Mal Kaçırma Riskine Karşı Başvurulabilecek Hukuki Yollar

by Avukat Erdal Ersoy
Mal Kaçırma Riskine Karşı Başvurulabilecek Hukuki Yollar

Mal kaçırma; mevcut veya beklenen bir alacağın ya da hakkın tahsilini engellemek amacıyla malvarlığının üçüncü kişilere devredilmesi, gizlenmesi veya olduğundan farklı gösterilmesidir. Kişilerin malını serbestçe devretme özgürlüğü olmakla birlikte, bu özgürlük başkalarının hakkını kötüye kullanma aracına dönüştüğünde hukuki müdahale devreye girer. Bu noktada hem medeni hukuk hem icra-iflas hukuku hem de miras hukuku kapsamında çeşitli dava ve güvence yolları mevcuttur.

Tasarrufun İptali Davası

2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 277. maddesine göre tasarrufun iptali davasının amacı, aynı kanunun 278, 279 ve 280. maddelerinde yazılı tasarrufların butlanına hükmettirmektir. Bu davayı; elinde geçici veya kesin aciz vesikası bulunan her alacaklı ile iflas idaresi ya da kanunda öngörülen durumlarda alacaklıların kendisi açabilir.

2004 sayılı İCRA VE İFLAS KANUNU m. 277Kaynağı aç
Madde 277 – (Değişik: 3/7/1940-3890/1 md.) İptal davasından maksat 278, 279 ve 280 inci maddelerde yazılı tasarrufların butlanına hükmettirmektir. Bu davayı aşağıdaki şahıslar açabilirler: 1 – Elinde muvakkat yahut kati aciz vesikası bulunan her alacaklı, 2 – İflas idaresi yahut 245 inci maddede ve 255 inci maddenin 3 üncü fıkrasında yazılı hallerde alacaklıların kendileri. İvazsız tasarrufların butlanı:

İcra ve İflas Kanunu'nun 278. maddesi uyarınca, mutad hediyeler haricinde, geçici veya kesin aciz belgesinin ya da aciz belgesi niteliğindeki haciz tutanağının düzenlenmesinden yahut iflasın açılmasından önceki bir yıl içinde gerçekleştirilen bağışlamalar ve karşılıksız tasarruflar iptale tabidir. Gerçek değerine uygun bir ivaz bulunduğu kanıtlanmadıkça; altsoy, üstsoy, üçüncü derece dahil kan hısımları, son bir yıl içinde evlilik birliği sona ermiş olsa dahi eş, üçüncü derece dahil kayın hısımları, evlat edinen ile evlatlık ve ortak konutta yaşayan kişiler arasındaki tasarruflar bağışlama niteliğinde sayılır. Bunun yanında borçlunun ediminin gerçek değerine kıyasla pek aşağı bir bedeli kabul ettiği sözleşmeler ile uygun bir karşılık sağlandığı kanıtlanmadıkça ömür boyu gelir, intifa hakkı tesis edilen sözleşmeler veya ölünceye kadar bakma sözleşmeleri de bu gruptadır.

2004 sayılı İCRA VE İFLAS KANUNU m. 278Kaynağı aç
Madde 278 – (Değişik:24/12/2025-7571/2 md.) Alışılmış hediyeler dışında, geçici veya kesin aciz belgesinin ya da aciz belgesi niteliğinde olan haciz tutanağının düzenlendiği yahut iflasın açıldığı tarihten önceki bir yıl içinde yapılan bütün bağışlamalar ve ivazsız tasarruflar iptale tabidir. Aşağıdaki tasarruflar bağışlama sayılır: a) Gerçek değerine uygun olarak ivazlı olduğu ispatlanmadıkça altsoy ve üstsoy, üçüncü derece dâhil kan hısımları, son bir yıl içinde evlilik birliği sona ermiş olsa bile eşi ve üçüncü derece dâhil kayın hısımları, evlat edinenle evlatlık, ortak konutta yaşayan kişiler arasında yapılan tasarruflar. b) Aksi ispatlanmadıkça, sözleşmenin yapıldığı sırada, kendi verdiği şeyin gerçek değerine göre borçlunun ivaz olarak pek aşağı bir fiyatla kabul ettiği sözleşmeler. c) Uygun bir karşılığın sağlandığı ispatlanmadıkça, borçlunun kendisine veya üçüncü bir kişi yararına ömür boyu gelir sözleşmesi ya da intifa hakkı tesis ettiği sözleşmeler yahut ölünceye kadar bakma sözleşmeleri. Acizden dolayı butlan:

İİK m. 279 kapsamında ise borcunu ödemeyen bir borçlu tarafından hacizden, acizden veya iflasın açılmasından önceki bir yıl içinde yapılan bazı tasarruflar da batıldır. Bunlar; teminat göstermeyi önceden taahhüt etmediği hâlde mevcut bir borcu temin için verilen rehinler, para veya mutad ödeme vasıtalarından başka bir surette yapılan ödemeler, vadesi gelmemiş borç için yapılan ödemeler ve kişisel hakların kuvvetlendirilmesi için tapuya verilen şerhlerdir. Bu madde kapsamında tasarruftan yararlanan kişinin borçlunun hâl ve vaziyetini bildiğinin kabulü esastır; ancak yararlanan kişi bunu bilmediğini ispat ederse iptal davası dinlenmez.

2004 sayılı İCRA VE İFLAS KANUNU m. 279Kaynağı aç
Madde 279 – Aşağıdaki tasarruflar borcunu ödemiyen bir borçlu tarafından hacizden veya mal bulunmaması sebebile acizden yahut iflasın açılmasından evvelki bir sene içinde yapılmışsa yine batıldır: 1 – Borçlunun teminat göstermeği evvelce taahhüt etmiş olduğu haller müstesna olmak üzere borçlu tarafından mevcut bir borcu temin için yapılan rehinler; 2 – Para veya mutat ödeme vasıtalarından gayrı bir suretle yapılan ödemeler; 3 – Vadesi gelmemiş borç için yapılan ödemeler. 4. (Ek : 9/11/1988-3494/54 md.) Kişisel hakların kuvvetlendirilmesi için tapuya verilen şerhler. Bu tasarruflardan istifade eden kimse borçlunun hal ve vaziyetini bilmediğini ispat eylerse iptal davası dinlenmez. Zarar verme kastından dolayı iptal[82]

İcra ve İflas Kanunu'nun 284. maddesi uyarınca, iptal davası hakkı batıl tasarrufun gerçekleştiği tarihten itibaren beş yıl geçmekle düşer.

2004 sayılı İCRA VE İFLAS KANUNU m. 284Kaynağı aç
Madde 284 – (Değişik: 18/2/1965-538/119 md.) İptal davası hakkı, batıl tasarrufun vukuu tarihinden itibaren beş sene geçmekle düşer. ONİKİNCİ BAP Konkordato ile Sermaye Şirketleri ve Kooperatiflerin Uzlaşma Yoluyla Yeniden Yapılandırılması[83][84] I. ADÎ KONKORDATO[85] Konkordato talebi:

Ceza davası, alacağın tahsili açısından tek başına yeterli bir araç değildir. Ceza süreciyle paralel şekilde icra takipleri, tasarrufun iptali davası, mal rejimi davası, muris muvazaası veya tenkis davalarının da zamanında açılması gerekir.

Aile Konutu Güvencesi

Türk Medeni Kanunu'nun 194. maddesi, aile konutunu eşlerden birinin tek taraflı tasarrufuna karşı koruma altına alır. Bu maddeye göre eşlerden biri, diğer eşin açık rızası bulunmadıkça aile konutunu devredemez, aile konutu üzerindeki hakları sınırlayamaz ve konutla ilgili kira sözleşmesini feshedemez. Konut kiralık ise sözleşmenin tarafı olmayan eş, kiralayana yapacağı bildirimle sözleşmenin tarafı hâline gelir ve diğer eşle müteselsilen sorumlu olur.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 194Kaynağı aç
Madde 194- Eşlerden biri, diğer eşin açık rızası bulunmadıkça, aile konutu ile ilgili kira sözleşmesini feshedemez, aile konutunu devredemez veya aile konutu üzerindeki hakları sınırlayamaz. Rızayı sağlayamayan veya haklı bir sebep olmadan kendisine rıza verilmeyen eş, hâkimin müdahalesini isteyebilir. Aile konutu olarak özgülenen taşınmaz malın maliki olmayan eş, tapu kütüğüne konutla ilgili gerekli şerhin verilmesini tapu müdürlüğünden isteyebilir.[16] Aile konutu eşlerden biri tarafından kira ile sağlanmışsa, sözleşmenin tarafı olmayan eş, kiralayana yapacağı bildirimle sözleşmenin tarafı hâline gelir ve bildirimde bulunan eş diğeri ile müteselsilen sorumlu olur. E. Birliğin korunması I. Genel olarak

Aile konutu olarak özgülenen taşınmazın maliki olmayan eş, tapu kütüğüne konutla ilgili gerekli şerhin verilmesini tapu müdürlüğünden isteyebilir. Rızasını sağlayamayan ya da haklı bir sebep olmaksızın rıza verilmeyen eş ise hâkimin müdahalesini isteyebilir.

Tapu kütüğünde aile konutu şerhi yer almasa dahi uygun koşulların varlığı hâlinde devrin iptali veya tescil talebi gündeme gelebilir; bunun sağlanamadığı durumlarda ise tasfiye hesabında taşınmazın değerinin eşler arasında paylaştırılması mümkündür. Bununla birlikte üçüncü kişilerin iyi niyet ve tapuya güven durumlarının her somut olayda yargı içtihatları çerçevesinde değerlendirilmesi gerekmektedir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2020/302, K. 2022/1513Kaynağı aç
Hukuk Genel Kurulu         2020/302 E.  ,  2022/1513 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi 1. Taraflar arasındaki “tapu iptali ve tescil” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, … Aile Mahkemesince verilen davanın reddine ilişkin karar, davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 2. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: I. YARGILAMA SÜRECİ Davacı İstemi: 4. Davacı vekili 16.09.2013 tarihli dava dilekçesinde; müvekkili ile davalılardan …’in evli olduğunu, davalı eşin sadakat yükümlülüğüne aykırı hareket etmesi nedeniyle davacı tarafından davalı aleyhine 15.01.2013 tarihinde … Aile Mahkemesinin 2013/54 E. sayılı dosyası ile boşanma davası açıldığını, ailelerin araya girmesi nedeni ile davacının davasından feragat ettiğini, bunun üzerine Mahkemece 28.02.2013 tarihli ve 2013/54 E., 2013/149 K. sayılı karar ile davanın reddine karar verildiğini, bu tarihten sonra davalı …’in sadakat yükümlülüğüne aykırı davranışlarının devam ettiğini, mal kaçırmak kastıyla eşlerin aile konutu olarak kullandıkları dava konusu taşınmazı malik olmayan davacı eşinin rızasını almaksızın taraflarla aynı mahallede oturan davalılardan … isimli şahsa 26.03.2013 tarihinde devrettiğini, aile konutunu kötü niyetle devralan …’ün dava konusu taşınmazı yine aynı mahallede yaşayan ve mahalle muhtarı olan …'na 13.08.2013 tarihinde devrettiğini, her iki satışın da muvazaalı olduğunu, satış bedellerinin gerçeği yansıtmadığını, her iki satış tarihinde de taşınmazın aile konutu olarak kullanıldığını ve diğer davalıların da bu durumu bildiklerini, malik eş … tarafından davalılardan …’e gerçekleştirilen satış işleminden sonra müvekkil … aleyhine 22.07.2013 tarihinde … Aile Mahkemesinin 2013/699 E. sayılı dosyası ile boşanma davası açıldığını, bu davaya karşılık müvekkili … tarafından …’e 29.07.2013 tarihinde … Aile Mahkemesinin 2013/717 E. sayılı dosyası ile bağımsız tedbir nafakası davası açıldığını, yargılamaların devam ettiğini ileri sürerek malik olmayan davacı eşin rızası olmadan aile konutunun kötü niyetle diğer davalılara devrini sağlayan satış işlemlerinin iptali ile aile konutunun tekrar davalı … adına tesciline ve tapu kaydına aile konutu şerhi işlenmesine karar verilmesini talep etmiştir. Davalılar Cevabı: 5. Davalı … 21.10.2013 tarihli cevap dilekçesinde; tüm iddiaları inkârla, davalı … ile hiçbir aile bağının olmadığını, yirmi yıldır ambulans şöförü olarak görev yaptığını, mahallede tanınan ve iyi bir insan olduğunu, …'in evi satmak istediğini kahvede öğrendiğini, bunun üzerine tarafların evine gittiğini, eşlerin bu esnada evde olduklarını, kendisine çay ikram ettiklerini, davacı …'e satışa rızası olup olmadığını sorduğunu, davacının bizzat kendisine “sen tanıdığım bir abisin, bu yeri başkası alacağına sen al” dediğini, belediyeye gidip imar plan dairesinden ve tapu dairesinden araştırmalar yaptığını, taşınmaz üzerinde aile konutu şerhi bulunmadığını, hiçbir zaman mal kaçırma gibi kanunsuz ve usulsüz bir işin içine girmediğini, tüm anlattıklarına dair görgü tanıklarının bulunduğunu ileri sürerek davanın reddini savunmuştur. 6. Davalı … 21.10.2013 tarihli cevap dilekçesinde; tüm iddiaları inkârla, inşaat işiyle uğraştığını, taşınmazı inşaat yapmak için …'ten satın aldığını, satın aldığı tarihte evin boş olduğunu, tapu ve belediyeden yaptığı araştırmalar sonucunda satışa engel bir durum olmadığı gibi taşınmaz kaydında aile konutu şerhinin de bulunmadığını, vekili tarafından sunulan 06.12.2103 tarihli ikinci cevap dilekçesinde ise, müvekkilinin tapu kaydına güvenerek taşınmazı iyi niyetle satın aldığını, tapuda bildirilen satış bedelinin düşük miktarda harç ödemek amacıyla “belediye emlak rayiç değeri” üzerinden gösterildiğini, her ne kadar muhtar olması nedeniyle diğer davalılarla el ve işbirliği içerisinde olduğu iddia edilmişse de 2009 yılında muhtarlık görevinin son bulduğunu, kaldı ki muhtar olduğu iddia edilen … Mahallesinin Türkiye’nin en kalabalık nüfuslu mahallesi olduğunu, mahallede oturan herkesi tanımasının mümkün olmadığını, dolayısıyla dava ve cevaba cevap dilekçesinde ileri sürülen bu iddianın gerçeği yansıtmadığını, müvekkilinin taşınmazı satın aldığı tarihte arsa üzerinde bulunan evin boş hâlde olduğunu ileri sürerek davanın reddini savunmuştur. 7. Davalı … vekili 31.12.2013 tarihli cevap dilekçesinde; tüm iddiaları inkârla, müvekkilinin eşini bir başka kadın ile aldattığı iddiasının doğru olmadığını, eşlerin ortak aldıkları karar ile evlerini sattıklarını, eşlerin ortak çocuklarının hasta olduğunu, müvekkilinin ekonomik durumunun iyi olmadığını, çocuğun tedavisi nedeniyle bankalara borçlandığını, paraya olan ihtiyaç nedeni ile müvekkilinin tek malvarlığı olan taşınmazını satmak zorunda kaldıklarını, taşınmazı …’e sattığı 26.03.2013 tarihinde müvekkili …’in değişik bankalara olan toplamda 73.330,55TL miktarda borç ödediğini, çocuğun okulu nedeniyle evi satın alan …’ten yaz tatiline kadar evde oturma yönünde süre talep edildiğini, …’ün de bu isteği kabul etmesi nedeniyle eşlerin evde oturmaya devam ettiklerini, 2013 yılı Temmuz ayında evden taşınmaları gerektiği hâlde davacının müvekkili ile tatil meselesi yüzünden tartışma çıkardığını, şahitlerin huzurunda kadının eşine ağza alınmayacak küfürler ettiğini, sonrasında ortak çocuğu da yanına alarak evi terk ettiğini, ailesinin yanına yerleştiğini, müvekkilinin tek başına kaldığını, zorunluluk gereği yeni bir ev kiraladığını, eşini ortak hayatı yeniden kurmak amacıyla bu eve davet ettiğini, davacının eşiyle barışmak istemediğini, bu nedenle müvekkili tarafından davacı … aleyhine 22.07.2013 tarihinde … Aile Mahkemesinin 2013/699 E. sayılı dosyası ile boşanma davası açıldığını, bu davaya karşılık … tarafından da müvekkile 29.07.2013 tarihinde … Aile Mahkemesinin 2013/717 E. sayılı dosyası ile bağımsız tedbir nafakası davası ve 16.09.2013 tarihinde de kötü niyetli olarak eldeki davayı açtığını ileri sürerek davanın reddini savunmuştur. Mahkeme Kararı: 8. … Aile Mahkemesinin 22.06.2016 tarihli ve 2013/883 E., 2016/756 K. sayılı kararı ile; davacı tarafından aile konutu iddiası ile 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 194. maddesi uyarınca tapu iptal ve tescil talebinde bulunmuş ise de; malik olan eş …'in dava konusu taşınmazı davacının bilgisi dışında sattığı ve diğer davalılarla el ve iş birliği içinde kötü niyetli olarak hareket ettiği iddiasının ispat edilemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Özel Daire Bozma Kararı: 9. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı yasal süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur. 10. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 20.06.2018 tarihli ve 2018/3649 E. ve 2018/7760 K. sayılı kararı ile; “…Davacı, dava konusu taşınmazın aile konutu olduğu iddiası ile Türk Medeni Kanununun 194. maddesi uyarınca satışın iptali ve tescil talebinde bulunmuştur. Dava konusu taşınmazın, davacının eşi … tarafından 16.03.2013 tarihinde davalılardan …'e devredildiği, …'ün de 13.08.2013 tarihinde taşınmazı davalılardan …'na devrettiği anlaşılmaktadır. Aile konutu olan taşınmazın, hak sahibi olan eş tarafından üçüncü kişiye devri, davacının açık rızasını gerektirmektedir (TMK m. 194/1) (HGK'nun 24.05.2017 tarih 2017/2-1604 esas, 2017/967 karar sayılı kararı). Bu rıza alınmamıştır. Toplanan delillerden davalılardan… ve …'in birbirlerini tanıdıkları, taşınmazın aile konutu olduğunu bildikleri, el ve iş birliği içinde kısa süre içinde taşınmazı devrederek, kötü niyetli olarak hareket ettikleri anlaşılmaktadır. Bu sebeplerle davanın kabulü gerekirken, reddine karar verilmesi doğru bulunmamış ve bozmayı gerektirmiştir,…” gerekçesiyle karar bozulmuştur. Direnme Kararı: 11. … Aile Mahkemesinin 07.10.2019 tarihli ve 2019/510 E., 2019/380 K. sayılı kararı ile önceki kararda yer alan gerekçenin yanında; toplanan delillere göre taşınmazın davacı … ile davalılardan … tarafından aile konutu olarak kullanıldığı konusunda bir ihtilaf bulunmadığı, davacı tanığı … beyanında “davalı …'in yaklaşık sekiz yıl öncesinde de bu taşınmazı satmayı düşündüğünü, ancak o tarihte bunun gerçekleşmediği, taşınmaz satıldıktan sonra davalı …'in …'den kendisine bir ev satın aldığını, taşınmazı ilk satın alan …'ün taşınmazda bulunan büfeyi bir arkadaşına kiraladığını ve kirasını da …'ün aldığını” ifade ettiği, yine davacı tanığı … beyanında “davalı …'in davacı eşine taşınmazın satılması için çok baskı yaptığını davacının da bunun üzerine …'e, bu yer nasılsa satılacak bari sen al” dediği, diğer tanık beyanlarına göre de dava konusu taşınmazda uzun yıllar satılık levhasının asılı olduğu, eşlerin evin satışı konusunda birlikte karar verdikleri, evin satışından elde edilen gelir ile borçların ödendiği, TMK’nın 194. maddesi uyarınca malik olmayan eşin açık rızası hususunda geçerlilik şeklinin düzenleme altına alınmadığı, dolayısıyla söz konusu “rızanın” şekle tabi olmaksızın sözlü olarak da verilebileceği, somut olayda muvazaalı bir satıştan söz edilemeyeceği, özellikle davacı tanığı …'in beyanından “malik olmayan davacı eş …'in bu satışa muvafakatinin bulunduğu ve davalı …'e evi satın alması için açıkça onay verdiğinin” anlaşıldığı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi: 12. Direnme kararı yasal süresi içerisinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. II. UYUŞMAZLIK 13. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; aile konutu olarak kullanılan taşınmaz hakkında; davalı malik olan eş tarafından işlem tarafı olan davalı …’e yapılan devir işlemine malik olmayan davacı eşin açık rızasının bulunup bulunmadığı, bulunmadığı sonucuna varıldığı takdirde işlem tarafı olmayan üçüncü kişi konumundaki davalı …’nın “malik olmayan eşin açık rızasının bulunmadığı” durumunu bildiği veya bilmesi gerektiğinin ispatlanıp ispat edilip edilemediği, buradan varılacak sonuca göre TMK’nın 194. maddesi uyarınca dava konusu taşınmazın tapu kaydının iptali ile davalı eş adına tesciline karar verilip verilemeyeceği noktasında toplanmaktadır. III. GEREKÇE 14. Uyuşmazlığın çözümü bakımından ilgili yasal düzenleme ve kavramların açıklanmasında yarar görülmektedir. 15. Bilindiği üzere TMK’nın “Eşlerin hukuki işlemleri” başlıklı 193. maddesi "Kanunda aksine hüküm bulunmadıkça, eşlerden her biri diğeri ve üçüncü kişilerle her türlü hukukî işlemi yapabilir” şeklindedir. 16. Aynı Kanun'un 194. maddesinin 1. fıkrasında ise “Eşlerden biri, diğer eşin açık rızası bulunmadıkça, aile konutu ile ilgili kira sözleşmesini feshedemez, aile konutunu devredemez veya aile konutu üzerindeki hakları sınırlayamaz” hükmü düzenleme altına alınmıştır. Anılan maddenin gerekçesine göre aile konutu; eşlerin bütün yaşam faaliyetlerini gerçekleştirdiği, yaşantısına buna göre yön verdiği, acı ve tatlı günleri içinde yaşadığı anılarla dolu bir alan olarak tanımlanmıştır. 17. Türk Medeni Kanunu’nun 193. maddesi dikkate alındığında kural olarak eşlerin birbirleri ve üçüncü kişilerle her türlü hukukî işlem yapma serbestîsi kabul edilmişken, aynı Kanun’un 194. maddesi ile bu kurala istisna getirilmiş ve aile konutu üzerindeki hakların sınırlandırılması esası kabul edilmiştir. Bu düzenleme ile malik olmayan eşe, aile konutu ile ilgili tapu kütüğüne şerh verilmesini isteme hakkı tanınmış, eşlerin aile konutu ile ilgili bazı hukuksal işlemlerinin diğer eşin rızasına bağlı olduğu kuralı getirilerek, eşlerin hukukî işlem özgürlüğü aile birliğinin korunması amacıyla sınırlandırılmıştır. Tapu kaydında aile konutu şerhi bulunmasa dahi aile konutuna ilişkin olarak; eşlerden biri diğer eşin açık rızası bulunmadıkça aile konutuyla ilgili kira sözleşmesini feshedemeyecek, aile konutunu devredemeyecek ve aile konutu üzerindeki hakları sınırlayamayacaktır. Malik olmayan eşin izni için şekil şartı bulunmamakla birlikte, iznin açık olması gerekmektedir. Açık rızanın varlığını ispat yükü ise aile konutu ile ilgili tasarrufta bulunana aittir. 18. Türk Medeni Kanunu’nun 194. maddesinde öngörülen sınırlandırma, taşınmazın tapu kaydına aile konutu şerhi konulduğu için değil, konut aile konutu vasfı taşıdığı için getirilmiştir. Bu sebeple taşınmazın tapu kaydında aile konutu şerhi bulunmasa bile o konut aile konutu özelliğini taşır. Nitekim aile konutu şerhi kurucu değil açıklayıcı niteliktedir. Aksi düşünce ile tasarruf yetkisine ilişkin sınırlamanın şerh ile başlayacağı kabul edilmiş olur. Anılan madde hükmü ile getirilen sınırlandırma, emredici niteliktedir. Dolayısıyla bu haktan önceden feragat edilemeyeceği gibi eşlerin anlaşmasıyla da bu vasıf ortadan kaldırılamaz ve açık rıza ancak “belirli olan” bir işlem için verilebilir. 19. Eş söyleyişle malik olan eş, aile konutundaki yaşantıyı güçlüğe sokacak biçimde tek başına aile konutunu ayni bir hakla sınırlandıramaz. Bu sınırlandırma ancak diğer eşin açık rızası alınarak yapılabilir. Nitekim bu ilkeler Hukuk Genel Kurulunun 24.05.2017 tarihli ve 2017/2-1604 E., 2017/967 K.; 30.03.2021 tarihli ve 2017/2-2809 E., 2021/367 K. sayılı kararlarında da aynen benimsenmiştir. 20. Türk Medeni Kanunu’nun 194. maddesi yetkili eşin izni için bir geçerlilik şekli öngörmemiştir. Bu nedenle söz konusu izin bir şekle tabi olmadan, sözlü olarak dahi verilebilir. Ancak maddenin ifadesinden de anlaşılacağı üzere, iznin “açık” olması gerekir (Gümüş, Mustafa Alper, Türk Medeni Kanununun Getirdiği Yeni Şerhler; İstanbul 2007, s. 41-42). 21. Bu durumda; TMK’nın 194. maddesi uyarınca malik olan eş tarafından diğer eşin açık rızası alınmadan aile konutu üzerindeki hakların sınırlandırılması durumunda yapılan bu işlemin “geçerli” kabul edilemeyeceği emredici hüküm gereğidir. Diğer eşin, geçerli olmayan işlemin iptali için dava açabileceği kuşkusuzdur. 22. Diğer yandan yukarıda ayrıntılarıyla açıklandığı üzere; TMK’nın 194. maddesinde öngörülen aile konutu ile ilgili sınırlandırma, taşınmazın tapu kaydına aile konutu şerhi konulduğu için değil, konutun aile konutu olma özelliği nedeniyle getirildiğinden, taşınmazın tapu kaydında aile konutu şerhi bulunmasa bile o konut aile konutu özelliğini taşır. Bu nedenle işlem tarafı üçüncü kişinin iyi niyetli olup olmamasının önemi bulunmamaktadır. Başka bir ifade ile TMK’nın 194. maddesine dayalı davalarda; işlem tarafı üçüncü kişi konumunda bulunan davalının iyi niyet iddiasına dayanak, devir tarihinde taşınmazın tapu kaydında aile konutu şerhi bulunmadığı savunması önemini kaybetmiş, madde metninde yer alan “açık rıza” koşulu davalıya ispat külfeti olarak yüklenmiştir. Nitekim benzer hususlar Hukuk Genel Kurulu’nun 15.04.2015 tarihli ve 2013/2-2056 E., 2015/1201 K. sayılı kararı ile de benimsenmiştir. 23. Yapılan açıklamalar çerçevesinde somut olaya gelince; dava konusu taşınmazın aile konutu olduğu konusunda Mahkeme ve Özel Daire arasında çekişme bulunmamaktadır. Dava konusu taşınmazın, malik olan eş davalı … tarafından 26.03.2013 tarihinde diğer davalı …’e, … tarafından da 13.08.2013 tarihinde diğer davalı …’na devredildiği anlaşılmaktadır. Davacının aile konutu olarak kullanılan taşınmazın kendi “açık rızası” alınmadan devredildiği iddiasına ilişkin …, … ve …’i dinlettiği, bu tanıklardan …’un davacının abisi olduğu, taraflarla aynı mahallede oturduğu, aynı zamanda mahallenin kahvesini işlettiği, eniştesi olan … dışındaki diğer davalılar … ve … ile uzun yıllardır arkadaş olmaları nedeni ile yakından tanışıp görüştüklerini, kız kardeşi ile davalı eşi arasında uzun yıllardır var olan problemleri tarafların bildiklerini, hatta …’e “insan arkadaşının ailesine bunu yapar mı” diye sorduğunda …’ün kendisine “beni öldürsen ben buradan çıkmam” dediğini, evin diğer davalı …’e satılacağını duyması üzerine bizzat yaşanan sıkıntıları anlattığını, bu nedenle evi almaması gerektiğini …’e söylediğini, …’in ise “burayı ne olursa olsun alacağım, ben müteahhitlik yapacağım, onun için burayı almak istiyorum” şeklinde beyanda bulunduğu, diğer davacı tanığı …’in davalı eşin kuzeni olduğu, taraflarla aynı mahallede oturduğu, beyanında taşınmazı satın alan… ve …’in evin aile konutu olarak kullanıldığını bildiklerini, tarafların birlikte oturup kalktıklarını, evin …’e devredilmesi anı da dahil olmak üzere eşlerin ortak çocukları ile birlikte dava konusu evde yaşamaya devam ettiklerini, …’in evi boşaltması nedeni ile davacının evden mecburen ayrılmak zorunda kaldığını belirttiği, yine davacı tanığı …’in de taraflarla aynı mahallede oturduğu, davacının evin satışına rızasının bulunmadığını, eşler arasında yaşanan sıkıntıların herkesçe bilindiğini, eşler ortak çocukları ile birlikte evde otururlarken evin devredildiğini, evin diğer davalı …’e satılacağını duyması üzerine arkadaşı olan …’e eşler arasındaki problemleri anlattığını, evi satın almaması gerektiğini söylediğini, …’in kendisini dinlemeyerek evi satın aldığını, sonrasında …’in kendisine “bu evin bir sürü pürüzü varmış aldığıma da pişman oldum” şeklinde beyanda bulunduğu görülmüştür. Davalı malik …’in kardeşleri… ve …’i dinlettiği, her iki tanığın da davacının taşınmazın satışına “açık rızasının” olduğuna dair görgüye dayalı bilgileri bulunmamakla birlikte genel ifadelerle davacının evin satılacağını bildiğini ifade ettikleri, taşınmazı ilk satın alan …’ün tanık olarak yeğeni …, aynı mahllede oturan ve tapu memuru olarak görev yapan … ve mahallede işyeri bulunan …’ü dinlettiği, her üç tanığın da davacının taşınmazın satışına “açık rızasının” olduğuna dair görgüye dayalı bilgileri bulunmadığı, aynı şekilde son alıcı … tarafından tanık olarak dinletilen …’nin de savunmayı ispatlar nitelikte görgüsünün bulunmadığı anlaşılmıştır. 24. Yukarıda açıkça belirtildiği gibi, TMK’nn 194. maddesi uyarınca malik olmayan eşin izni için her ne kadar bir geçerlilik şekli öngörülmemiş, söz konusu iznin bir şekle tabi olmadan verilebileceği düzenleme altına alınmışsa da, maddenin ifadesinden verilen iznin “açık” olması gerektiği hususu tartışmasızdır. Somut olayda toplanan deliller ve dinlenen tanık beyanları uyarınca aile konutu niteliğini taşıyan taşınmazın devir işlemine davacının “açık rızasının” olduğu davalılar tarafından ispatlanamadığı gibi Özel Daire bozma kararında belirtildiği şekilde işlemin tarafı olmayan ve üçüncü kişi konumunda bulunan …'nın tarafları tanıdığı, taşınmazın aile konutu olarak kullanıldığını bildiği, dolayısıyla işlem tarafı olan diğer davalı … ile el ve iş birliği içinde hareket ettiği anlaşılmaktadır. Hâl böyle olunca TMK’nın 194/1. maddesi eşin açık rızasını aradığından, davalılar arasında gerçekleştirilen devir işleminin geçerli olduğunu kabul etmek mümkün değildir. 25. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, TMK’nın 1023. maddesi ile “Tapu kütüğündeki tescile iyiniyetle dayanarak mülkiyet veya bir başka aynî hak kazanan üçüncü kişinin bu kazanımı korunur” hükmünün düzenleme altına alındığı, dava konusu taşınmazın kaydında aile konutu şerhi bulunmadığı, dolayısıyla davalıların TMK’nın 1023. maddesinde yazılı iyi niyet iddiasının dinlenebileceği düşünülürse de somut olayda aile konutu olduğunu bildiği hâlde malik olmayan eşin açık rızasını almadan devir işlemini gerçekleştiren davalıların bu iddiasının dinlenemeyeceği, dolayısıyla direnme kararının açıklanan bu nedenlerle genişletilerek bozulması gerektiği yönünde görüş bildirilmiş ise de bu görüş yukarıda açıklanan sebeplerle Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir. 26. O hâlde, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. 27. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır. IV. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici Madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, Aynı Kanun’un 440. maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere,15.11.2022 tarihinde oy çokluğu ile karar verildi.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2024/1861, K. 2024/7822Kaynağı aç
2. Hukuk Dairesi         2024/1861 E.  ,  2024/7822 K. "İçtihat Metni" İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/1000 E., 2023/1474 K. KARAR : İstinaf başvurusunun kabulü ile yeniden esas hakkında hüküm kurulmasına İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 19. Aile Mahkemesi SAYISI : 2022/831 E., 2023/237 K. Taraflar arasındaki aile konutu şerhi konulması ve ipoteğin kaldırılması davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulü ile taşınmaz üzerindeki ipoteğin kaldırılmasına ve taşınmaz üzerine aile konutu şerhi konulmasına karar verilmiştir. Kararın davalı banka vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kabulü ile kararın kaldırılarak kararda belirtilen eksiklikler giderildikten sonra yeniden karar verilmek üzere dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir. Gönderme kararı sonrasında yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulü ile taşınmaz üzerindeki ipoteğin kaldırılmasına ve taşınmaz üzerine aile konutu şerhi konulmasına karar verilmiştir. Kararın davalı banka vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kısmen kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmünün ilgili bentleri kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmasına karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; İstanbul ili, … ilçesi, … mah. 2948 ada 9 parseldeki taşınmazı aile konutu olarak kullandıklarını, taşınmazın bedelsiz ve muvazaalı olarak ortağı …'a devredildiğini ve kredinin teminatı olarak … Bankasına ipotek verildiğini ve davalı …'ın taşınmazın mülkiyetini geri aldığını borç ödenmeyince banka tarafından ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile yapılan takip başlatıldığını, müvekkilinin gelen ödeme emri sonucu öğrendiğini, müvekkilinin rızası olmaksızın taşınmazın devredildiğini ve taşınmazın üzerine ipotek tesis edildiğini, taşınmazın aile konutu olarak kullanıldığını bankanın bilebilecek durumda olduğunu iddia ederek; belirtilen taşınmazın kaydına aile konutu şerhi konulmasına ve davalı banka yararına tesis edilen ipoteğin kaldırılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. II. CEVAP 1.Davalı … Bankası vekili cevap dilekçesinde; taşınmazın ipotek tesis işlemi sırasında dava dışı … … adına kayıtlı olduğunu, davacı tarafın dava açma hakkı olmadığını, ipotek konulurken evde eksperin keşif yaptığını, davacının o zamandan beri haberdar olduğunu, kötü niyetli olarak davayı açtığını, dava dilekçesinde de açıkça belirtildiği üzere davacının eşi olan davalı …'ın taşınmazı ipotekli olduğunu bilerek satın aldığını, açılan davanın mesnetten yoksun olduğunu, tapuya güven ilkesinin esas olduğunu, 3. kişinin kazanımının korunması gerektiğini beyan ederek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. 2.Davalı …, dava dilekçesine cevap dilekçesi sunmamıştır. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI A. İlk Derece Mahkemesinin Birinci Kararı İlk Derece Mahkemesinin 11.03.2021 tarihli ve 2017/455 Esas, 2021/227 Karar sayılı kararı ile, İpoteğin tesis edildiği tarihte dava konusu taşınmazın aile konutu olduğu, davalı eş … ile üçüncü şahıs … arasındaki ilk devir işleminde davacının onayının alınmadığı, kolluk incelemesi, tanık ve dosyaya sunulan abonelikler ile davacı ve davalı eşin kesintisiz olarak davaya konu gayrimenkulde ikamet etmeye devam ettikleri, davalı … ile dava dışı … arasındaki devir işleminin, ipotek tesis edilebilmesi amacıyla muvazaalı olarak yapılmış olabileceği ve davacı kadının bu durumdan haberinin olduğunun kanıtlanmamış olduğu gerekçesi ile; davanın kabulü ile davaya konu İstanbul ili, … ilçesi, … mah. 2948 ada 9 parselde bulunan 8 nolu bağımsız bölümde kayıtlı gayrimenkul üzerine konulan İpoteğin Terkinine; Davaya konu gayrimenkül üzerine Aile konutu şerhi konulmasına karar verilmiştir. B. Bölge Adliye Mahkemesinin Gönderme Kararı İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı banka vekilince hükmün tümü yönünden istinaf başvurusunda bulunulması üzerine; Bölge Adliye Mahkemesinin 29.03.2022 tarihli ve 2021/1630 Esas, 2022/489 Karar sayılı kararı ile "Davacı, aile konutu olarak kullanıldığını iddia ettiği taşınmaz üzerine konulan ipoteğin kaldırılmasını ve aile konutu şerhi konulmasını talep ettiği ve davada 1.000,00 TL üzerinden alınan harç alındığı, ipotek bedelinin 760.000,00 TL olduğu ve bu bedel üzerinden nispi harç tamamlattırılmadan müteakip işlemler yapılamayacağı ve Harçlar Kanununun 30. maddesi gereğince işlem yapılması gerekirken, harç eksikliği tamamlanmadan yargılamaya devamla işin esası hakkında karar verilmesi yasaya aykırı olduğu gerekçesi ile banka vekilinin istinaf talebinin diğer yönler incelenmeksizin kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, açıklanan hususlara riayet edilerek karar verilmesi için dosyasının mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir. C.İlk Derece Mahkemesinin Son Kararı İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; İpoteğin tesis edildiği tarihte dava konusu taşınmazın aile konutu olduğu, davalı eş … ile üçüncü şahıs … arasındaki ilk devir işleminde davacının onayının alınmadığı, kolluk incelemesi, tanık ve dosyaya sunulan abonelikler ile davacı ve davalı eşin kesintisiz olarak davaya konu gayrimenkulde ikamet etmeye devam ettikleri, davalı … ile dava dışı … arasındaki devir işleminin, ipotek tesis edilebilmesi amacıyla muvazaalı olarak yapılmış olabileceği ve davacı kadının bu durumdan haberinin olduğunun kanıtlanmamış olduğu gerekçesi ile; davanın kabulü ile davaya konu İstanbul ili, … ilçesi, … mah. 2948 ada 9 parselde bulunan 8 nolu bağımsız bölümde kayıtlı gayrimenkul üzerine konulan İpoteğin Terkinine; Davaya konu gayrimenkül üzerine Aile konutu şerhi konulmasına karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı banka vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davalı banka vekili istinaf dilekçesinde özetle; ipotek konulurken malikin … … olduğu, davalı …'ın taşınmazı ipotekli olduğunu bilerek satın aldığını, maliki olmadığı taşınmaz hakkında aile konutundan kaynaklı ipoteğin kaldırılması talebinin kabul edilmemesi gerektiğini, tapuda hiçbir zaman aile konutu şerhi olmadığını belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak talepleri doğrultusunda davanın reddine karar verilmesi istemi ile istinaf başvurusunda bulunmuştur. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, davacı kadın ile davalı …'ın eş oldukları halen evliliklerinin devam ettiği, dava konusu İstanbul ili, … ilçesi, … Mah. 2948 Ada, 9 Parseldeki bağımsız bölümde kayıtlı taşınmazı aile konutu olarak kullandıkları, taşınmaz davalı … adına kayıtlı iken 29.02.2012 tarihinde dava dışı … …'na satıldığı … adına kayıtlı iken 11.06.2015 tarihinde davalı banka lehine … ve …'ın ortak oldukları … Otomotiv Firmasının kullandığı krediler nedeniyle 760.000,00 TL bedelli ipotek konulduğu, ipotek tarihinden sonra taşınmazın 10.07.2015 tarihinde … … tarafından davalı …'a ipotekli olarak satıldığı nın anlaşıldığı, taşınmaza ipotek konulduğu tarih itibari ile taşınmaz davalı eş adına kayıtlı olmadığından bankanın davacı kadından eş muvafakati almasının zorunlu olmadığı, ipotek tarihi itibari ile taşınmaz üzerinde herhangi bir şerh bulunmadığı, davalı bankanın … ve … arasında 2012 yılında yapılan bir muvazaalı devire ilişkin bilgisi olamayacağı, iyi niyetli üçüncü şahıs konumunda olup tapuya güven ilkesinden faydalanacağı dikkate alındığında ipoteğin kaldırılmasına karar verilmesi usul, yasa ve dosya kapsamına aykırı olduğu gerekçesi ile davalı bankanın ipoteğin kaldırılması talebine yönelik istinaf talebinin kabulü ile İlk Derece Mahkemesinin ilgili bentleri kaldırılarak; ipoteğin kaldırılması davasının reddine, İlk Derece Mahkemesince ipoteğin kaldırılması ve aile konutu şerhi konulması davası yönünden ayrı ayrı harç, yargılama gideri ve vekâlet ücreti belirlenmediğinden bu husus dikkate alınarak harç, yargılama gideri ve vekâlet ücretinin düzenlenmesine karar verilmiştir, V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; davalı … ile dava dışı … arasındaki devir işleminin, ipotek tesis edilebilmesi amacıyla muvazaalı olarak yapılmış olabileceği ve davacının bu muvazaalı işlemden haberinin bulunduğunun kanıtlanamamış olduğuna göre, öncelikle davacının aile konutundan kaynaklı haklarının korunması gerektiği belirterek; reddedilen dava yönünden kararın bozulmasını talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, ipoteğin kaldırılması talebinin reddi kararının doğru olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Kanun'un 190 ıncı maddesi, 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 194 üncü maddesi. 3. Değerlendirme 1.Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı kadın vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 23.10.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Miras Hukukunda Tenkis Davası

Türk Medeni Kanunu'nun 505. maddesine göre mirasçı olarak altsoyu, ana ve babası veya eşi bulunan mirasbırakan, mirasının saklı paylar dışında kalan kısmında ölüme bağlı tasarrufta bulunabilir. Saklı paylarının karşılığını alamayan mirasçılar ise mirasbırakanın tasarruf edebileceği kısmı aşan tasarruflarının tenkisini TMK m. 560 uyarınca dava edebilir. Saklı pay oranları ve tenkis hesaplama yöntemi kanunun ilgili maddelerinde ayrıca düzenlenmekte olup her olayda bu hükümler ayrıca incelenmelidir.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 560Kaynağı aç
Madde 560- Saklı paylarının karşılığını alamayan mirasçılar, mirasbırakanın tasarruf edebileceği kısmı aşan tasarruflarının tenkisini dava edebilirler. Yasal mirasçıların paylarına ilişkin olarak tasarrufta yer alan kurallar, mirasbırakanın arzusunun başka türlü olduğu tasarruftan anlaşılmadıkça, sadece paylaştırma kuralları sayılır. 2. Saklı paylı mirasçılar lehine kazandırmalar
4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 505Kaynağı aç
Madde 505- (Değişik birinci fıkra: 4/5/2007-5650/1 md.) Mirasçı olarak altsoyu, ana ve babası veya eşi bulunan miras bırakan, mirasının saklı paylar dışında kalan kısmında ölüme bağlı tasarrufta bulunabilir. Bu mirasçılardan hiç biri yoksa, mirasbırakan mirasının tamamında tasarruf edebilir. II. Saklı pay

Muris Muvazaası ve İspat

Muris muvazaası, mirasbırakanın tapulu taşınmazını gerçekte bağışlamak istemesine rağmen tapuda satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi şeklinde devretmesiyle oluşan bir nispi muvazaa türüdür. Saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçıların muvazaa sebebiyle resmi sözleşmenin geçersizliğini ve tapu kaydının iptalini talep etme hakkı bulunmakla birlikte, iddia kanıtlanamadığında davanın reddi sonucu ortaya çıkabilmektedir.

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E. 2016/13186, K. 2019/5277Kaynağı aç
1. Hukuk Dairesi         2016/13186 E.  ,  2019/5277 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ DAVA TÜRÜ : TAPU İPTALİ VE TESCİL Taraflar arasında görülen tapu iptali ve tescil davası sonunda, yerel mahkemece davanın kabulüne ilişkin olarak verilen karar davalı tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi … 'in raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü; -KARAR- Dava,muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir. Davacı, ortak miras bırakanları …’nin kayden maliki bulunduğu 86 ada 16 parsel sayılı taşınmazındaki ½ payını davalı oğlu …’ye satış suretiyle temlik ettiğini, yapılan işlemin mirasçıdan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğunu ileri sürerek, tapu iptali ve tescile karar verilmesini istemiştir. Davalı, satışın gerçek olduğunu, çekişmeli taşınmazın bedelini murisin banka hesabına yatırdığını belirterek davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, temliki işlemin muvazaalı olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. Dosya içeriği ve toplanan delillerden; miras bırakan …'nin 17.12.2014 tarihinde ölümüyle geriye mirasçıları olarak davacı oğlu…, davalı oğlu … ile dava dışı çocukları … ve …'nin kaldığı,miras bırakanın kayden maliki olduğu 86 ada 16 parsel sayılı taşınmazdaki ½ payını davalı oğlu …’ye 02.05.2012 tarihinde satış suretiyle temlik ettiği görülmektedir. Bilindiği üzere;uygulamada ve öğretide "muris muvazaası" olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nisbi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türüdür. Söz konusu muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir. Bu durumda, yerleşmiş Yargıtay içtihatlarında ve 1.4.1974 tarihli 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 706., Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 237. (Borçlar Kanunu'nun (BK) 213.) ve Tapu Kanunu'nun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler. Hemen belirtmek gerekir ki; bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşımaktadır. Bunun için de ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, mirasbırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alım gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile miras bırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır. Somut olaya gelince; davalı …'nin çekişmeli taşınmazdaki payın temlik tarihi olan 02.05.2012 tarihinde miras bırakanın banka hesabına konut satış bedeli açıklamasıyla 19.000,00 TL yatırdığı,bilahare,bu parayı da murisin muhtelif tarihlerde parça parça çektiği,dolayısıyla, hesaptaki para üzerinde miras bırakan İbrahim Dede tarafından tasarrufta bulunulduğu dosya kapsamından anlaşılmaktadır. Öte yandan, murisin, mal kaçırmak gibi bir kastı bulunsaydı sadece maliki olduğu taşınmazdaki yarı payını değil, dava konusu taşınmazının tamamını temlik edebileceği de açıktır. Hal böyle olunca, tüm bu olgu ve deliller, yukarıda değinilen ilkelerle birlikte değerlendirildiğinde, miras bırakan İbrahim Dede'nin, satış yoluyla yaptığı temlike ilişkin gerçek iradesinin mirastan mal kaçırmak olmadığı, davacının iddiasını, 6100 sayılı HMK’nun 190. ve 4721 sayılı TMK’nun 6. maddeleri uyarınca kanıtlayamadığı gözetilerek davanın reddine karar verilmesi gerekirken; yanılgılı değerlendirmeyle, davanın kabulü yönünde hüküm tesisi isabetsizdir. Davalının yerinde bulunan temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün (6100 sayılı Yasa'nın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK.'nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 16/10/2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Muris muvazaasının ispatında ispat yükü, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran davacıya aittir. Yargı kararlarında ispat değerlendirmesinde; yöresel gelenek ve görenekler, mirasbırakanın işlemi yapmakta makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı tarafın alım gücü, satış tarihindeki bedel ile gerçek değer arasındaki fark ve taraflar arasındaki beşeri ilişki gibi olgular dikkate alınır. Bu olguların somut delillerle ortaya konulamaması hâlinde uyuşmazlığın reddine karar verilebilmektedir.

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E. 2016/12536, K. 2019/5095Kaynağı aç
1. Hukuk Dairesi         2016/12536 E.  ,  2019/5095 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ DAVA TÜRÜ : TAPU İPTALİ VE TESCİL Taraflar arasında görülen tapu iptali ve tescil davası sonunda, yerel mahkemece davanın kabulüne ilişkin olarak verilen karar bir kısım davalılar vekili tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi … 'nın raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü; -KARAR- Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir. Davacı, mirasbırakan annesi …'ın 132, 189, 1614 parsel sayılı taşınmazlardaki paylarını, davalı damadı …'e satış suretiyle temlik ettiğini, işlemin mirasçılardan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğunu ileri sürerek, davalı adına olan tapu kayıtlarının iptali ile miras payı oranında adına tescil istemiştir. Davalı, işlemlerin gerçek satış olduğunu belirterek davanın reddini savunmuş, yargılama devam ederken ölmesi üzerine mirasçılarına karşı davaya devam edilmiştir. Mahkemece, iddianın kanıtlandığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. Dosya içeriği ve toplanan delillerden; murisin 25.02.2005 tarihinde öldüğü, geriye mirasçı olarak davacı … ile dava dışı … , … ve …nün kaldıkları davalı …'in …'nün eşi olduğu, Selahattin'in yargılama devam ederken ölmesi üzerine mirasçılarının davaya dahil edildiği, murisin 132 ve 1614 (yeni 1) parsel sayılı taşınmazdaki paylarını 30.06.1994 tarihinde, 189 parseldeki payını 19.12.1997'de davalı …'e satış suretiyle temlik ettiği anlaşılmaktadır. Bilindiği üzere, HMK'nun 190. maddesinde " İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir." TMK'nın 6. maddesinde "Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür." demektedir. Somut olaya gelince; dinlenen tanıklar, murisin kızı …'nün yanında kaldığını ifade etmişler, diğer çocuklarından mal kaçırmasını gerektirir somut bir olgu ortaya koyamamışlardır. Her ne kadar, davacının oğlu tanık … annesinin kaçarak evlenmesi sebebiyle, murisin taşınmazlarını mal kaçırma kastıyla temlik ettiğini beyan etmiş ise de, murisin davacıdan başka ( davalının eşi hariç) iki kızı daha bulunmakta olup, yanında kaldığı kızından mal kaçırması hayatın olağan akışına aykırı olacağından davacının oğlunun beyanına itibar edilmemiştir. Toplanan delillerden, temlikin mal kaçırma amacıyla yapılmadığı, dolayısı ile muvazaa iddiasının kanıtlanamadığı sonucuna varılmaktadır. Bedeller arasındaki fark tek başına muvazaa iddiasını kanıta yeterli değildir. Hal böyle olunca, davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir. Davalıların yerinde bulunan temyiz itirazlarının kabulü ile, hükmün (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK'un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 07/10/2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Paralel Hukuki Yolların Birlikte Yürütülmesi

Mal kaçırma riskine karşı ceza davası açılması alacağın tahsili bakımından tek başına yeterli bir hukuki araç oluşturmaz. Bu nedenle ceza süreciyle paralel biçimde; tasarrufun iptali davası, icra takipleri, mal rejimi davası, muris muvazaası veya tenkis davalarının da kanuni süreleri içinde açılması gerekir.

Sık Sorulan Sorular

Mal kaçırma nedir, hukuken nasıl tanımlanır?

Hukuki açıdan mal kaçırma; mevcut veya beklenen bir alacağın ya da hakkın tahsilini engellemek amacıyla malvarlığının üçüncü kişilere devredilmesi, gizlenmesi veya olduğundan farklı gösterilmesidir. Devretme özgürlüğü başkasının hakkını zedeleme aracına dönüştüğünde hukuki müdahale mümkün hâle gelir.

Tasarrufun iptali davasını kim açabilir?

İcra ve İflas Kanunu'nun 277. maddesi uyarınca bu davayı; elinde geçici veya kesin aciz vesikası bulunan her alacaklı ile iflas idaresi ya da kanunda öngörülen durumlarda alacaklıların kendisi açabilir.

Tasarrufun iptali davasında süre ne kadardır?

İcra ve İflas Kanunu'nun 284. maddesi uyarınca iptal davası hakkı, batıl tasarrufun gerçekleştiği tarihten itibaren beş yıl geçmekle düşer.

Eş, aile konutunu diğer eşin rızası olmadan satabilir mi?

Türk Medeni Kanunu'nun 194. maddesi gereğince eşlerden biri, diğer eşin açık rızası bulunmadıkça aile konutunu devredemez ve bu konut üzerindeki hakları sınırlayamaz. Rıza sağlanamıyorsa ya da haklı bir sebep olmaksızın rıza verilmiyorsa mahkemeden müdahale talep edilebilir.

Aile konutu şerhi nasıl alınır?

Tapu kütüğünde malik görünmeyen eş, aile konutuna ilişkin şerhin verilmesini tapu müdürlüğünden talep edebilir.

Muris muvazaasında ispat yükü kime aittir?

İspat yükü, hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran davacı tarafa aittir. Yargıtay uygulamasında yöresel gelenekler, devrin makul gerekçesi, tarafın alım gücü, satış bedeli ile değer farkı ve beşeri ilişkiler değerlendirilir; iddia ispatlanamadığında dava reddedilebilir.

Saklı payı olmayan mirasçı da muvazaa davası açabilir mi?

Saklı pay sahibi olsun ya da olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar resmi sözleşmenin muvazaa nedeniyle geçersizliğini ve tapu kaydının iptalini talep edebilir; ancak talebin kabulü muvazaa olgusunun ispatlanmasına bağlıdır.

Tenkis davası hangi süre içinde açılabilir?

Saklı paylarının karşılığını alamayan mirasçılar, tasarruf edilebilir kısmı aşan tasarrufların tenkisini dava edebilir. Türk Medeni Kanunu'nun 571. maddesi uyarınca bu hak, saklı payın zedelendiğinin öğrenilmesinden itibaren bir yıl ve her hâlde vasiyetnamelerde açılma, diğer tasarruflarda mirasın açılması tarihinden itibaren on yıl geçmekle düşer.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 571Kaynağı aç
Madde 571- Tenkis davası açma hakkı, mirasçıların saklı paylarının zedelendiğini öğrendikleri tarihten başlayarak bir yıl ve her hâlde vasiyetnamelerde açılma tarihinin, diğer tasarruflarda mirasın açılması tarihinin üzerinden on yıl geçmekle düşer. Bir tasarrufun iptali bir öncekinin yürürlüğe girmesini sağlarsa, süreler iptal kararının kesinleşmesi tarihinde işlemeye başlar. Tenkis iddiası, def'i yoluyla her zaman ileri sürülebilir. YEDİNCİ AYIRIM MİRAS SÖZLEŞMESİNDEN DOĞAN DAVALAR A. Mirasbırakanın sağlığında mallarını vermesi durumunda
Ceza davası açmak yeterli midir?

Ceza davası, alacağın tahsili açısından tek başına yeterli değildir. Ceza süreciyle paralel olarak icra takipleri, tasarrufun iptali davası, mal rejimi davası, muris muvazaası veya tenkis davalarının da zamanında açılması gerekir.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu