşılan kamu alacağının tahsili amacıyla asıl borçlu şirketin ortağı ve kanuni temsilcisi olan davacı adına 6183 sayılı Kanun'un mükerrer 35. maddesi uyarınca dava konusu ödeme emrinin düzenlendiği; Davalı idarenin savunmasında her ne kadar adı geçen şirket hakkında yapılan mal varlığı araştırması sonucunda şirketin yeterli mal varlığına rastlanmadığı, bu nedenle şirket ortağı ve kanuni temsilci sıfatıyla davacı hakkında ödeme emrinin düzenlendiği ileri sürülmüş ise de, davacının … A.Ş.'ye idari yaptırıma konu olan fiilin işlendiği 20/03/2006 tarihinden sonraki bir tarihte 07/10/2010 tarihinde ortak olduğu ve işbu durumun 12/10/2010 tarihli Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi'nde ilan edildiği, dolayısıyla idari yaptırıma konu fiilin davacının anılan şirkete ortak olmadığı bir dönemde gerçekleştiği göz önüne alındığında, davacının hukuken ve fiilen şirketin ortağı olmadığı bir dönemde işlenen fiillerden kaynaklanan kamu alacağından sorumlu tutulmasının hukuken mümkün olmadığı anlaşıldığından, kamu alacağının şirketten tahsil edilemediğinden bahisle, şirket ortağı ve kanuni temsilcisi sıfatıyla davacıdan tahsili amacıyla düzenlenen dava konusu ödeme emrinde hukuka uygunluk bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Belirtilen gerekçelerle hukuka aykırı bulunan dava konusu işlemin iptaline karar verilmiştir. Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: … Bölge İdare Mahkemesi …. İdari Dava Dairesince, Dairemizin… tarih ve E:…, K:… sayılı bozma kararına uyularak verilen kararda; 6183 sayılı Kanun'un mükerrer 35. maddesi kapsamında kamu alacağının doğduğu ya da ödenmesi gerektiği zamanda kanuni temsilci olarak görev yapmasının, kanuni temsilcinin amme alacağından sorumlu tutulması için yeterli olduğu, keza, fiil tarihinde görevde olmayıp daha sonra yöneticilik görevinde bulunan ve amme alacağı tahsil edilebilir aşamaya geldiğinde bu görevi devam eden kanuni temsilcinin sorumluluğuna gidilebileceği; Uyuşmazlıkta, dava konusu ödeme emrinin dayanağı olan idari para cezasına ilişkin … tarih ve … sayılı Kurul kararının 20/03/2006 tarihli fiil sebebiyle tesis edildiği, anılan Kurul kararının iptali istemiyle açılan davada, Dairemizce davanın reddi yönünde verilen kararın Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 09/07/2013 tarih ve E:2009/1037, K:2013/2409 sayılı kararıyla onanarak kesinleştiği; Davacının … A.Ş.'de tespitin yapıldığı tarihte kanuni temsilci olmadığı açık ise de, 07/10/2010 tarihinde ortak olduğu ve 12/10/2010 tarihli Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi'nde bu durumun ilan edildiği, … tarih ve … no.lu karar ile davacının 3 yıllığına yönetim kurulu üyesi olarak seçildiği, kararın … tarih ve … sayılı Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi'nde ilan edildiği, 11/03/2014 tarihinde alınan… no.lu karar ile davacının yeniden 3 yıllığına yönetim kurulu üyesi olarak seçildiği, kararın … tarih ve … sayılı Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi'nde ilan edildiği, Tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde, davacının idari para cezalarına konu fiilin işlenmesinden önce yönetim kurulu üyesi olarak tayin edilmediği ancak amme alacağının tahsil edilebilir aşamaya geldiği dönemde şirkette görev yapan kanuni temsilci sıfatının bulunduğu anlaşıldığından, söz konusu borçtan sorumlu olduğu, dolayısıyla hakkında 6183 sayılı Kanun'un mükerrer 35. maddesi uyarınca düzenlenen dava konusu ödeme emrinde hukuka aykırılık bulunmadığı; Öte yandan, kanun koyucu tarafından, Kurulca karara bağlanmış, ancak tahsilatı tamamlanmamış idari para cezalarının, işlenen fiil için 5015 sayılı Kanun'un "İdari para cezaları" başlıklı 19. maddesinin ikinci fıkrasının (b) bendinin (2) numaralı alt bendinde fiil tarihinden sonra 08/02/2008 tarih ve 5728 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikle daha düşük bir idari para cezası uygulanması öngörülmüş ise asgari maktu hadden tahsil edilmesinin vergi dairesine bir görev olarak verildiği, tahsilat aşamasına özgü olan anılan kuralın, idari para cezasının iptali istemiyle açılan davalarda dikkate alınmasına gerek bulunmadığı, Bu itibarla, dava konusu ödeme emrine dayanak alınan idari para cezasına konu olan fiilin sübuta ermiş olması ve idari para cezası miktarında lehe olan değişikliğin tahsilat aşamasında vergi dairesince dikkate alınacak olması sebebiyle dava konusu işlemin iptali yolunda verilen İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle, davalının istinaf başvurusunun kabulü ile Mahkeme kararının kaldırılmasına ve davanın reddine karar verilmiştir. TEMYİZ EDENİN İDDİALARI: Davacı tarafından, idari para cezasının nedeni olan fiilin işlendiği tarihte şirket ortağı sıfatının bulunmadığı, … A.Ş.'ye 07/10/2010 ila 01/12/2016 tarihleri arasında ortak olduğu, hiç bir dönem şirketi temsil ve ilzama yetkili olmadığı, ödeme emrine konu borçtan sorumlu tutulamayacağı ileri sürülmektedir. KARŞI TARAFIN SAVUNMASI: Davalı idare tarafından savunma verilmemiştir. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …'IN DÜŞÜNCESİ: Temyiz isteminin kabulü ile Bölge İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Onüçüncü Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: 03/07/2024 tarih ve 32591 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 161 sayılı Bazı Cumhurbaşkanlığı Kararnamelerinde Değişiklik Yapılmasına Dair Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin 18. maddesiyle, 4 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin Onikinci Bölümü'ne eklenen Geçici 2. maddenin birinci fıkrasının (a) bendinde, bu maddenin yürürlüğe girdiği 01/09/2024 tarihi itibarıyla vergi dairesi başkanlıklarının, bulundukları ilin adı ile Gelir İdaresi Başkanlığına bağlı defterdarlık olarak görevlerine devam edeceği kuralına yer verildiğinden kapatılan Ankara Vergi Dairesi Başkanlığı yerine Ankara Defterdarlığının hasım mevkiinde gösterilmek suretiyle dosyanın incelenmesine geçildi. İNCELEME VE GEREKÇE: ESAS YÖNÜNDEN: MADDİ OLAY : Depolama lisansı ile faaliyet gösteren … Petrolcülük A.Ş. hakkında, 20/03/2006 tarihinde yapılan denetimde 13 adet tankı lisansız olarak kullanmak suretiyle lisanssız depolama faaliyeti yürüttüğü tespit edildiğinden bahisle 5015 sayılı Kanun'un işlem tarihinde yürürlükte bulunan 19/2-b-2 maddesi uyarınca sahip olunan lisansın verdiği haklar dışında faaliyette bulunmaktan … tarih ve …/… sayılı kurul kararıyla 313.790,00-TL idari para cezası verilmiştir. Kurul kararının iptali istemiyle açılan davada, Dairemizin 29/12/2008 tarih ve E:2006/5337, K:2008/8371 sayılı kararıyla davanın reddine karar verilmiş, söz konusu karar temyiz incelemesi sonucunda, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 09/07/2013 tarih ve E:2009/1037, K:2013/2409 sayılı kararıyla onanmıştır. Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu tarafından Ankara Vergi Dairesi Başkanlığına (… Vergi Dairesi Müdürlüğü'ne) anılan kararın 24/07/2013 tarihinde kesinleştiğinin … tarih ve … sayılı yazı ile bildirilmesi üzerine, … A.Ş. hakkında… tarih ve … sayılı ödeme emri düzenlenmiş, kamu alacağının şirketten tahsil edilememesi ve malvarlığı araştırması sonucunda şirket adına malvarlığı kaydına rastlanmaması sebebiyle kamu alacağının şirketten tahsil edilemeyeceği anlaşıldığından, söz konusu idari para cezasının tahsili amacıyla … A.Ş.'nin bir dönem yönetim kurulu üyesi olan davacı adına kanuni temsilcisi sıfatıyla 6183 sayılı Kanun'un mükerrer 35. maddesi uyarınca … tarih ve … sayılı ödeme emrinin düzenlenmesi üzerine anılan ödeme emrinin iptali istemiyle bakılan dava açılmıştır. İLGİLİ MEVZUAT: 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un mükerrer 35. maddesinin birinci fıkrasında, "Tüzel kişilerle küçüklerin ve kısıtlıların, vakıflar ve cemaatler gibi tüzel kişiliği olmayan teşekküllerin mal varlığından tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacakları, kanuni temsilcilerin ve tüzel kişiliği olmayan teşekkülü idare edenlerin şahsi mal varlıklarından bu Kanun hükümlerine göre tahsil edilir." kuralı yer almaktadır. 01/07/2012 tarihinde yürürlüğe giren 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun "Yönetim ve Temsil" başlıklı 365. maddesinde, "Anonim şirket, yönetim kurulu tarafından yönetilir ve temsil olunur. Kanundaki istisnai hükümler saklıdır."; "Yönetimin Devri" başlıklı 367. maddesinde, "(1) Yönetim kurulu esas sözleşmeye konulacak bir hükümle, düzenleyeceği bir iç yönergeye göre, yönetimi, kısmen veya tamamen bir veya birkaç yönetim kurulu üyesine veya üçüncü kişiye devretmeye yetkili kılınabilir. Bu iç yönerge şirketin yönetimini düzenler; bunun için gerekli olan görevleri tanımlar, yerlerini gösterir, özellikle kimin kime bağlı ve bilgi sunmakla yükümlü olduğunu belirler. Yönetim kurulu, istem üzerine pay sahiplerini ve korunmaya değer menfaatlerini ikna edici bir biçimde ortaya koyan alacaklıları, bu iç yönerge hakkında yazılı olarak bilgilendirir. (2) Yönetim, devredilmediği takdirde, yönetim kurulunun tüm üyelerine aittir."; "Temsil Yetkisi" başlıklı 370. maddesinde, "(1) Esas sözleşmede aksi öngörülmemiş veya yönetim kurulu tek kişiden oluşmuyorsa temsil yetkisi çift imza ile kullanılmak üzere yönetim kuruluna aittir. (2) Yönetim kurulu, temsil yetkisini bir veya daha fazla murahhas üyeye veya müdür olarak üçüncü kişilere devredebilir. En az bir yönetim kurulu üyesinin temsil yetkisini haiz olması şarttır.", "Kapsam ve sınırlar" başlıklı 371. maddesinde ise, "(1) Temsile yetkili olanlar şirketin amacına ve işletme konusuna giren her tür işleri ve hukuki işlemleri, şirket adına yapabilir ve bunun için şirket unvanını kullanabilirler.(…)" kurallarına yer verilmiştir. Ayrıca, Hazine ve Maliye Bakanlığınca yayımlanan Seri A Sıra 1 Numaralı Tahsilat Genel Tebliği'nin "Kanuni Temsilcilerin Sorumluluğu" başlıklı kısmın 5. maddesinde, 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 319 ve müteakip maddeleri ile 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 370 ve müteakip maddelerine göre, temsil yetkisi murahhas azalara veya müdür olarak üçüncü kişilere bırakılmamış ise yönetim kurulu üyelerinin kanuni temsilci sıfatını taşıdığı, buna göre, amme alacağının anonim şirket şeklinde örgütlenmiş tüzel kişiliğin malvarlığından kısmen veya tamamen tahsil edilememesi veya tahsil edilemeyeceğinin anlaşılması halinde tüzel kişiliğin kanuni temsilcisi konumundaki yönetim kurulu üyelerinin şahsi malvarlıklarından takip ve tahsili cihetine gidilmeden önce, şirket esas sözleşmesinin ve ticaret sicili kayıtlarının tetkik olunması, temsil salahiyetinin aynı zamanda yönetim kurulu üyesi olan murahhas bir veya birkaç üyeye veya müdür olarak üçüncü kişilere bırakılmış olup olmadığının tespit edilmesi gerektiği, yapılacak tespit sonucunda, şirketi temsil salahiyetinin murahhas üye veya üyeler ile müdür olarak üçüncü kişilere bırakıldığının anlaşılması halinde amme alacağının bunlardan takip ve tahsiline gidilmesi, bu durumda diğer yönetim kurulu üyeleri hakkında işlem yapılmamasının icap ettiği düzenlenmiştir. HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Aktarılan mevzuat hükümleri uyarınca, anonim şirketlerde, temsil ve ilzam yetkisinin yönetim kurulu üyelerinden bir kısmına ya da müdür sıfatıyla üçüncü bir kişiye verilebilmesi mümkün olup, bu yetkinin verilmesi halinde asıl borçludan alınamayan vergi borçlarının tahsili amacıyla ancak temsil ve ilzam yetkisi taşıyan kişiler nezdinde takip yapılabilecektir. Dosyasının incelenmesinden, davacının 07/10/2010 tarihinde ortak olduğu … A.Ş.'ye 30/04/2013 tarih ve … no.lu karar ile 3 yıllığına yönetim kurulu üyesi olarak seçildiği, aynı kararda yönetim kurulu başkanlığına seçilen A.B. ve yönetim kurulu başkan yardımcılığına seçilen K.A.'nın şirketi temsil ve ilzama yetkili kılındığı, kararın… tarih ve … sayılı Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi'nde ilan edildiği, 11/03/2014 tarihinde alınan … no.lu karar ile davacının yeniden 3 yıllığına yönetim kurulu üyesi olarak seçildiği, şirketi temsil ve ilzama aynı şekilde yönetim kurulu başkanlığına seçilen A.B. ve yönetim kurulu başkan yardımcılığına seçilen K.A.'nın yetkilendirildiği, kararın … tarih ve … sayılı Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi'nde ilan edildiği görülmektedir. Her ne kadar davacı 30/04/2013 ve 11/03/2014 tarihli olağan genel kurul kararıyla yönetim kurulu üyeliğine seçilmiş ise de şirketin temsil ve ilzam yetkisi diğer yönetim kurulu üyelerine verildiğinden, davacının bu dönemler için kanuni temsilci sıfatı bulunmadığı açıktır. Bu durumda, davacının idari para cezasına konu fiil tarihi ya da kamu alacağının tahsil edilebilir aşamaya geldiği dönemde şirketin kanuni temsilcisi olmadığı anlaşıldığından, söz konusu borçtan sorumluluğunun bulunmadığı, dolayısıyla hakkında 6183 sayılı Kanun'un mükerrer 35. maddesi uyarınca düzenlenen dava konusu ödeme emrinde hukuka uygunluk bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Bu itibarla, dava konusu işlemin iptali yönündeki İdare Mahkemesi kararına yönelik istinaf isteminin kabulü ile Mahkeme kararının kaldırılarak davanın reddi yolundaki temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır. KARAR SONUCU : Açıklanan nedenlerle; 1. Davacının temyiz isteminin kabulüne; 2. Dava konusu işlemin yukarıda özetlenen gerekçeyle iptaline ilişkin İdare Mahkemesi kararına yönelik istinaf başvurusunun kabulü ile Mahkeme kararının kaldırılarak davanın reddi yolundaki temyize konu … Bölge İdare Mahkemesi …İdari Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesine gönderilmesine, 07/05/2025 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.
6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 367Kaynağı aç
MADDE 367- (1) Yönetim kurulu esas sözleşmeye konulacak bir hükümle, düzenleyeceği bir iç yönergeye göre, yönetimi, kısmen veya tamamen bir veya birkaç yönetim kurulu üyesine veya üçüncü kişiye devretmeye yetkili kılınabilir. Bu iç yönerge şirketin yönetimini düzenler; bunun için gerekli olan görevleri, tanımlar, yerlerini gösterir, özellikle kimin kime bağlı ve bilgi sunmakla yükümlü olduğunu belirler. Yönetim kurulu, istem üzerine pay sahiplerini ve korunmaya değer menfaatlerini ikna edici bir biçimde ortaya koyan alacaklıları, bu iç yönerge hakkında, yazılı olarak bilgilendirir. (2) Yönetim, devredilmediği takdirde, yönetim kurulunun tüm üyelerine aittir. 4. Ticari mümessil ve vekiller

Anonim şirkette temsil ve ilzam salahiyetinin murahhas üyelere veya şirket müdürlerine devredilmiş olması durumunda, temsil salahiyetini haiz olmayan diğer yönetim kurulu üyelerinin kamu borçlarından dolayı kanuni temsilci sıfatıyla şahsi sorumluluğu sona erer. Şirketi temsil yetkisi yönetim kurulu üyelerinin birine veya birkaçına bırakıldığında, yetkisiz üyeler sorumluluktan kurtulur ve temsil salahiyetine sahip kılınan üyeler kamu alacaklarından müteselsilen mesul tutulur. Kamu borçlarından şahsen sorumlu tutulacak yönetim kurulu üyesinin şirketi temsil ve ilzama yetkili bulunması zorunludur.

Seri: A Sıra No: 1 Tahsilat Genel Tebliği gereğince, amme alacağının takibinde şirketi temsil salahiyetinin murahhas üyelere veya müdür olarak üçüncü kişilere bırakılmış olup olmadığının tespit edilmesi icap eder. Şirketi temsil yetkisinin murahhas üye veya müdür olarak üçüncü kişilere bırakıldığının tespiti halinde kamu alacağı bu kişilerden takip ve tahsil edilir; temsil salahiyeti bulunmayan diğer yönetim kurulu üyeleri hakkında işlem yapılmaz. Danıştay 13. Dairesinin E. 2024/3414, K. 2025/1854 sayılı, Danıştay 9. Dairesinin E. 2021/1568, K. 2022/4909 sayılı ve Danıştay 3. Dairesinin E. 2023/3919, K. 2023/6276 sayılı kararlarında da teyit edildiği üzere, temsil ve ilzam yetkisi murahhas üyelere veya şirket müdürlerine bırakılmışsa asıl borçludan tahsil edilemeyen borçlar için yalnızca bu yetkili kişiler takip edilebilir; yönetim kurulu üyesi olsa dahi şirketi temsil yetkisi taşımayan şahıslar adına kanuni temsilci sıfatıyla kamu veya vergi borcu kapsamında ödeme emri tanzim edilemez.

Danıştay 9. Daire, E. 2021/1568, K. 2022/4909Kaynağı aç
Danıştay 9. Daire Başkanlığı         2021/1568 E.  ,  2022/4909 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y DOKUZUNCU DAİRE Esas No : 2021/1568 Karar No : 2022/4909 TEMYİZ EDEN (DAVALI) : … Belediye Başkanlığı VEKİLİ : Av. … KARŞI TARAF (DAVACI) : … VEKİLİ : Av. … İSTEMİN KONUSU : … Bölge İdare Mahkemesi … Vergi Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının, temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ: Dava konusu istem: 670 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname hükümleri gereğince tüzel kişiliği ticaret sicilinden silinen … Eğitim Hizmetleri Ticaret Anonim Şirketi'nin vergi borçlarının tahsili amacıyla kanuni temsilci sıfatıyla davacı adına düzenlenen … tarih ve … sayılı, … tarih ve … sayılı, … tarih ve … sayılı, … tarih … sayılı ödeme emirlerinin iptali istemine ilişkindir. İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … Vergi Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla; dava konusu ödeme emirleri içeriği kamu alacaklarının 2016, 2017, 2018 ve 2019 yıllarına ilişkin olduğu, … tarih ve … sayılı Ticaret Sicil Gazetesinde, asıl borçlu şirkete … Anadolu … Sulh Ceza Hakimliği'nin … tarih ve … Değişik İş sayılı kararıyla kayyım atandığı, anılan mahkeme kararından sonra şirketi temsil ve ilzama yetkili olmadığı, dolayısıyla kanuni temsilci olarak şirketin vergi ödevlerinin yerine getirilmesi hususunda yetki ve sorumluluğunun bulunmadığından, dava konusu ödeme emirlerinde hukuka uyarlık bulunmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne, dava konusu ödeme emirlerinin iptaline karar verilmiştir. Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: İstinaf başvurusuna konu Vergi Mahkemesi kararının hukuka ve usule uygun olduğu ve kaldırılmasını gerektiren bir neden bulunmadığı gerekçesiyle 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45. maddesinin 3. fıkrası uyarınca davalının istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir. TEMYİZ EDENİN İDDİALARI: Asıl borçlu … Ticaret Anonim Şirketi'nin 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname hükümleri gereğince kapatıldığı, kapatılan şirket mal varlığından tahsili imkanı bulunmayan kamu alacağının tahsili amacıyla davacı adına kanuni temsilci sıfatıyla düzenlenen ödeme emirlerinde hukuka aykırılık bulunmadığı iddialarıyla kararın bozulması istenilmektedir. KARŞI TARAFIN SAVUNMASI: Yasal dayanaktan yoksun olan temyiz isteminin reddi gerektiği yolundadır. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …'IN DÜŞÜNCESİ: Temyiz isteminin reddi ile Bölge İdare Mahkemesi kararının temyiz kararında yazılı gerekçe ile onanması gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Dokuzuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: İNCELEME VE GEREKÇE: MADDİ OLAY: 670 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname hükümleri gereğince tüzel kişiliği ticaret sicilinden silinen … Ticaret Anonim Şirketi'nin vergi borçlarının tahsili amacıyla kanuni temsilci sıfatıyla davacı adına düzenlenen … tarih ve … sayılı, … tarih ve … sayılı, … tarih ve … sayılı, … tarih ve … sayılı ödeme emirlerinin iptali istemine ilişkindir. İLGİLİ MEVZUAT: 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 10. maddesinde, tüzel kişilerle, küçüklerin ve kısıtlıların, vakıflar ve cemaatler gibi tüzel kişiliği olmayan teşekküllerin mükellef veya vergi sorumlusu olmaları halinde bunlara düşen ödevler kanuni temsilcileri, tüzel kişiliği olmayan teşekkülleri idare edenler ve varsa bunların temsilcileri tarafından yerine getirileceği, bu ödevleri yerine getirmemeleri yüzünden mükelleflerin veya vergi sorumlularının varlığından tamamen veya kısmen alınamayan vergi ve buna bağlı alacakların, kanuni ödevlerini yerine getirmeyenlerin varlıklarından alınacağı kurala bağlanmıştır. 01/07/2012 tarihinde yürürlüğe giren 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 365. maddesinde, "Anonim şirket, yönetim kurulu tarafından yönetilir ve temsil olunur.", 367. maddesinde, "Yönetim kurulu esas sözleşmeye konulacak bir hükümle, düzenleyeceği bir iç yönergeye göre, yönetimi, kısmen veya tamamen bir veya birkaç yönetim kurulu üyesine veya üçüncü kişiye devretmeye yetkili kılınabilir. ….Yönetim, devredilmediği takdirde, yönetim kurulunun tüm üyelerine aittir.", "Temsil yetkisi" başlıklı 370. maddesinde de, "Esas sözleşmede aksi öngörülmemiş veya yönetim kurulu tek kişiden oluşmuyorsa temsil yetkisi çift imza ile kullanılmak üzere yönetim kuruluna aittir. Yönetim kurulu, temsil yetkisini bir veya daha fazla murahhas üyeye veya müdür olarak üçüncü kişilere devredebilir. En az bir yönetim kurulu üyesinin temsil yetkisini haiz olması şarttır." hükümlerine yer verilmiştir. HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Bu hükümler uyarınca, anonim şirketlerde, temsil ve ilzam yetkisinin yönetim kurulu üyelerinden bir kısmına ya da müdür sıfatıyla üçüncü bir kişiye verilebilmesi mümkün olup, bu yetkinin verilmesi halinde asıl borçludan alınamayan vergi borçlarının tahsili amacıyla ancak temsil ve ilzam yetkisi taşıyan kişiler nezdinde takip yapılabilecektir. Dolayısıyla, yönetim kurulu üyesi olmasına rağmen bu tür bir yetkisi bulunmayan kişilerin kanuni temsilci sıfatıyla şirket borçlarından sorumlu tutulabilmesi mümkün değildir. Dosyanın incelenmesinden; 10/12/2014 tarih ve 8712 sayılı Ticaret Sicil Gazetesinde yayımlanan Genel Kurul kararı ile davacının da aralarında bulunduğu dört kişinin üç yıl süre ile … Anonim Şirketi'nin yönetim kuruluna seçildiği ve bu kişiler arasından yönetim kurulu başkanı …, yönetim kurulu başkan yardımcısı … ile yönetim kurulu üyesi …'ın herhangi ikisinin müşterek imzası bulunmak şartı ile üç yıllığına şirketi temsil ve ilzama yetkili kılındığının ilan edildiği, davacının yönetim kurulu üyesi olmakla birlikte şirketi temsil ve ilzama yetkili kılınmadığı anlaşılmaktadır. Yukarıda yer verilen hususlar birarada değerlendirildiğinde, 10/12/2014 tarihi itibariyle yönetim kurulu üyesi olmakla birlikte şirketi temsil ve ilzama yetkili olmayan davacı adına düzenlenen dava konusu ödeme emirlerinde hukuka uygunluk bulunmadığından, davayı kabul eden Vergi Mahkemesi kararına karşı yapılan istinaf başvurusunu reddeden Bölge İdare Mahkemesi kararında sonucu itibarıyla isabetsizlik görülmemiştir. KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle; 1.Davalının temyiz isteminin reddine, 2…. Bölge İdare Mahkemesi … Vergi Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının yukarıda belirtilen gerekçeyle ONANMASINA, 3.Temyiz isteminde bulunandan …TL maktu harç alınmasına, 4.2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 50. maddesi uyarınca, onama kararının taraflara tebliğini ve bir örneğinin de … Bölge İdare Mahkemesi … Vergi Dava Dairesine gönderilmesini teminen dosyanın … Vergi Mahkemesine gönderilmesine, 19/10/2022 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.
Danıştay 3. Daire, E. 2023/3919, K. 2023/6276Kaynağı aç
Danıştay 3. Daire Başkanlığı         2023/3919 E.  ,  2023/6276 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y ÜÇÜNCÜ DAİRE Esas No : 2023/3919 Karar No : 2023/6276 TEMYİZ EDEN (DAVALI) : … Vergi Dairesi Müdürlüğü/… VEKİLİ : Av. … KARŞI TARAF (DAVACI) : … VEKİLLERİ : Av. … – Av. … İSTEMİN KONUSU : … Vergi Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararına yöneltilen istinaf başvurusuna ilişkin … Bölge İdare Mahkemesi … Vergi Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Davacı adına, asıl borçlu … Turizm Seyahat Otomotiv ve Ticaret Pazarlama Anonim Şirketi'nden alınamayan 2007 ile 2008 yıllarının muhtelif dönemlerine ait ait kamu alacağının tahsili amacıyla kanuni temsilci sıfatıyla düzenlenen… tarih ve … ile…takip numaralı ödeme emirlerinin iptali istemine ilişkindir. İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: Asıl borçlu şirketin yönetim kurulu üyesi olmakla birlikte şirketi temsil ve ilzam yetkisi bulunmayan davacının şirket borçlarından dolayı kanuni temsilci olarak sorumlu tutulamayacağı gerekçesiyle dava konusu ödeme emirleri iptal edilmiştir. Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: İstinaf başvurusunun, usul ve hukuka uygun olduğu sonucuna varılan Vergi Mahkemesi kararının kaldırılmasını sağlayacak nitelikte görülmediği gerekçesiyle 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45. maddesinin 3. fıkrası uyarınca reddine karar verilmiştir. TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Asıl borçlu şirket hakkındaki takibin usulüne uygun olarak tamamlandığı ve şirket mal varlığının kamu alacağını karşılamayacağının anlaşılması üzerine borcun davacıdan tahsili yoluna gidilerek düzenlenen dava konusu ödeme emirlerinde hukuka aykırılık bulunmadığı ileri sürülerek kararın bozulması istenilmektedir. KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Uyuşmazlık konusu ödeme emirleri içeriği kamu alacağının zamanaşımına uğradığı, asıl borçlu şirkette kanuni temsilcilik görevini haiz olmadığından söz konusu kamu alacağından sorumlu tutulamayacağı belirtilerek istemin reddi gerektiği savunulmaktadır. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …'NİN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi ile usul ve yasaya uygun olan Bölge İdare Mahkemesi kararının onanması gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Üçüncü Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Bölge idare mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle; 1. Temyiz isteminin reddine, 2. Temyize konu Vergi Dava Dairesi kararının ONANMASINA, 3. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 50. maddesi uyarınca, kararın taraflara tebliğini ve bir örneğinin de ilgili Vergi Dava Dairesine gönderilmesini teminen dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine, 26/12/2023 tarihinde oyçokluğuyla kesin olarak karar verildi. (X)-KARŞI OY : Türk Ticaret Kanununun Anonim Şirketlerle ilgili bölümünde, anonim şirketlerin yönetim kurulu tarafından yönetileceği ve temsil olunacağı, yönetim kurulunun üyeleri arasından bir başkan ve bulunmadığı zamanlarda ona vekalet etmek üzere en az bir başkan vekili seçeceği, yönetim kurulunun düzenleyeceği bir iç yönergeyle yönetimi kısmen veya tamamen bir veya bir kaç yönetim kurulu üyesine veya üçüncü bir kişiye devretmeye yetkili kılınabileceği esası benimsenmiş, bu iç yönergenin şirketin yönetimini düzenleyeceği açıklamasına yer verilmiştir. Bu düzenlemeye göre, anonim şirketlerin yönetilmesinde ve dışa karşı temsilinde kanuni organının yönetim kurulu olduğu açıktır. Anonim şirket yönetim kurulu üyeleri arasında yapılabilen görevlendirmeler ve paylaşım sadece şirketin yönetim işlerini kapsamakta olup, şirketi temsil yetkisi bir bütün olarak yönetim kuruluna ait bulunmaktadır. En yetkili organ olan genel kurulca seçim yoluyla görevlendirilen bu kurulun üyeleri, şirketin yönetilmesinden müteselsilen sorumludur. Zira, birden çok üyeden oluşan bu kurulun yönetim işlerini daha kolay yürütmesi amacıyla şirkete müdür atanması ya da kurul üyelerinden birine yahut bir kaçına belli işlemler için yetki tanınması yönetim kurulu üyelerinin şirket sözleşmesi ve yasadan doğan sorumluluğunu değiştirmeyeceği gibi kaldırdığından da söz edilemez. Bu gibi durumlarda müdür ve yetki tanınan üyeler yönetim kurulunun temsilcisi olduğundan aralarındaki ilişki yönünden temsil hükümleri geçerli olur. Kuşkusuz müdürün sorumluluğuna ilişkin özel kurallar saklıdır. Diğer bir ifadeyle, anonim şirket yönetim kurulu üyelerinin kendi aralarında yapacakları görev dağılımı bir iç işlem niteliğinde olup üçüncü kişiler açısından bağlayıcı bir yönü bulunmamasının sonucu olarak yönetim kurulu içinde yapılan görev dağılımı uyarınca bazı üyelere şirketi, idari makamlar önünde temsil yetkisi verilmiş olması, temsil yetkisi verilmemiş olan yönetim kurulu üyelerinin belirtilen sorumluluğunun ortadan kalktığı sonucunu doğurmayacağı açıktır. Genel kurul tarafından yönetim kurulu üyeliğine seçildiği ihtilafsız olan davacı ve diğer yönetim kurulu üyeleri şirket tüzel kişiliğini ve yönetim kurulunu temsilen belli hukuki muamele yapmaları konusunda görev ve yetki taksimi yapılan yönetim kurulu kararının, yönetim sorumluluğunun ismi belirtilen üye veya üyelere devredildiği anlamında yorumlanarak hüküm kurulması hukuka uygun düşmemiştir. Yönetim kurulu üyelerinin yönetsel görevleri paylaşmasının da iş bölümünden başka bir hukuksal sonuç doğurmayacağı Ticaret Kanunundaki düzenlemelerden anlaşılmaktadır. Belirtilen nedenlerden dolayı yönetim kurulu üyesi olması nedeniyle kanuni temsilci olan davacının sorumluluğuna gidilmesinde hukuka aykırılık bulunmadığından temyiz isteminin kabulü ile kararın bozulması gerektiği oyuyla karara katılmıyorum.

Kanuni Temsilci Sayılmayan Kişiler ve Sınırlı Yetkili Çalışanlar

6183 sayılı Kanun'un mükerrer 35. maddesi tatbikatında kanuni temsilci kavramı; esas sözleşmeyle belirlenmiş veya genel kurul kararıyla seçilmiş yönetim kurulu üyelerini ya da en az bir üyenin mevcudiyeti şartıyla yönetim kurulunca müdür olarak atanan üçüncü şahısları kapsar. Buna karşılık, iradi vekalet akdine dayanılarak tayin edilen ticari vekiller kanuni temsilci hüviyeti taşımadığından, amme alacağının şirketten tahsil edilememesi gerekçesiyle haklarında mükerrer 35. madde çerçevesinde şahsi takip başlatılamaz.

Şirket organizasyonunda genel müdür yardımcısı veya benzer unvanlarla istihdam edilen çalışanlara iç imza sirküleri vasıtasıyla sınırlı imza yetkisi tanınmış olması, bu çalışanlara kanuni temsilcilik vasfı kazandırmaz. Şirketi idare ve genel temsil salahiyeti bulunmayıp yalnızca belirli derecede veya grupta imza salahiyetine sahip bulunan şirket görevlileri tüzel kişinin ödenmeyen kamu borçlarından şahsen mesul kabul edilemez.

Vergi Usul Kanunu Kapsamındaki Sorumluluk ve Görev Dönemi Şartı

213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 10. maddesinin 1. ve 2. fıkraları uyarınca, tüzel kişilerin mükellef veya vergi sorumlusu olmaları durumunda bunlara düşen ödevlerin kanuni temsilcileri eliyle ifa edilmesi zorunludur. Temsilcilerin kanuni ödevlerini yerine getirmemeleri sebebiyle mükellefin veya vergi sorumlusunun varlığından tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen vergi ve buna bağlı alacaklar, kanuni ödevlerini savsaklayan bu şahısların malvarlığından tahsil edilir. Kanuni temsilcinin bu kurala dayanılarak şahsen sorumlu tutulabilmesi için, söz konusu vergi ödevinin ifa edilmesi gereken kanuni tarihte şirkette temsil ve idare salahiyetine fiilen ve hukuken sahip olması şarttır.

Danıştay 7. Daire, E. 2002/4619, K. 2003/3476Kaynağı aç
7. Daire         2002/4619 E.  ,  2003/3476 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y YEDİNCİ DAİRE Esas No : 2002/4619 Karar No : 2003/3476 Temyiz İsteminde Bulunan: … Karşı Taraf : Uray Vergi Dairesi Müdürlüğü İstemin Özeti : Davacının hissesini devrederek müdürlüğünden ayrıldığı limited şirketin kesinleşen ve mal varlığından tahsil edilemeyen vergi ve ceza borçlarının gecikme faizi ile birlikte tahsili amacıyla, Vergi Usul Kanununun 10'uncu ve 6183 sayılı Kanunun mükerrer 35'inci maddesi uyarınca, davacı adına düzenlenerek tebliğ edilen ödeme emrinin iptali istemiyle açılan davayı; olayda, davacının ortağı ve müdürü olduğu şirket adına tarh edilen verginin ve kesilen cezanın dava açılmamak suretiyle kesinleştiği, söz konusu vergi ve ceza tutarının, anılan şirketin mal varlığından tahsil edilemediği hususlarının sabit olduğu; davacı, her ne kadar, şirketteki hissesini 26.8.1997 günlü noter senedi ile devrettiğini ileri sürmüş ise de, Türk Ticaret Kanununda yer alan düzenlemelere göre, hisse devrinin hüküm ifade etmesi için tescil ve ilanının gerektiği, olayda ise bunun yapılmadığı; bu itibarla, ortağı ve müdürü olduğu şirketin kesinleşen vergi borçlarının, şirketteki hisse oranı dikkate alınarak davacıdan aranılmasında kanuna aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle reddeden … Vergi Mahkemesinin … günlü, E:…; K:… sayılı kararının; davacı tarafından, şirketteki hissesinin devrinden sonra ortaya çıkan vergi borçlarından kendisinin sorumlu tutulamayacağı ileri sürülerek bozulması istenilmektedir. Savunmanın Özeti: İstemin reddi gerektiği savunulmuştur. Tetkik Hakimi …'ın Düşüncesi: Temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar, 2577 sayılı Kanunun 49'uncu maddesinin 1'inci fıkrasında sayılan bozma nedenlerine uymadığından, temyiz istemi reddedilerek kararın onanması gerektiği düşünülmektedir. Danıştay Savcısı …'ın Düşüncesi: Mükellef şirketin vadesinde ödemeyerek kesinleşen 1997 yılına ilişkin vergi borcu ve cezası için şirket eski ortağı ve temsilcisi adına tanzim edilen ödeme emri aleyhine açılan davayı red eden … inci Vergi Mahkemesi kararının temyizen incelenerek bozulması talep edilmektedir. Dava dosyasıonda mevcut … üncü Noterliğinden tasdikli 26.8.1997 tarihli devir senedi ile şirket ortağı …'ın mükellef limited şirketteki hisselerini … ve … isimli kişilere sattığı anlaşıldığından adı geçen davacının mükellef şirketinin 26.8.1997 tarihinden sonra tahakkuk eden vergi borçlarından sorumlu olması mümkün olmadığı cihetle aksine verilen … inci Vergi Mahkemesi kararının bozulması gerekeceği düşünülmüştür. TÜRK MİLLETİ ADINA Hüküm veren Danıştay Yedinci Dairesince işin gereği görüşüldü: Temyiz başvurusu, davacının ortağı ve müdürü iken, 26.8.1997 tarihinde hissesini devrettiği … Tarım Ürünleri Pazarlama Ticaret Limited Şirketinin mal varlığından tahsil edilemeyen vergi ve cezanın, gecikme faizi ile birlikte tahsili amacıyla, Vergi Usul Kanununun 10'uncu ve 6183 sayılı Kanunun mükerrer 35'inci maddesi uyarınca davacı adına düzenlenerek tebliğ edilen ödeme emrinin iptali istemiyle açılan davayı reddeden mahkeme kararının bozulması istemine ilişkindir. Türk Ticaret Kanununun 506'ncı maddesinin 3 numaralı bendinde, limited şirket sözleşmelerinde, esas sermaye ile her ortağın koymayı taahhüt ettiği sermaye miktarının açıkça yazılmasının zorunlu olduğu; 515'nci maddesinde de, sözleşmede yapılan her değişikliğin, ilk sözleşmede olduğu gibi tescil ve ilan edileceği, sözleşmenin değiştirilmesi hakkındaki kararların, üçüncü şahıslar hakkında tescil tarihinden itibaren hüküm ifade edeceği belirtildiğinden, sözleşme değişikliği niteliği taşıyan hisse devri, mahkeme kararında da yazıldığı gibi, tescil ve ilan edilmemiş olması nedeniyle, hukuken gerçekleşmiş değildir. 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 10'uncu maddesinde, tüzel kişilerle küçüklerin ve kısıtlıların, vakıflar ve cemaatler gibi tüzel kişiliği olmayan teşekküllerin mükellef veya vergi sorumlusu olmaları halinde, bunlara düşen ödevlerin kanuni temsilcileri, tüzel kişiliği olmayan teşekkülleri idare edenler ve varsa bunların temsilcileri tarafından yerine getirileceği, yukarıda yazılı olanların bu ödevleri yerine getirmemeleri yüzünden mükelleflerin veya vergi sorumlularının varlığından tamamen veya kısmen alınamayan vergi alacaklarının, kanuni ödevleri yerine getirmeyenlerin varlıklarından alınacağı, temsilciler veya teşekkülü idare edenlerin bu suretle ödedikleri vergiler için asıl mükelleflere rücu edebilecekleri hükme bağlanmıştır. Buna göre; tüzel kişilerin varlığından alınamayan vergi alacaklarından sorumlu tutulacakların, bu alacağın ilişkin olduğu vergi ödevlerinin yerine getirilmesi gereken tarihte kanuni temsilci olması, başka anlatımla; idare ve temsil yetkisine sahip bulunması gerekmektedir. Olayda ise, ödeme emri ile istenilen kamu alacağının doğduğu tarihten önce, davacının hissesini devrederek müdürlük görevinden ayrıldığı, aynı tarihte şirket müdürlüğüne, … isimli kişinin seçildiği anlaşılmakla, borçlu şirketten tahsil olanağı kalmayan amme alacağının, ait olduğu dönemde şirketin kanuni temsilcisi sıfatı bulunmayan davacıdan tahsili amacıyla ödeme emri düzenlenerek tebliğinde kanuna uyarlık bulunmamaktadır. Öte yadan, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanuna 4108 sayılı Kanunun 11'inci maddesiyle eklenen mükerrer 35'inci maddenin gerekçesinde, "213 sayılı Vergi Usul Kanununun 10'uncu maddesiyle, tüzel kişilerin varlığından tamamen veya kısmen alınamayan vergi ve buna bağlı alacakların tüzel kişiliğin kanuni temsilcilerinden takip ve tahsili cihetine gidilmekte olduğu, ancak 213 sayılı Vergi Usul Kanunu kapsamına girmeyen fiyat farkı, kur farkı, haksız yere alınan ihracatta vergi iadesi, kaynak kullanımını destekleme primi gibi bazı amme alacaklarının tüzel kişiliğin mal varlığından tahsili imkanı bulunmadığından, Vergi Usul Kanunu kapsamına girmeyen bu tür alacakların takibinde genel hükümlere başvurulması uzun zaman alacağı gibi, bu hükümlerin uygulanması idareye pratik bir fayda da sağlamayacaktır. Bu itibarla, amme borçlusunun mal varlığından alınamayan bu tür alacakların, kanuni temsilcilerin, teşekkülü idare edenlerin veya yabancı şahıs ve kurum mümessillerinin mal varlığından, 6183 sayılı Kanun hükümlerine göre tahsilini temin etmek ve Vergi Usul Kanunu kapsamına giren vergi ve buna bağlı alacaklarda sorumlu olan bu şahısların, diğer amme alacaklarının ödenmesinden de sorumlu olmalarını sağlamak amacıyla 6183 sayılı Kanuna mükerrer 35'inci madde eklenmiştir." açıklaması yer almış olup; buna göre, Vergi Usul Kanunu kapsamına giren vergi ve buna bağlı alacaklar dolayısıyla, 6183 sayılı Kanunun mükerrer 35'inci maddesinin uygulanmasına da olanak yoktur. Açıklanan nedenlerle, temyiz isteminin kabulüne, mahkeme kararının bozulmasına, bozma kararı üzerine mahkemece yeniden verilecek kararla birlikte yargılama giderleri de hüküm altına alınacağından, bu hususta ayrıca hüküm tesisine gerek bulunmadığına, 9.6.2003 gününde oybirliği ile karar verildi.
213 sayılı VERGİ USUL KANUNU m. 10Kaynağı aç
Madde 10 – Tüzel kişilerle küçüklerin ve kısıtlıların, Vakıflar ve cemaatlar gibi tüzel kişiliği olmıyan teşekküllerin mükellef veya vergi sorumlusu olmaları halinde bunlara düşen ödevler kanuni temsilcileri, tüzel kişiliği olmayan teşekkülleri idare edenler ve varsa bunların temsilcileri tarafından yerine getirilir. (Değişik: 3/12/1988-3505/2 md.) Yukarıda yazılı olanların bu ödevleri yerine getirmemeleri yüzünden mükelleflerin veya vergi sorumlularının varlığından tamamen veya kısmen alınamayan vergi ve buna bağlı alacaklar, kanuni ödevleri yerine getirmeyenlerin varlıklarından alınır. Bu hüküm Türkiye'de bulunmayan mükelleflerin Türkiye'deki temsilcileri hakkında da uygulanır. Temsilciler veya teşekkülü idare edenler bu suretle ödedikleri vergiler için asıl mükelleflere rücu edebilirler. Tüzel kişilerin tasfiye haline girmiş veya tasfiye edilmiş olmaları, kanuni temsilcilerin tasfiyeye giriş tarihinden önceki zamanlara ait sorumluluklarını da kaldırmaz. (Ek fıkra: 21/3/2018-7103/9 md.) Tasfiye edilerek tüzel kişiliği ticaret sicilinden silinmiş olan mükelleflerin, tasfiye öncesi ve tasfiye dönemlerine ilişkin her türlü vergi tarhiyatı ve ceza kesme işlemi, müteselsilen sorumlu olmak üzere, tasfiye öncesi dönemler için kanuni temsilcilerden, tasfiye dönemi için tasfiye memurlarından herhangi biri adına yapılır. Limited şirket ortakları, tasfiye öncesi dönemlerle ilgili bu kapsamda doğacak amme alacaklarından şirkete koydukları sermaye hisseleri oranında sorumlu olurlar. Şu kadar ki bu fıkra uyarınca tasfiye memurlarının sorumluluğu, tasfiye sonucu dağıtılan tutarla sınırlıdır. (Ek fıkra: 21/3/2018-7103/9 md.) Beşinci fıkra kapsamına girmeyen tüzel kişilerin tüzel kişiliklerinin veya tüzel kişiliği olmayan teşekküllerin sona ermesi halinde, sona erme tarihinden önceki dönemlere ilişkin her türlü vergi tarhiyatı ve ceza kesme işlemi, müteselsilen sorumlu olmak üzere, tüzel kişiliği olanların kanuni temsilcilerinden, tüzel kişiliği olmayan teşekküllerde ise bunları idare edenler (adi ortaklıklarda ortaklardan herhangi biri) ve varsa bunların temsilcilerinden herhangi biri adına yapılır. Vergi kesenlerin sorumluluğu:

Danıştay 7. Dairesinin E. 2002/4619, K. 2003/3476 sayılı kararında da hükme bağlandığı üzere, kamu alacağının ait olduğu ve ödenmesi gerektiği dönemde şirkette kanuni temsilcilik sıfatı ve idare yetkisi bulunmayan eski yöneticiler adına ödeme emri düzenlenmesi hukuka aykırılık teşkil eder. Şirketteki kanuni temsilcilik görevi sona erdikten sonraki dönemlere sirayet eden vergisel borçlar yönünden eski yöneticilerin takibi mümkün değildir.

213 sayılı Kanun'un 10. maddesinin 3. fıkrası ve 6183 sayılı Kanun'un mükerrer 35. maddesi uyarınca, kanuni ödevlerin aksatılması yahut tahsilat usulü kapsamında tüzel kişinin kamu borcunu şahsi malvarlığından ödemek mecburiyetinde kalan kanuni temsilciler, ödedikleri meblağlar için asıl mükellef konumundaki şirkete rücu etme salahiyetine sahiptir.

Vergi Usul Kanunu m. 10 ile 6183 Sayılı Kanun m. Mükerrer 35 İlişkisi

Danıştay 7. Dairesinin E. 2002/4619, K. 2003/3476 sayılı ilamında belirtildiği üzere, Vergi Usul Kanunu kapsamına giren vergi ve buna bağlı alacaklar sebebiyle 6183 sayılı Kanun'un mükerrer 35. maddesi tatbik edilemez; bu alacaklarda 213 sayılı Kanun'un 10. maddesi hükümleri uygulanır. 6183 sayılı Kanun'un mükerrer 35. maddesi, Vergi Usul Kanunu kapsamı dışında kalan fiyat farkı, kur farkı, haksız alınan ihracatta vergi iadesi ve kaynak kullanımını destekleme primi gibi tüzel kişiliğin malvarlığından tahsil olanağı bulunmayan kamu alacaklarının kanuni temsilcilerden tahsilini temin etmek amacıyla ihdas edilmiştir.

Tasfiye ve Sona Erme Hallerinde Temsilcilerin Sorumluluğu

Anonim şirketin tasfiye haline girmiş veya tasfiyesinin tamamlanarak tüzel kişiliğinin ticaret sicilinden terkin edilmiş bulunması, kanuni temsilcilerin tasfiyeye giriş tarihinden önceki dönemlere ilişkin sorumluluklarını sona erdirmez. Hem 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 10. maddesinin 4. fıkrası hem de 6183 sayılı Kanun'un mükerrer 35. maddesi tasfiye öncesi dönem sorumluluğunun devam edeceğini açıkça hüküm altına almıştır.

213 sayılı Kanun'un 10. maddesinin 5. ve 6. fıkraları gereğince, tasfiye neticesinde ticaret sicilinden unvanı silinen kurumların tasfiye öncesi dönemlerine dair her türlü vergi tarhiyatı ve ceza kesme işlemi, müteselsilen sorumlu kılınmak üzere kanuni temsilcilerden herhangi biri adına tesis edilir. Tasfiye dönemine ilişkin işlemler ise tasfiye memurları muhatap alınarak yürütülür; ancak tasfiye memurlarının bu kapsamdaki mali sorumluluğu tasfiye sonucu dağıtılan malvarlığı tutarıyla sınırlıdır. Tasfiye dışındaki sebeplerle tüzel kişiliğin son bulması durumunda dahi sona erme anından önceki dönemlere ait tarhiyat ve ceza kesme işlemleri müteselsil sorumluluk esasıyla kanuni temsilcilerden herhangi biri adına gerçekleştirilir.

Sosyal Güvenlik Prim Borçlarında Üst Düzey Yönetici ve Temsilcilerin Sorumluluğu

5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 88. maddesinin 20. fıkrasına göre, Sosyal Güvenlik Kurumuna ait prim ve diğer alacaklar haklı bir neden bulunmaksızın yasal süresinde ifa edilmediğinde; tüzel kişi işverenlerin idare meclisinde vazifeli üyeleri, üst düzey yönetici kadrosu ve kanuni temsilcileri borcun karşılanmasından ötürü işverenle birlikte ortaklaşa ve zincirleme biçimde sorumlu tutulur.

5510 sayılı SOSYAL SİGORTALAR VE GENEL SAĞLIK SİGORTASI KANUNU m. 88Kaynağı aç
MADDE 88- (Değişik: 17/4/2008-5754/52 md.) 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (a) bendinde belirtilen sigortalıları çalıştıran işveren, bir ay içinde çalıştırdığı sigortalıların primlerine esas tutulacak kazançlar toplamı üzerinden bu Kanun gereğince hesaplanacak sigortalı hissesi prim tutarlarını ücretlerinden keserek ve kendisine ait prim tutarlarını da bu tutara ekleyerek en geç Kurumca belirlenecek günün sonuna kadar Kuruma öder. Hak edilen ancak, ödenmemiş olan ücretler üzerinden hesaplanacak primler hakkında da birinci fıkradaki hüküm uygulanır. 60 ıncı maddenin birinci fıkrasının (b), (c), (d) ve (g) bentleri ile aynı maddenin onikinci, onüçüncü ve ondördüncü fıkraları gereği genel sağlık sigortalısı sayılanlar için, her ay otuz tam gün genel sağlık sigortası primi ödenmesi zorunludur. Şu kadar ki, 60 ıncı maddenin birinci fıkrasının (b) bendi kapsamında genel sağlık sigortalısı olanların aynı ay içinde zorunlu sigorta kapsamında prim ödeme gün sayısı bulunması halinde, ayın kalan günleri için isteğe bağlı sigorta gün sayısı kadar genel sağlık sigortası primi ödenir.[160] (Değişik birinci cümle: 20/8/2016-6745/63 md.) 3 üncü maddenin üçüncü fıkrası kapsamına girenler hariç olmak üzere; 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında sigortalı olmakla birlikte, 4857 sayılı Kanunun 13 üncü ve 14 üncü maddelerine göre kısmi süreli veya çağrı üzerine çalışanlar ile ay içerisinde günün bazı saatlerinde çalışıp, çalıştığı saat karşılığında ücret alanlardan (…)161 ay içerisinde sekiz gün ve daha az çalışanlar için eksik günlerine ait genel sağlık sigortası primlerinin otuz güne tamamlanması zorunludur. Bu durumda olan sigortalıların eksik günlerine ilişkin genel sağlık sigortası primleri, 60 ıncı maddenin birinci fıkrasının (c) bendinin (1) numaralı alt bendi veya (g) bendi kapsamında ödenir. Kamu idaresine ait işyerlerinde çalıştırılan sigortalıların iş sözleşmesinin askıda kaldığı aylara ait genel sağlık sigortası primi, 82 nci maddeye göre belirlenen prime esas günlük kazancın alt sınırının 30 günlük tutarı üzerinden ilgili kamu idaresince ödenir. (Ek cümle: 13/2/2011-6111/42 md.) Ancak, kamu idaresine ait işyerinde çalıştırılan sigortalıların iş sözleşmesinin askıda olduğu sürede 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (a) ve (b) bentlerine tabi çalışmaları ya da isteğe bağlı sigortalı olmaları halinde bu sigortalılar için belirtilen şekilde çalıştıkları veya isteğe bağlı sigortalı olarak prim ödedikleri sürelerle sınırlı olarak ilgili kamu idaresinden genel sağlık sigortası primi alınmaz. [161] (Değişik beşinci fıkra: 2/1/2017-KHK-681/85 md.; Aynen kabul:1/2/2018-7073/84 md.) 60 ıncı maddenin birinci fıkrasının (c) bendi ile aynı maddenin onikinci, onüçüncü ve ondördüncü fıkraları kapsamına girenler için prim ödeme yükümlülerinin ödeyecekleri genel sağlık sigortası primi; primin tahakkuk ettirileceği ay itibarıyla anılan maddenin birinci fıkrasının (c) bendinin (1) ve (2) numaralı alt bentleri ve onikinci fıkrası ile bakmakla yükümlü oldukları kişiler dahil olmak üzere onüçüncü ve ondördüncü fıkralarında sayılan kişi sayısının üçe bölünmesi suretiyle bulunacak kişi sayısı, aynı maddenin birinci fıkrasının (c) bendinin (3) ila (10) numaralı alt bentlerinde sayılan kişiler için ise kişi sayısı esas alınarak hesaplanır. Ancak 60 ıncı maddenin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamındaki kişilerden aynı zamanda anılan fıkranın diğer bentleri kapsamına girerek genel sağlık sigortalısı sayılanlar, bu fıkraya göre tespit edilecek kişi sayısı hesabına dahil edilmez. Ayrıca 60 ıncı maddenin onikinci fıkrasındaki genel sağlık sigortalılığı kapsamında başlayan tedavilerin 67 nci maddenin dördüncü fıkrasında belirtilen süreyi aşması halinde, bir yıla kadar genel sağlık sigortası primleri, 87 nci maddenin birinci fıkrasının (c) bendi gereği ilgili kamu idaresi tarafından ödenmek suretiyle sağlık hizmetlerinden yararlandırılırlar. 87 nci maddenin birinci fıkrasının (b) bendinde belirtilen yükümlüler, her aya ait primlerini takip eden ayda Kurumca belirlenecek günün sonuna kadar Kuruma öderler. Bu kişiler primlerini en fazla 360 günle sınırlı olmak üzere peşin olarak erken ödeyebilir. Erken ödeme halinde erken ödenen her gün için 21/7/1953 tarihli ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usûlü Hakkında Kanunun ek 1 inci maddesine göre erken ödeme indirimi hükümleri uygulanır. Ancak yapılan erken ödeme indirimi, prime esas kazançtan indirilmez. Erken ödemede sigortalılık süresi, sigorta priminin ait olduğu her ayın ilk gününden itibaren, prim ödeme gün sayısına dahil edilir. Erken ödeme yapılan ve prim ödeme gün sayısına dahil edilmeyen sürede isteğe bağlı sigortalılığın sona ermesi halinde, sigortalılık süresinden sayılmayan günlere ait primler ilgililere iade edilir. 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (b) bendinin (4) numaralı alt bendine tabi sigortalılar için, genel sağlık sigortası primi ile kısa ve uzun vadeli sigorta kolları primlerini ayrı ayrı veya birlikte tahsil edilecek şekilde prim ödeme tarihlerini veya dönemlerini belirlemeye Kurum yetkilidir. 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (b) bendi kapsamında sigortalı sayılanların, her ay için otuz tam gün prim ödemesi zorunludur. 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (c) bendinde belirtilen sigortalıları çalıştıran işverenler, çalıştırdığı sigortalıların primlerine esas tutulacak kazançlar toplamı üzerinden bu Kanun gereğince hesaplanacak prim tutarlarını ücretlerinden keserek ve kendisine ait prim tutarlarını da bu tutara ekleyerek, en geç Kurumca belirlenecek günün sonuna kadar Kuruma öderler. 87 nci maddenin birinci fıkrasının (c), (d) ve (g) bentleri ile 60 ıncı maddenin sekizinci ve onuncu fıkralarında belirtilen yükümlüler, her aya ait primleri ilgili ayı takip eden ayın sonuna kadar Kuruma öderler.[162] Kuruma fiilen ödenmeyen prim tutarları, gelir vergisi ve kurumlar vergisi uygulamasında gider yazılamaz. 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (b) bendinin (4) numaralı alt bendi kapsamında sigortalı olarak tescil edilmiş olanların prim borçlarını, sattıkları tarımsal ürün bedellerinden borç tutarını geçmemek şartıyla %1 ilâ %5 oranları arasında olmak üzere kesinti yapılmak suretiyle tahsil etmeye Kurum yetkilidir. Prim borçları katma değer vergisi iade alacağından mahsubu suretiyle de ödenebilir. Bu takdirde katma değer vergisi iade hakkı sahibi kendisinin, mal veya hizmet satın aldığı veya iştirak veya ortaklık ilişkisi içinde bulunduğu işverenlerin prim borçları için de mahsup talep edebilir. Bu işverenlerin mahsup talebinde bulundukları ayda muaccel olan prim borçlarının birinci fıkrada belirtilen ödeme sürelerini izleyen onbeş gün içinde mahsup suretiyle ödenmesi halinde, yasal süresi içinde ödendiği kabul edilir. Ancak prim borçlarının katma değer vergisi iade alacağından mahsup suretiyle ödenmesi talebinde bulunulduğu halde, süresinde mahsup edilemeyen veya eksik mahsup edilen prim borçları için birinci fıkrada belirtilen ödeme sürelerini izleyen günden başlanarak gecikme cezası ve gecikme zammı uygulanır. Kurum, Maliye Bakanlığının uygun görüşü ile bu uygulamadan faydalanacak işverenleri; iştigal konusu, işletme türü ve işletme büyüklüğü itibarıyla belirlemeye ve lehine mahsup talebinde bulunulan işverenlerin prim borcu ödeme süresini otuz günü aşmamak üzere uzatmaya yetkilidir. Kurum, prim ve her türlü alacaklarını, işverenlere olan borçlarından mahsup etmek suretiyle tahsil etmeye yetkilidir. Primlerin özel ödeme şekilleri kullanılmak suretiyle ödenmesi zorunluluğunu getirmeye ve primlerin yatırılacağı tahsilât kuruluşlarını belirlemeye Kurum yetkilidir. Kurumun süresi içinde ödenmeyen prim ve diğer alacaklarının tahsilinde, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usûlü Hakkında Kanunun 51 inci, 102 nci ve 106 ncı maddeleri hariç, diğer maddeleri uygulanır. Kurum, 6183 sayılı Kanunun uygulanmasında Maliye Bakanlığı ile diğer kamu kurum ve kuruluşları ve mercilere verilen yetkileri kullanır. (Ek cümle: 18/5/2017-7020/16 md.) Cumhurbaşkanı, Kurumun 6183 sayılı Kanuna göre takip edilen alacakları için anılan Kanunun 48/A maddesini; en az üç yıl süreyle prim yükümlüsü olup son üç yıl içerisinde verilmesi gereken bildirgeleri kanuni sürelerinde vermiş olanlardan başvuru tarihi itibarıyla vadesi bir yılı geçmemiş borcunu borç ödemede hüsnüniyet sahibi olmasına rağmen ödeyememiş olanlar hakkında uygulatmaya ve uyumlu prim borçlularını belirlemeye yetkilidir. (Ek cümleler: 28/11/2017-7061/87 md.) 6183 sayılı Kanunun 23 üncü maddesine göre Maliye Bakanlığına bağlı tahsil dairelerince reddiyat yapılması durumunda anılan maddenin birinci fıkrasına göre yapılacak mahsuptan sonra Kurumun prim ve diğer alacaklarından muaccel olanlara mahsup yapılır. Kurumun tahsil ettiği prim ve diğer alacaklardan reddi icap edenler, istihkak sahiplerinin Kuruma olan muaccel borçlarına mahsubundan sonra Maliye Bakanlığına bağlı tahsil dairelerine olan muaccel borçlara mahsup edilmek üzere reddolunur. Bu suretle yapılan ödemelerde, reddedilen tutarın Kuruma ve/veya alacaklı tahsil dairesinin hesabına geçtiği tarihte ödeme yapılmış sayılır. Bu fıkranın uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Maliye Bakanlığı ile Kurum tarafından müştereken belirlenir.[163] Kurum, 6183 sayılı Kanun kapsamında takip edilen alacakları hariç olmak üzere her türlü alacağın teminatını teşkil etmek üzere Yeni Türk Lirası ve/veya yabancı para birimi üzerinden ticari işletme, taşınır ve/veya taşınmaz rehni dahil olmak üzere her türlü teminat almaya yetkilidir. Kurumun 6183 sayılı Kanun kapsamında takip edilen prim ve diğer alacakları amme alacağı niteliğinde olup, imtiyazlı alacaktır. Kurumun taraf olduğu her türlü dava ve icra takiplerinin kısmen veya tamamen aleyhe neticelenmesi halinde 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununda yazılı tazminat ve cezalar Kurum hakkında uygulanmaz.[164] Kurumun prim ve diğer alacaklarının tahsilinde, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usûlü Hakkında Kanunun uygulamasından doğacak uyuşmazlıkların çözümlenmesinde Kurumun alacaklı biriminin bulunduğu yer iş mahkemesi yetkilidir. Yetkili iş mahkemesine başvurulması alacakların takip ve tahsilini durdurmaz. Kurumun sigorta primleri ve diğer alacakları haklı bir sebep olmaksızın bu Kanunda belirtilen sürelerde ödenmez ise kamu idarelerinin tahakkuk ve tediye ile görevli kamu görevlileri, tüzel kişiliği haiz diğer işverenlerin şirket yönetim kurulu üyeleri de dahil olmak üzere üst düzeydeki yönetici veya yetkilileri ile kanuni temsilcileri Kuruma karşı işverenleri ile birlikte müştereken ve müteselsilen sorumludur. Kurum, kamu idarelerinde işyerinin özelliği nedeniyle primlerin farklı zamanlarda ödeme süresini belirlemeye yetkilidir. Prim alacaklarının tahsili için muacceliyet tarihinden itibaren en geç bir yıl içinde icra yoluna başvurmayan Kurum yetkili personeli hakkında genel hükümlere göre kovuşturma yapılır. (Ek fıkra: 10/9/2014-6552/52 md.) Sigortalılar ile tüzel kişilerin kasıt, kusur, hata veya yanıltıcı beyanından kaynaklanmaması şartıyla, sigortalılarca ödenen prim ve prime ilişkin borcun noksan tahakkuk ettirildiğinin Kurumca sonradan tespit edilmesi hâlinde tespit edilen fark prime ilişkin borç aslına, tebliğ tarihinden itibaren 89 uncu maddenin ikinci fıkrasına göre gecikme cezası ve gecikme zammı uygulanır. (Ek fıkra: 18/5/2017-7020/16 md.) Kurum görev alanı kapsamındaki tebliğler, bu Kanunun 99 uncu maddesi hükümleri saklı kalmak kaydıyla, tebliğe elverişli elektronik bir adres vasıtasıyla elektronik ortamda yapılabilir. Elektronik ortamda yapılan tebligat, muhatabın elektronik adresine ulaştığı tarihi izleyen beşinci günün sonunda yapılmış sayılır. Kurum, elektronik ortamda yapılacak tebliğle ilgili her türlü teknik altyapıyı kurmaya veya kurulmuş olanları kullanmaya, tebliğe elverişli elektronik adres kullanma zorunluluğu getirmeye, kendisine elektronik ortamda tebliğ yapılacakları ve elektronik tebliğe ilişkin diğer usul ve esasları belirlemeye yetkilidir. Kurum tarafından yapılacak tebliğler, Maliye Bakanlığı ile yapılacak protokol çerçevesinde 213 sayılı Kanunun 107/A maddesi hükümlerine göre kurulan teknik altyapı kullanılarak da elektronik ortamda yapılabilir. Bu şekilde yapılan tebligatlar, 99 uncu maddenin ikinci fıkrası kapsamındaki bildirim yerine geçer. Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usûl ve esaslar Kurum tarafından çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir. Prim borçlarına halef olma, gecikme cezası ve gecikme zammı ile iadesi gereken primler

5510 sayılı Kanun'un 88. maddesinin 16. fıkrasına göre, süresi içinde ödenmeyen Kurum alacaklarının tahsilinde, kanunda ayrık tutulan maddeler hariç olmak üzere 6183 sayılı Kanun tatbik edilir. Aynı maddenin 19. fıkrası uyarınca, 6183 sayılı Kanun uygulamasından doğan uyuşmazlıkların çözümünde Kurumun alacaklı biriminin bulunduğu yer iş mahkemesi yetkilidir; yetkili iş mahkemesine müracaat edilmiş olması takip ve tahsilat işlemlerini durdurmaz.

Temsil yetkisi bulunmayan yönetim kurulu üyesi kamu borçlarından sorumlu mudur?

Hayır, anonim şirkette temsil ve ilzam yetkisi murahhas üyelere veya şirket müdürlerine devredilmişse, temsil yetkisi olmayan yönetim kurulu üyeleri kanuni temsilci sıfatıyla kamu borçlarından şahsen sorumlu tutulamaz.

Eski yönetim kurulu üyesi görevi bıraktıktan sonraki dönem borçlarından sorumlu tutulabilir mi?

Hayır, kanuni temsilcilerin vergi ve kamu borçlarından sorumlu kılınabilmesi için borcun vadesinde ve ödevin yerine getirilmesi gereken tarihte idare ve temsil yetkisini haiz bulunması şarttır; görev dönemi dışındaki borçlar için takip yapılamaz.

Kamu borcunu şahsen ödeyen kanuni temsilci anonim şirkete başvurabilir mi?

Evet, 213 sayılı Kanun'un 10. maddesi ve 6183 sayılı Kanun'un mükerrer 35. maddesi uyarınca, amme borcunu şahsi varlığından ödeyen temsilcilerin asıl borçlu şirkete rücu etme hakkı mevcuttur.

SGK prim takibine itiraz halinde hangi mahkeme yetkilidir?

5510 sayılı Kanun'un 88. maddesinin 19. fıkrası uyarınca, 6183 sayılı Kanun uygulamasından doğan uyuşmazlıkların çözümünde Sosyal Güvenlik Kurumunun alacaklı biriminin bulunduğu yer iş mahkemesi yetkilidir.

İradi vekaletle görevlendirilen ticari vekiller kamu borçlarından sorumlu olur mu?

Hayır, ticari vekiller vekalet sözleşmesine dayalı olarak tayin edildiklerinden 6183 sayılı Kanun anlamında kanuni temsilci sayılmazlar ve şirketin kamu borçlarından dolayı şahsen takip edilemezler.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu