Şasi Podye ve Direk Hasarında Araç Değer Kaybı Hesabı

by Avukat Erdal Ersoy
Şasi Podye ve Direk Hasarında Araç Değer Kaybı Hesabı

Trafik kazası neticesinde hasar gören bir aracın usulüne uygun şekilde onarılması, araçtaki ekonomik kaybın tamamen giderildiği anlamına gelmez. Onarım bedeli fiziksel zararın karşılanmasını sağlarken, değer kaybı aracın geometrik ölçüleri fabrika toleranslarına getirilse dahi kaza geçmişi ve müdahaleler sebebiyle ikinci el piyasa değerinde oluşan ekonomik azalmayı ifade eder.

Değer kaybı tazminatının talep edilebilmesi için aracın fiilen satılmış olması zorunlu değildir. Zarar, kaza tarihindeki piyasa koşullarına göre aracın satılabilir değerindeki objektif azalmayla doğar; malikin aracı kullanmayı sürdürmesi ekonomik değer azalmasının mevcut olmadığı anlamına gelmez.

Değer Kaybı Hesaplamasında Esas Alınan Temel Yöntem

Araç değer kaybının belirlenmesinde soyut formüller veya katsayılar uygulanmaz. Aracın modeli, markası, kaza tarihindeki yaşı, kilometresi, hasarın niteliği, niceliği ve hasarlı kısımların özellikleri gözetilir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2017/2049 Esas ve 2021/771 Karar sayılı ilamında belirtildiği üzere; aracın hasarsız haliyle kaza tarihindeki serbest piyasa ikinci el rayiç değeri ile onarıldıktan sonraki serbest piyasa değeri arasındaki farkın tespiti için teknik bilirkişi incelemesi yapılması gerekir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2017/2049, K. 2021/771Kaynağı aç
Hukuk Genel Kurulu         2017/2049 E.  ,  2021/771 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi 1. Taraflar arasındaki “tazminat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Nazilli 1. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen davanın kabulüne ilişkin karar davalılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 17. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı davalılar vekili tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: I. YARGILAMA SÜRECİ Davacı İstemi: 4. Davacı vekili dava dilekçesinde; davalıların işleteni ve sürücüsü olduğu aracın müvekkilinin aracına çarptığını, kazanın tamamen davalı sürücünün kusurundan kaynaklandığını, müvekkilinin aracında oluşan 11.912TL hasar bedelinin kasko sigortasınca karşılandığını, 02.01.2012 tarihinde trafiğe çıkan aracın 31.08.2012 tarihinde yaşanan kaza sebebiyle değer kaybına uğradığını ileri sürerek 10.000TL değer kaybının olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı Cevabı: 5. Davalılar vekili cevap dilekçesinde; kazanın meydana gelmesinde müvekkillerinin kusurunun bulunmadığını, zararın sigorta şirketince karşılandığını, değer kaybının bulunmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur. Mahkeme Kararı: 6. Nazilli 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 23.09.2014 tarihli ve 2013/21 E., 2014/540 K. sayılı kararı ile; kazanın tamamen davalının kusuruyla meydana geldiği, ticaret odasınca gönderilen cevabi yazıda aracın kazasız rayiç değerinin 46.000TL, kazalı hâli ile değerinin ise 27.000 ila 30.000TL arasında olduğunun bildirildiği, trafik kazalarında aracının değer kaybı bulunan kusursuz ya da daha az kusurlu tarafın kusurlu taraftan değer kaybını talep edebileceği, dava dilekçesinde 10.000TL değer kaybı talep edildiği, ticaret odası cevabına göre, araçta 16.000 ila 19.000TL arası değer kaybı olduğunun anlaşıldığı gerekçesiyle; davanın kabulü ile 10.000TL değer kaybının olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmiştir. Özel Daire Bozma Kararı: 7. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 8. Yargıtay (Kapatılan) 17. Hukuk Dairesince 15.01.2015 tarihli ve 2014/23795 E., 2015/340 K. sayılı kararı ile; “…1-Dosya içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde, dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre davalılar vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir. 2-Dava, trafik kazasından kaynaklanan maddi tazminat istemine ilişkindir. Davacı aracı 2012 model Cıtroen otomobil olup, 02.01.2012 tarihinde trafiğe çıkmış; davaya konu kaza 31.08.2012 tarihinde meydana gelmiştir. Davacı aracının, dava dışı kasko şirketi tarafından 11.912,00 TL. hasar bedeli ödenmiştir. Davacı vekili, kaza sebebiyle araçta 10.000,00 TL. tutarında değer kaybı oluştuğunu ileri sürerek işbu davayı açmıştır. Zarar veren, kusuru oranında gerçek zararı ödemekle sorumludur. Kusur ve gerçek zarar miktarının konusunda uzman bilirkişilerce belirlenmesi gerekir. Mahkemece, öncelikle usulüne uygun biçimde taraf delillerinin toplanması, deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre hüküm kurulması gerekmektedir. Araçta meydana gelen değer kaybı, aracın olay tarihindeki hasarsız hali ile 2. el piyasa rayiç değeri ile hasar onarıldıktan sonraki 2. el piyasa rayiç değeri arasındaki farktır. Davalılar vekili, kusura ve tazminat miktarına itiraz etmiş; kusur durumunun belirlenmesi için tanık deliline dayanmış, tüm tanıkları dinlendikten sonra kusur yönünden rapor alınmasını istemiştir. Mahkemece davalı tanıklarından sadece Müyesser Ünver dinlenmiş; diğer tanıklar Büşra Ünver ve Yaşar Uluat dinlenmeden karar verilmiştir. Davalılar vekili açıkça diğer tanıklarının dinlenmesinden vazgeçmediği gibi, aksine ısrarla tanıklarının dinlenmesini talep etmiştir. ATK raporunda araçta 4.500,00 TL. değer kaybı olduğu bildirilmiş; mahkemece bu rapora neden itibar edilmediği gerekçelendirilmeden, aynı konuda Nazilli Ticaret Odasından verilen cevaba göre taleple bağlı kalınarak 10.000,00 TL. yönünden dava kabul edilmiştir. Ticaret odasının cevabına neden üstünlük tanındığı da açıklanmamıştır. Eksik inceleme ile hüküm kurulamaz. Bu durumda mahkemece, öncelikle davalılar vekilince bildirilen diğer tanıkların usulüne uygun biçimde dinlenilmeleri, daha sonra İTÜ veya KGM Fen Heyeti gibi kurum veya kuruluşlardan seçilecek bilirkişi ya da bilirkişi kurulundan tüm dosya kapsamına, oluş şekline göre tarafların kazanın meydana gelmesinde kusur durumlarının ve yukarıda açıklandığı biçimde davacı aracında oluşan değer kaybının tespiti hususlarında ayrıntılı, gerekçeli, denetime elverişli, önceki raporlarında irdelendiği bir rapor alınarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, yazılı olduğu biçimde hüküm kurulması doğru görülmemiştir…” gerekçesiyle karar bozulmuştur. Direnme Kararı: 9. Nazilli 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 08.10.2015 tarihli ve 2015/260 E., 2015/546 K. sayılı kararı ile; önceki gerekçelere ilave olarak, mahkemece Adli Tıp Kurumundan 17.02.2014 tarihinde rapor aldırıldığı, raporda davalının tamamen kusurlu olduğunun bildirildiği, davalının vekilinin tanıklarının dinlenmeden rapor aldırıldığını savunması nedeniyle mahkemece keşif ara kararı kurulduğu, davalı tanıklarına davetiye çıkarıldığı, keşif mahallinde de sadece davalı tanığı Müyesser bulunduğundan bu tanığın dinlendiği, davalı vekilince diğer tanığının duruşmada beyanının alınmasının talep edildiği, trafik kazasına bağlı açılan ve olayın oluş şekli ile ilgili dinletilmek istenen tanığın kaza mahallini görmeden, hangi aracın nereden geldiğini, hangisinin nerede durduğunu açıklayacak tanığın duruşmada dinlenmesinin mümkün olmadığı, diğer tanıkların dinlenmesi için yeniden keşif yapılmasının gerekeceği, bunun da mahkemece gerekli görülmediği, keşif mahalli dışında duruşmada hayal kurarak kazaya bağlı tanık dinlenmesinin mümkün olmadığı, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 241. maddesine göre de; mahkemenin bir tarafın ya da vekilinin ısrarla tanığını dinletme talebiyle bağlı olmadığı, olayın oluş şeklini bizzat gören Müyesser'in anlatımı ile kazanın nasıl olduğunun zaten yeteri kadar netleştiği, mahkemece alınan raporlar arasında çelişki bulunmadığı, kazanın çok taraflı bir kaza ya da ışık ihlali gibi karışık bir şekilde de meydana gelmediği, bu yüzden İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) veya Karayolları Genel Müdürlüğü (KGM) Fen Heyetinden rapor alınmasının kusur durumunu değiştirmeyeceği, mahkemenin gerekçesinin verilen bir hükmün neden verildiğinin açıklaması olduğundan gerekçede neden rapora uyulmadığının yazılmayacağı, Adli Tıp Kurumu raporunun değer yönünden verdiği cevaba neden uyulmadığının bu yüzden gerekçeye yazılmadığı, mahkemece ticaret odasına müzekkere yazıldığı, Özel Dairenin emsal kararları doğrultusunda aradaki farkın en az 16.000TL olduğunun anlaşıldığı, talebin de 10.000TL olması nedeniyle taleple bağlı kalınarak davanın kabulüne karar verildiği, bozma kararının kendi içerisinde çelişkili olduğu, önce değer kaybının nasıl tespit edileceğinin açıklandığı, sonra buna uygun değer kaybı tespitinin yapılmadığının belirtildiği, mahkemece zaten bozma kararında belirtildiği gibi değer kaybı tespiti yapıldığı, ayrıca araç alım satımlarında net bir bedel olmasının mümkün olmadığı, ikinci el bir aracın satımında fiyat farklılıkları olabileceği, Ticaret Odasının verdiği cevabın hükme elverişli bulunduğundan tekrar araştırma yapılmasına gerek görülmediği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi: 10. Direnme kararı süresi içinde davalılar vekili tarafından temyiz edilmiştir. II. UYUŞMAZLIK 11. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olay bakımından mahkemece yapılan araştırma ve incelemenin yeterli olup olmadığı; bu kapsamda davalı tarafça bildirilen diğer iki tanığın usulüne uygun biçimde dinlendikten sonra İTÜ veya KGM gibi kurum ya da kuruluşlardan seçilecek bilirkişi veya bilirkişi kurulundan tarafların kazanın meydana gelmesinde kusur durumlarının ve davacı aracında oluşan değer kaybının tespiti hususlarında ayrıntılı, gerekçeli, denetime elverişli, önceki raporlarında irdelendiği bir rapor alınarak sonucuna göre karar verilmesi gerekip gerekmediği noktalarında toplanmaktadır. III. GEREKÇE 12. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 27. maddesi gereğince davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukukî dinlenilme hakkına sahiptir. Bu hak; yargılama ile ilgili olarak bilgi sahibi olunmasını, açıklama ve ispat hakkını, mahkemenin açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini, kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini de içerir. Bu ilkeler uyarınca gerekçesiz karar oluşturulması, başlı başına usule aykırılık sorunu olarak görülmüş; hükmün kapsamını belirleyen HMK’nın 297. maddesi uyarınca kararda; tarafların iddia ve savunmalarının özetini, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delilleri, delillerin tartışılmasını ve değerlendirilmesini, neden bir kısım delile üstünlük tanındığının ya da tanınmadığının belirtilmesini, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukukî sebeplerin gösterilmesini aramıştır. 13. Mahkeme iki tarafa eşit şekilde hukukî dinlenilme hakkı tanıyarak hükmünü vermelidir. Bu hak aynı zamanda, 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 36. maddesi ile teminat alınan ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddesi ile düzenlenen adil yargılanma hakkının da en önemli unsurlarından biridir. 14. Uyuşmazlığın çözümü için tanık delili ve bilirkişi incelemesi hakkında da birtakım açıklamalar yapmakta fayda bulunmaktadır. 15. Davada taraflar arasında çekişmeli olan, geçmişte meydana gelmiş olaylar ve durumlar ile ilgili sahip olduğu bilgi ve algılarını mahkemeye aktaran kişiye tanık denir. Burada bahsedilen bilgi; tanığın gördükleri ve işittikleridir (Örneğin, gördüğü bir trafik kazasını veya işittiği konuşmaları mahkemeye aktarması). Tanık sadece gördüklerini ya da duyduklarını mahkemeye aktarır, olayları yorumlamaz ( Pekcanıtez, H./ Atalay, O./Özekes, M.: Medeni Usul Hukuku, Ankara 2011, s. 506). 16. Doğrudanlık ilkesi gereğince, tanık, kural olarak davaya bakan mahkemede dinlenir. Tanık, mahkemenin yargı çevresi dışındaysa istinabe yoluyla dinlenmesine karar verilebilir. Yine mahkeme, gerçeğin ortaya çıkması için gerekli görürse, tanığın olayın gerçekleştiği veya şeyin bulunduğu yerde dinlenilmesine karar verebilir.  Buna göre, taşınmaza ilişkin davalarda tanığın taşınmazın başında keşif esnasında dinlenmesi gerekir. Tanık davetiye ile çağrılır. Tanığın taraflarca getirilmesini zorunlu kılan bir kural bulunmamaktadır. 17. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 241. maddesi uyarınca, mahkeme gösterilen tanıklardan bir kısmının tanıklığı ile ispat edilmek istenen husus hakkında yeterli derecede bilgi edindiği takdirde, geri kalanların dinlenilmemesine karar verebilir. “Tanıklardan bir kısmının dinlenilmesiyle yetinilmesi” başlıklı 241. madde, davayı uzatma niyetiyle hareket etmek isteyen tarafın bu konudaki çabalarını önleme amacını güden, mahkemeye tanınmış bir imkândır. Bu bağlamda mahkemece, taraflarca tanık listesinde gösterilen tanıklardan bir kısmının dinlenmesiyle yeterli derecede sonuç alınmış ise diğerlerinin dinlenmesinden vazgeçilmiş sayılmasına karar verilebilecektir. Ancak madde ile tanınan bu imkân mahkemece çok dikkatli değerlendirilmeli; her tanığın aynı bilgiye sahip olmayabileceği, diğer tanığın olay hakkında aydınlatıcı bilgileri mahkemeye sunabileceği, tanık sayısını sınırlandırılması ile tarafların adil yargılanma ve hukukî dinlenilme hakkının ihlaline yol açabileceği gözden kaçırılmamalıdır. 18. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 266, 6754 sayılı Bilirkişilik Kanunu’nun 3. maddeleri ile Bilirkişilik Yönetmeliği’nin 5. maddesinde hangi hâllerde bilirkişiye başvurulması gerektiği hususu açıkça düzenlenmiştir. Buna göre; mahkeme, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde, taraflardan birinin talebi üzerine yahut kendiliğinden, bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verir. Ancak genel bilgi veya tecrübeyle ya da hâkimlik mesleğinin gerektirdiği hukukî bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulamaz. Bilirkişi, raporunda çözümü uzmanlığı, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hususlar dışında açıklama yapamaz; hukukî nitelendirme ve değerlendirmelerde bulunamayacağı gibi, hâkim de genel bilgi veya tecrübeyle ya da hâkimlik mesleğinin gerektirdiği hukukî bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvuramaz. 19. Eldeki davada, davalılar vekilince dinlenmeyen tanıkların görgü ve bilgilerine başvurulduğunda, davanın aydınlanacağı, yargılamanın seyrinin, kusur oranlarının değişecebileceği savunulmuş, tüm tanıkları dinlendikten sonra kusur ve tazminat miktarı yönünden rapor alınması talep edilmiştir. Diğer iki tanığın dinlenmesi yönündeki bu talebin davayı uzatma amacını taşıdığından bahsedilemeyecektir. Mahkemece davalı tanıklarından sadece Müyesser Ünver dinlenmiş, diğer tanıklar Büşra Ünver ve Yaşar Uluat dinlenmeden karar verilmiştir. Mahkemece bu tanıkların dinlenmesi için yeniden keşif yapılmasının gerektiği, tek tanık beyanı ile yeterince bilgi sahibi olunduğu, kazanın çok karışık bir kaza olmadığı, diğer tanıkların da aynı yönde beyanda bulunacağı, beyanının kusur durumunu değiştirmeyeceği belirtilmiştir. Oysaki yukarıda izah edildiği üzere tanık; sadece gördüklerini ve duyduklarını mahkemeye aktaran kişidir. Tanık olayları yorumlayamayacağı gibi, tanığın görüşüne de başvurulmaz. Dinlenmeyen tanıkların duruşma esnasında dinlenmesi mümkündür. Burada tanıkların beyanının alınmasındaki amaç, trafik kazasının oluşum sürecinin tespit edilmesidir, yoksa kusur durumunun tanık beyanına göre hâkim tarafından değiştirilmesi olarak algılanamaz. 20. Zarar veren, kusuru oranında gerçek zararı ödemekle sorumludur. Trafik kazasının oluşumunda sürücülerin kusur oranlarının teknik bilirkişi raporuyla belirlenmesi gerekmektedir. Kazanın oluşum süreci net olarak tespit edilmeden, teknik inceleme için bilirkişiye başvurulamaz. Elbette tarafların tüm delilleri toplandıktan ve kazanın oluş şekline ilişkin sabit görülen maddi vakıa tam olarak saptandıktan sonra, tarafların kusur durumu değişmeyebilir; ancak bu sonuca hâkimin yorumu ile değil, özel veya teknik bilgiyi içeren bilirkişi raporu ile ulaşılabilir. Mahkemece, bahsi geçen iki tanık dinlenmeyerek savunma ve hukukî dinlenilme hakkı kısıtlandığı gibi, hukuka uygun olmayan, farazi gerekçelerle sonuca ulaşılmaya çalışılmıştır. 21. Kazanın oluş şekline göre değişkenlik göstermekle birlikte, kazalı bir araçta hayatın olağan akışına göre değer kaybı oluşacağı muhakkaktır. Kazalı bir araçta değer kaybı oluşup oluşmadığı veya oluşan değer kaybının miktarı; aracın modeli, markası, kaza tarihindeki yaşı, kilometresi, hasarın nitelik ve niceliği vs. gibi hususlara bağlı olarak değişiklik gösterebilir. Değer kaybı; bahsedilen kriterler göz önüne alınarak, aracın hasarsız hâliyle ve kaza tarihi itibariyle serbest piyasadaki ikinci el piyasa rayiç değeri ile aracın hasarı onarıldıktan sonraki hâline göre serbest piyasadaki ikinci el piyasa değeri arasındaki farkın tespit edilmesiyle bulunur. Kusur durumu gibi değer kaybı incelemesi de teknik bilirkişi incelemesini gerektirmektedir. Davacı aracının hasar bedeli olan 11.912TL dava dışı kasko şirketi tarafından ödenmiştir. Adli Tıp Kurumundan alınan bilirkişi raporunda araçta 4.500TL değer kaybı olduğu belirtilmiştir. Değer kaybının tespiti konusunda bahsedilen yönlerden bir araştırma yapılmamış olup, raporun bu hâliyle hükme esas alınamayacağı açıktır. Ancak mahkemece teknik incelemeyi içeren bilirkişi raporuna neden itibar edilmediği gerekçeli kararda tartışılmadığı gibi, bu hususta usulüne uygun olarak yeni bir inceleme de yaptırılmamış, teknik incelemeyi gerektiren bir hususta Ticaret Odasının yazı cevaplarına dayanılarak sonuca ulaşılmaya çalışılmış, bu yazı cevaplarına neden üstünlük tanındığına gerekçeli kararda değinilmemiştir. 22. Yukarıda izah edilen bu gerekçelerle mahkemece yapılan araştırma ve inceleme Hukuk Genel Kurulunca da yeterli görülmediğinden mahkemece; öncelikle davalılar vekilince bildirilen diğer tanıkların usulüne uygun biçimde dinlenilmeleri, daha sonra İTÜ veya KGM gibi kurum veya kuruluşlardan seçilecek bilirkişi ya da bilirkişi kurulundan tüm dosya kapsamına, olayın oluş şekline göre tarafların kazanın meydana gelmesinde kusur durumlarının ve yukarıda açıklandığı biçimde davacı aracında oluşan değer kaybının tespiti hususlarında ayrıntılı, önceki raporların da irdelendiği, gerekçeli ve denetime elverişli bir bilirkişi raporu alınarak sonucuna göre karar verilmesi gerekmektedir. 23. Hâl böyle olunca, mahkemece Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. 24. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır. IV. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; Davalılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun Geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, Aynı Kanun’un 440/III-1. maddesi gereğince karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere 15.06.2021 tarihinde oy birliği ile kesin olarak karar verildi.
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2021/18000, K. 2021/5904Kaynağı aç
4. Hukuk Dairesi         2021/18000 E.  ,  2021/5904 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasındaki trafik kazası nedeniyle araçta meydana gelen değer kaybının tazmini davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne dair verilen hükmün süresi içinde davalı … vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği düşünüldü: -K A R A R- Mahkeme gerekçeli karar başlığında, dava tarihinin 16/04/2013 tarihi olarak yazılması gerekirken, 14/07/2016 tarihi olarak yazılması mahallinde düzeltilebilir maddi hata olarak görülmekle bozma sebebi yapılmamıştır. Hükmüne uyulan bozma ilamında özetle; hükme esas alınan 16/02/2015 tarihli bilirkişi raporunda, aracın hasar boyutu ve kullanma düzeyi katsayısı gibi kriterlere göre araçtaki değer kaybının belirlendiği, oysa değer kaybı zararı belirlenirken yapılması gereken, aracın kaza tarihi itibariyle serbest piyasa koşullarına göre hasarsız haldeki 2. el değerinin belirlenmesi ve aracın tamir edilmesinden sonra, aracın yaşı, hasar miktarı ve hasarlı kısımların özelliği dikkate alındığında yine serbest piyasa koşullarında 2. el değerinde ne kadarlık bir azalma olacağının belirlenmesinden ibaret olduğu, mahkemece, açıklanan ilkeler ışığında araçtaki değer kaybının tespiti hususunda yeniden bilirkişi raporu alınarak sonucuna göre karar verilmesi gereğine değinilmiştir. Mahkemece, bozma kararına uygun olarak alınan bilirkişi raporuyla dava konusu aracın hasarsız piyasa rayiç değeri belirlenmiş, kazadan sonra hasar onarımı yapıldıktan sonraki hali ile piyasa rayiç değerinin belirlenerek, aradaki farkın 6500,00 TL olduğu, bu miktarın aracın kaza sebebiyle uğradığı değer kaybı olarak hesaplandığı gerekçesiyle davanın kabulü ile 5.000,00TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi, ıslah edilen 1.260,50TL'nin ıslah tarihi olan 18.03.2015 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmiş; hüküm, davalı … vekili tarafından temyiz edilmiştir. Dosyadaki yazılara, kararın bozmaya uygun olmasına, delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davalı … vekilinin yerinde görülmeyen bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve yasaya uygun olan hükmün ONANMASINA, aşağıda dökümü yazılı 423,26 TL kalan onama harcının temyiz eden davalıdan alınmasına, 30/09/2021 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları ekinde yer alan standart formüller yerine, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu haksız fiil hükümleri uyarınca serbest piyasa rayiç farkı yöntemi uygulanır. Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 2021/21252 Esas ve 2022/5913 Karar sayılı ilamı uyarınca, Anayasa Mahkemesinin iptal kararı sonrasında genel şartlardaki formüller hükme esas alınamaz. Anayasa Mahkemesinin iptal kararıyla ortaya çıkan hukuki durumun, usuli kazanılmış hakka bakılmaksızın kesinleşmemiş derdest uyuşmazlıklara uygulanması zorunludur.

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2021/21252, K. 2022/5913Kaynağı aç
4. Hukuk Dairesi         2021/21252 E.  ,  2022/5913 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine dair verilen hükme karşı Adalet Bakanlığı tarafından kanun yararına bozma yoluna başvurulması üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü: K A R A R Davacı vekili, müvekkiline ait araca davalının zorunlu trafik sigortacısı olduğu aracın tam kusurlu olarak çarpması sonucu müvekkilinin aracında değer kaybı meydana geldiğini beyanla, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 100,00 TL değer kaybının temerrüt tarihinden işleyecek reeskont faizi ile davalıdan tahsilini talep etmiştir. Davalı vekili davanın reddini savunmuştur. Ankara Batı Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2019/720-2020/471 sayılı ilamında; toplanan deliller ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, davanın reddine karar verilmiş; hükmün Adalet Bakanlığı tarafından HMK’nın 363. maddesi gereğince kanun yararına bozulması talep edilmiştir. Dava, trafik kazasından kaynaklanan değer kaybı istemine ilişkindir. Karayolları Trafik Kanunu’nun 91. maddesi gereği, KTK 85. maddesinde belirtilen, bir motorlu aracın işletilmesi bir kimsenin ölümüne veya yaralanmasına yahut bir şeyin zarara uğramasına sebep olması durumunda, poliçe limiti dahilinde işletenin sorumluluklarının karşılanmasını sağlamak üzere, mali sorumluluk sigortası yaptırılması zorunludur. Yerel mahkemenin karar tarihinde yürürlükte bulunan Karayolları Trafik Kanunu’nun 90. maddesine göre “Zorunlu mali sorumluluk sigortası kapsamındaki tazminatlar bu Kanun (…) öngörülen usul ve esaslara tabidir. Söz konusu tazminatlar ve manevi tazminata ilişkin olarak bu Kanun (…) düzenlenmeyen hususlar hakkında 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun haksız fiillere ilişkin hükümleri uygulanır.” Somut olayda trafik kazası 4.10.2019 tarihinde meydana gelmiştir. Davalıya zorunlu trafik sigortalı aracın poliçesinin teminat başlangıç ve bitiş tarihleri 9.1.2019-9.1.2020 olup dava 23.12.2019 tarihinde açılmıştır. Mahkemece makine mühendisinden aldırılan bilirkişi raporunda değer kaybı için seçenekli hesaplama yapılmış, hükmün gerekçesinde kaza ve poliçe başlangıç tarihi dikkate alındığında Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk (Trafik) Sigortası Genel Şartları ekine göre değerlendirme yapan seçeneğe itibar edilerek 6.10.2020 tarihinde davanın reddine karar verilmiştir. Yerel mahkemenin karar tarihi gözetildiğinde, Anayasa Mahkemesi’nin 17.7.2020 tarihinde 2019/40 E-202/40 K. sayılı kararı ile Karayolları Trafik Kanunu’nun 90. maddesinin birinci cümlesinde yer alan “…ve bu Kanun çerçevesinde hazırlanan genel şartlarda…” ibaresi ile ikinci cümlesindeki “…ve genel şartlarda…” ibaresinin ve 92. maddesinin (i) bendinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline karar vermiş olması nedeniyle zarar ve zarar kapsamının 2918 sayılı KTK.nın ve 6098 sayılı TBK.nın haksız fiile ilişkin hükümlerine ve Yargıtay uygulamalarına göre belirlenmesi gerekmektedir. Zira uygulanması gereken bir kanun hükmünün, hüküm kesinleşmeden önce Anayasa Mahkemesi’nce iptaline karar verilirse, usuli kazanılmış hakka göre değil, Anayasa Mahkemesinin iptal kararından sonra oluşan yeni duruma göre karar verilebilecektir (HGK. nun 21.01.2004 gün, 2004/10-44 E, 19 K. sayılı kararı) Anayasa Mahkemesinin iptal kararı sonucu oluşan durumun eldeki maddi anlamda kesinleşmemiş ve derdest olan davaya da uygulanması zorunludur. (HGK.nun 21.3.2012 gün, 2012/20-12 E,2012/232 K. sayılı kararı) Yargıtay uygulamasına göre değer kaybı, aracın trafik kazası sonucu hasarlanıp onarılmasından sonraki değeri ile hiç hasarlanmamış haldeki değeri arasındaki farka ilişkin olup, araçtaki değer kaybı belirlenirken, aracın markası, yaşı, modeli ve hasar gördüğü kısımları dikkate alınarak aracın kaza tarihinden önceki 2. el satış değerinin tespiti ile aracın tamir edildikten sonra ikinci el satış değerinin tespiti ve arasındaki fark göz önüne alınmaktadır. Dolayısıyla mahkemece AYM’nin iptal kararı sonrasında verilen 6.10.2020 tarihli kararda bilirkişi raporunda Yargıtay uygulamasına göre hesaplama yapan seçenek yerine, genel şartlara göre hesaplama yapan seçeneğin hükme esas alınması doğru olmayıp 6100 sayılı HMK’nın 363. maddesi gereği kanun yararına bozma isteminin kabulüne karar vermek gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle Adalet Bakanlığı’nın kanun yararına bozma itirazlarının kabulüyle 6100 sayılı HMK’nin 363. maddesi uyarınca hükmün, hukuki sonuçlarına etkili olmamak kaydı ile KANUN YARARINA BOZULMASINA, bozma kararının bir örneğinin Resmi Gazetede yayınlanmak üzere Adalet Bakanlığı’na gönderilmesine, 25/03/2022 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Zarar belirlenirken aracın kaza tarihindeki hasarsız rayici ile onarılmış halinin rayici karşılaştırılırken evvelce gerçekleşen kazalar da dikkate alınır. Nitekim Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 2021/2451 Esas ve 2021/4771 Karar sayılı ilamında; aracın yaşı, özellikleri, hasar miktarı, hasarlı kısımların özelliği ve daha önce karışmış olduğu kazanın gözetilerek kazadan sonraki onarılmış halin rayicinin saptanması gerektiği belirtilmiştir.

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2021/2451, K. 2021/4771Kaynağı aç
4. Hukuk Dairesi         2021/2451 E.  ,  2021/4771 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasındaki trafik kazası sonucu araç hasarı nedeniyle maddi ve manevi tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne dair verilen hükmün süresi içinde davalı … vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği düşünüldü: -K A R A R- Hükmüne uyulan Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin 15.11.2017 gün 2016/19642 E. 2017/10599 K. sayılı ilamında; “….araçta meydana gelen değer kaybının; aracın serbest piyasa koşullarına göre kaza tarihi itibariyle hasarsız haldeki ikinci el rayiç değeri ile aracın yaşı, özellikleri, hasar miktarı ve hasarlı kısımların özelliği ve daha önce karışmış olduğu kaza da dikkate alınarak kazadan sonraki onarılmış halinin rayiç değeri tespit edilip bu iki miktar arasındaki azalmaya göre hesaplanması gerektiği, mahkemece araçtaki değer kaybının tespiti hususunda yeniden bilirkişi raporu alınarak sonucuna göre karar verilmesi gerektiği, kaza tarihi olan 20.05.2011 tarihli olay yeri inceleme tutanağında araçta bulunan bidonlar içerisindeki çok sayıda zeytinyağının patlayarak zarar gördüğü, aynı şekilde zeytinlerin etrafa saçıldığı, poşet ve kasalarda bulunan incirlerin döküldüğü ve tüm bu dökülen mamullerin kullanılamaz durumda olduğu, müstahsil yol belgesi, olay yeri inceleme tutanağı ve bilirkişi raporuna göre davacının aracında bulunan emtia zararının 22.100,00 TL olduğu, emtia zararı yönünden takdiri indirim yapılmaksızın hüküm verilmesi gerektiği, mahkemece davacının ıslah dilekçesinde faiz talebi olduğu göz önünde bulundurularak talep gibi dava dilekçesinde talep edilen miktar yönünden haksız fiil tarihinden, ıslah edilen miktar yönünden ıslah tarihinden itibaren faize hükmedilmesi gerektiği, davacı vekili davalı …Ş. aleyhine açmış olduğu davasını ön inceleme aşamasında geri aldığından, mahkemece davalı …Ş. vekili lehine hükmedilecek olan vekalet ücretinin yarısına hükmedilmesi gerektiği…” gerekçesi ile hükmün bozulmasına karar verilmiştir. Bozmaya uygun yapılan yargılama neticesinde, mahkemece alınan bilirkişi raporu doğrultusunda davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, söz konusu karar davalılardan … vekili tarafından temyiz edilmiştir. Dosyadaki yazılara, kararın bozmaya uygun olmasına, delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre yerinde görülmeyen bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve yasaya uygun olan hükmün ONANMASINA ve aşağıda dökümü yazılı 1.336,90 TL kalan onama harcının temyiz eden davalı …'ndan alınmasına 15/09/2021 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Taşıyıcı Parçalardaki Hasarların Piyasa Değerine Etkisi

Şasi, podye veya direk hasarlarında soyut ve sabit yüzdeler veya katsayılar uygulanarak değer kaybı tayin edilemez. Her araç özelinde hasarın niteliği, onarım şekli ve ikinci el piyasasına etkisi piyasa analiz yöntemiyle araştırılmalıdır. Şasi hasarlı araçta belirli bir sabit oran kaybedileceği yönündeki peşin kabuller yerine, aracın kaza tarihindeki piyasa değeri ile onarım sonrası piyasa değeri arasındaki fark esas alınır.

Taşıyıcı aksamdaki müdahalenin niteliği tazminat miktarında belirleyici bir etkendir. Şasi kolundaki sınırlı bir deformasyonun üretici standartlarına uygun düzeltilmesi ile şasi elemanının kesilip kaynak yapılarak değiştirilmesinin piyasa etkisi farklı değerlendirilir. Kaynaklı, kesilmiş veya değiştirilmiş taşıyıcı parçalar söz konusu olduğunda aracın orijinalliği bakımından piyasa algısının daha olumsuz olması mümkün olmakla birlikte, her şasi müdahalesinde sabit bir yüzde uygulanması yerine somut piyasa etkisi gözetilir.

Podye kavramı mevzuatta bağımsız tek bir parçayı tanımlamadığından, podye bölgesinin kapsamı aracın marka, model ve gövde tasarımına göre değişebilir. Bu nedenle hukuki uyuşmazlıklarda salt podye hasarlı nitelemesiyle yetinilmeyip hasarın tam olarak hangi sac, taşıyıcı bölüm veya bağlantı elemanı üzerinde meydana geldiği ve hangi işlemin uygulandığı bilirkişi raporunda somut olarak gösterilmelidir.

Kritik Parça Listesi ve Ağır Hasar Değerlendirmesi

Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumunun 2025/12 sayılı Genelgesi uyarınca sağ ve sol ön şasi kolları, sağ ve sol arka şasi kolları ile sağ ve sol orta direk kritik parçalar arasında düzenlenmiştir. Onarım masraflarının KDV dahil aracın kaza tarihindeki değerinin yüzde altmışını aşması durumunda araç ağır hasarlı sayılır. Masrafın yüzde altmışı aşmadığı durumlarda ise söz konusu kritik parçalardan en az birinin hasara uğramış olması halinde aracın ağır hasara uğrayıp uğramadığı hususu eksper değerlendirmesine tabidir.

Sorumluluk ve Başvuru Yolları

2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 85 ve 91. maddeleri uyarınca, bir motorlu aracın işletilmesinin zarara yol açması halinde işletenin sorumluluğunu teminat limiti dahilinde karşılamak amacıyla zorunlu mali sorumluluk sigortası yaptırılması zorunludur. Değer kaybı zararı da poliçe limiti dahilinde sigorta teminatı kapsamındadır.

Sigorta şirketinin veya eksperin belirlediği değer kaybı miktarı kesin bağlayıcı nitelikte değildir. Gerçek piyasa zararının daha yüksek olduğu iddiasıyla değer kaybının tespiti ve tahsili amacıyla Sigorta Tahkim Komisyonuna başvuru yapılabilir veya mahkemelerde dava ikame edilebilir.

Değer kaybı talep etmek için aracın satılmış olması gerekir mi?

Aracın fiilen satılmış olması gerekmez. Zarar, kaza tarihindeki serbest piyasa koşullarında aracın ikinci el satılabilir değerinde meydana gelen objektif ekonomik azalmayla doğar ve araç kullanılmaya devam edilse dahi talep edilebilir.

Şasi veya direk hasarlarında değer kaybı sabit bir yüzdeyle hesaplanabilir mi?

Şasi ve direk hasarlarında sabit bir yüzde veya katsayı uygulanamaz. Değer kaybı; aracın kaza tarihindeki hasarsız ikinci el serbest piyasa rayici ile onarıldıktan sonraki serbest piyasa değeri arasındaki farkın teknik bilirkişi marifetiyle tespitiyle belirlenir.

Sigorta şirketinin veya eksperin belirlediği değer kaybı kesin midir?

Sigorta şirketinin veya sigorta eksperinin belirlediği miktar kesin bağlayıcı değildir. Gerçek piyasa zararının karşılanmadığı hallerde Sigorta Tahkim Komisyonuna veya mahkemeye başvuru yapılabilir.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu