İş Kazası Zamanaşımı Süreleri ve Dava Açma Süresi

by Avukat Erdal Ersoy
İş Kazası Zamanaşımı Süreleri ve Dava Açma Süresi

İş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat taleplerinde zamanaşımı süresi, haksız fiil sorumluluğu çerçevesinde 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 72. maddesinin birinci fıkrasına göre zararın ve tazminat yükümlüsünün öğrenildiği tarihten itibaren iki yıl ve her durumda fiilin işlendiği tarihten itibaren on yıl olarak düzenlenmiştir. Buna karşılık, aynı Kanun'un 146. maddesinde yer alan genel zamanaşımı kuralı uyarınca iş kazası sonucu sürekli iş göremezlik veya ölümden doğan tazminat istemlerinde haksız fiilin meydana geldiği tarihten itibaren on yıllık temel sürenin uygulanacağı yönünde kararlar da bulunmaktadır. Zamanaşımının başlamasında zararın ve sorumlunun fiilen öğrenilmesi esas kabul edilmekte, yalnızca öğrenebilecek durumda bulunulması süreyi başlatmamaktadır; bu iki unsurdan hangisi daha geç öğrenilmişse süre o tarihten itibaren işlemeye başlar.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 72Kaynağı aç
MADDE 72- Tazminat istemi, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yılın ve her hâlde fiilin işlendiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar. Ancak, tazminat ceza kanunlarının daha uzun bir zamanaşımı öngördüğü cezayı gerektiren bir fiilden doğmuşsa, bu zamanaşımı uygulanır. Haksız fiil dolayısıyla zarar gören bakımından bir borç doğmuşsa zarar gören, haksız fiilden doğan tazminat istemi zamanaşımına uğramış olsa bile, her zaman bu borcu ifadan kaçınabilir. II. Rücu isteminde
Yargıtay 21. Hukuk Dairesi, E. 2016/15116, K. 2018/6217Kaynağı aç
21. Hukuk Dairesi         2016/15116 E.  ,  2018/6217 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :İş Mahkemesi TÜRK MİLLETİ ADINA Davacılar,murisinin iş kazası sonucu ölümünden doğan maddi ve manevi tazminatın ödetilmesine karar verilmesini istemiştir. Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir. Hükmün, davacılar ile davalılardan … vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan sonra düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okundu, işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar verildi. K A R A R 1- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillere, kanuni gerektirici nedenlere göre davalı … vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddine, 2- Davacılar vekilinin temyiz ncelemesine gelince; Dava, iş kazası sonucu vefat eden sigortalının hak sahiplerinin maddi ve manevi zararlarının giderilmesi istemine ilişkindir. Mahkemece, fazla taleplerin reddiyle (ıslah tarihi itibariyle taleplerin zamanaşımına uğradığı gerekçesiyle); davacı … için 15.000,00 TL maddi, 30.000,00 TL manevi; davacı … 789,99 TL maddi tazminatı, 15.000,00 TL manevi; davacı … için 5.000,00 TL maddi, 15.000,00 TL manevi; davacı … için 5.000,00 TL maddi, davacı … için 15.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihi olan 24/08/2005 tarihinden itibaren kanuni faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacılara verilmesine, karar verilmiştir. İş kazası sonucu sürekli iş göremezlik ve ölüm nedeniyle uğranılan zararın giderilmesi amacıyla açılan maddi ve manevi tazminat davalarında; zamanaşımı süresi gerek olay tarihinde yürürlükte bulunan Borçlar Kanunu'nun 125. maddesi ve gerekse yürürlükteki 6098 sayılı yasanın 146. maddesi gereğince haksız fiilin meydana geldiği tarihten itibaren 10 yıldır. Ancak olayın aynı zamanda bir suç oluşturması durumunda olay tarihinde yürürlükte bulunan Borçlar Kanunu'nun 60/2. maddesine göre, ceza zamanaşımı süresi daha uzunsa bu zamanaşımı süresinin dikkate alınması gerekmekteydi. 6098 sayılı TBK'nın 72. maddesi de aynı doğrultudadır. Ceza zamanaşımı süresi daha uzunsa tazminat davalarında ceza zamanaşımı süresi uygulanacaktır. Bu doğrultuda 24.08.2005 olan olay tarihinde yürürlükte olan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun taksirle öldürmeyi düzenleyen 85. maddesinde taksirle bir insanın ölümüne neden olan kişinin iki yıldan altı yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılacağı ve aynı yasanın 66/1-d maddesinde beş yıldan fazla ve yirmi yıldan az hapis cezasını gerektiren suçlarda dava zamanaşımının onbeş yıl olduğu hükmü düzenlenmiştir. Somut olayda; davaya konu olayın 24.08.2005 tarihinde meydana geldiği, ıslah tarihinin 09.12.2015 olduğu, şu halde uzamış ceza zamanaşımı süresinin (15 yıl) dolmadığı anlaşıldığından fazla taleplerin ıslah tarihi itibariyle zamanaşımına uğradığı gerekçesiyle reddine karar verilmesi hatalıdır. Yapılması gereken iş, ıslah dilekçesi ile istenen taleplerle ilgili olarak yukarıda belirtilen hususlar çerçevesinde dosyadaki diğer bilgi ve belgelerle birlikte değerlendirme yapılarak sonuca gitmektir. Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular göz önünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. O halde, davacılar vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır. SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde temyiz eden davacılara iadesine, aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz eden davalılardan …'e yükletilmesine,11.09.2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.
6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 146Kaynağı aç
MADDE 146- Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, her alacak on yıllık zamanaşımına tabidir. II. Beş yıllık zamanaşımı
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2022/9057, K. 2023/1533Kaynağı aç
4. Hukuk Dairesi         2022/9057 E.  ,  2023/1533 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2022/449 E., 2022/449 K. SAYISI : 2022/İHK-21085 HÜKÜM/KARAR : Başvurunun Kabulü – İtirazın Kabulü SAYISI : 2022/34345 Taraflar arasındaki sigorta tahkim yargılaması sonunda Uyuşmazlık Hakem Heyetince davanın kabulüne karar verilmiştir. Karara davalı vekili tarafından itiraz edilmesi üzerine, İtiraz Hakem Heyetince itirazın kabulüne karar verilmiştir. İtiraz Hakem Heyeti kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; davalıya zorunlu trafik sigortalı aracın yaya konumundaki davacıya çarpmasıyla oluşan 05.02.2013 tarihli trafik kazası sonucunda davacının malul kaldığını belirterek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 5.000,00 TL sürekli iş göremezlik zararının yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş; ıslah dilekçesiyle talebini 146.908,90 TL'ye yükseltmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; başvurunun usulsüz olduğunu, talebin zamanaşımına uğradığını belirterek davanın reddini istemiştir. III. UYUŞMAZLIK HAKEM HEYETİ KARARI Uyuşmazlık Hakem Heyeti'nin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; "…Davalıya sigortalı araç sürücüsünün kazada tam kusurlu olduğunun alınan uzman bilirkişi raporuyla tespit edildiği; davacının sunduğu raporda, davacının maluliyet oranının %5.3 olarak tespit edildiği ve bu raporun karara esas alındığı; TRH Yaşam Tablosu ve progresif rant tekniğiyle tazminatın hesaplandığı aktüer raporunun benimsendiği, " gerekçesiyle başvurunun kabulü ile 146.908,90 TL maddi tazminatın 06.09.2021 tarihinden işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir. IV. İTİRAZ A. İtiraz Yoluna Başvuranlar Uyuşmazlık Hakem Heyeti'nin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili itiraz başvurusunda bulunmuştur. B. İtiraz Sebepleri Davalı vekili itiraz dilekçesinde; maluliyet raporunun hatalı olduğunu, başvurunun zamanaşımına uğradığını, tazminat hesabında PMF Yaşam Tablosu'nun nazara alınması gerektiğini, kusur oranının hatalı olduğunu, geçici iş göremezlik tazminatından sorumlu olmadıklarını, vekalet ücretinin hatalı olduğunu belirtmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç İtiraz Hakem Heyeti'nin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; olay tarihinin 05.02.2013, Sigorta Tahkim Komisyonuna başvuru tarihinin ise 09.09.2021 olduğu, kaza tarihinde yürürlükte bulunan 5237 sayılı TCK'nın 66/1-e maddesinde öngörülen 8 yıllık ceza zamanaşımı süresi dikkate alındığında Sigorta Tahkim Komisyonuna müracaat edilen tarihte zamanaşımı süresinin dolduğu gerekçesi ile başvurunun zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar İtiraz Hakem Heyeti'nin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde; zamanaşımı nedeniyle başvurunun reddine karar verilmesinin hatalı olduğunu, Karayolları Trafik Kanunun 72/1 maddesi gereğince 10 yıllık zaman aşımı süresi içerisinde başvuruda bulunulduğunu, her ne kadar kaza 05.02.2013 tarihinde gerçekleşmiş ise de maluliyetin tespit edildiği ve maluliyete ilişkin raporun verildiği tarih olan 12.02.2021 tarihinde zararın öğrenildiğini belirtmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, davalı sigorta şirketi tarafından karayolları motorlu araçlar zorunlu mali sorumluluk sigortası (ZMSS) poliçesi ile teminat altına alınan aracın davacı yayaya çarpması sonucu davacının yaralanması nedeniyle sürekli iş göremezlik tazminatı talebine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 54 ve 72 nci maddesi, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 85, 89, 90, 91 ve 109 uncu maddeleri, 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu'nun 30 uncu maddesi, Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları. 3. Değerlendirme 2918 sayılı KTK’nın 109 uncu maddesinin 1 inci fıkrasında “Motorlu araç kazalarından … maddi zararların tazminine ilişkin talepler, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak 2 yıl ve her halde, kaza gününden başlayarak 10 yıl içinde zamanaşımına uğrar” hükmüne, yine aynı maddenin 2 nci fıkrasında ise; “dava, cezayı gerektiren bir fiilden … bir fiilden doğar ve Ceza Kanunu bu fiil için daha uzun bir zamanaşımı süresi öngörmüş ise, bu süre maddi tazminat talepleri için de geçerlidir” hükmüne yer verilmiştir. Uygulamada ve doktrinde benimsendiği üzere söz konusu düzenlemenin amacı, tazminat sorumluluğunu gerektiren ve aynı zamanda ceza kanunlarına göre suç teşkil eden bir eylemin farklı zamanaşımı sürelerine tabi olması engellenerek adalete ve hukuksal güvenliğe aykırı sonuçların önüne geçilmesi düşüncesidir. Ceza (uzamış) zamanaşımının amacı, haksız fiil/suç mağdurlarını korumaktır. Ceza zamanaşımının tazminat davalarında uygulama yeri bulabilmesinin en önemli şartı, suç teşkil eden eylemle ilgili ceza zamanaşımı süresinin, tazminat alacağına ilişkin zamanaşımı süresinden daha uzun olmasıdır. Dolayısıyla, haksız fiil/suç mağduru bakımından 6098 sayılı ve 2918 sayılı Kanunlardaki 2 ve 10 yıllık zamanaşımı sürelerini kısaltacak şekilde bir yorum, kanunun getiriliş amacıyla bağdaşmaz. Öğrenmeden kasıt, zararın ve tazminat sorumlusunun öğrenilmesidir. Öğrenebilecek durumda olmak zamanaşımı süresinin işlemeye başlaması için yeterli değildir. Zarar ve sorumludan hangisi daha sonra öğrenilirse zamanaşımı son öğrenme gününden itibaren işlemeye başlar. Ceza zamanaşımı süresi, 2 yıllık zamanaşımı süresinden uzun, 10 yıllık zamanaşımı süresinden kısa ise ceza zamanaşımı süresinin 10 yıllık süreye bir etkisi olmayacaktır. Burada zarar gören, zarar ve sorumlu kişiyi ne zaman öğrenmiş olursa olsun ceza zamanaşımı süresi içinde tazminat davası açabilecek, ancak on yıllık süre dolmamışsa, öğrenme tarihinden itibaren 2 yıl içinde dava açma … korunacaktır. Örneğin, ceza zamanaşımı süresinin sekiz yıl olduğu bir olayda, zarar gören, zarar ve sorumlu kişiyi yedi yıl sonra öğrenmişse iki yıl içinde, dokuz yıl sonra öğrenmişse bir yıl içinde tazminat davası açmak zorundadır. Sonuç olarak, BK’nın 60 ıncı ve TBK’nın 72 nci maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesi ile 2918 sayılı Kanun’un 109 uncu maddesinin ikinci fıkrasının temel amacı gözden kaçırılmamalıdır. Bu amaç ise suç veya haksız eylemden zarar görenin menfaatini korumaktır. Bu itibarla, olay tarihinden itibaren işleyemeye başlayan ceza zamanaşımı süresi dolmuş olsa dahi, anılan kurallar uyarınca, zarar görenin zararı ve tazminat sorumlusunu öğrendiği tarihten itibaren işlemeye başlayan 1 ve 2 yıllık ve herhalde haksız fiilin meydana geldiği tarihten itibaren işlemeye başlayacak on yıllık zamanaşımı süresi içine tazminat davası açılabilir. Tüm bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; dava konusu trafik kazasının 05.02.2013 tarihinde meydana geldiği, eylemin kaza tarihi uyarınca 5237 sayılı TCK’nın 89. maddesi uyarınca taksirle yaralama suçunu oluşturduğu, 66/1-e maddesi uyarınca 8 yıllık zamanaşımı süresine tabi olduğu, davacının maluliyet oranını 12.02.2021 tarihli rapor ile öğrendiği, bu tarihten önce zararın öğrenildiğine dair dosya kapsamında bir delil de bulunmadığı, bu tarihten itibaren 2 yıllık kısa zamanaşımı süresi dolmadan 09.09.2021 tarihinde Sigorta Tahkim Komisyonuna başvuru yaptığı gözetildiğinde; zararın öğrenildiği tarihten itibaren 2 yıl ve herhalde kazanın meydana geldiği tarihten itibaren de 10 yıllık zamanaşımı süreleri dolmadığı gözetilerek diğer itirazlar incelenerek karar verilmesi gerekirken başvurunun zamanaşımı nedeniyle reddi doğru görülmemiş bozmayı gerektirmiştir. VI. KARAR Değerlendirme bölümünde açıklanan sebeplerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile temyiz olunan İtiraz Hakem Heyeti kararının BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde davacıya iadesine, Dosyanın, mahkemeye gönderilmesine, 09.02.2023 tarihinde Başkan … ve Üye …'ün karşı oyu ve oy birliğiyle karar verildi. KARŞI OY 1. Uyuşmazlık; Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Mesuliyet Sigortası (ZMMS) Poliçesi ile teminat altına alınmayan aracın karıştığı 05/02/2013 tarihli trafik kazası sonucu yaralanıp malul kalan davacı yayanın uğradığı zarar nedeniyle Güvence Hesabından sürekli iş göremezlik tazminatı talebine ilişkindir. 2. Davalı taraf başvuruya cevap, itiraz ve temyiz dilekçelerinde zamanaşımı def'inde bulunmuştur. 3. Sigorta Tahkim Komisyonu Uyuşmazlık Hakem Heyetince başvurunun kabulüne karar verilmiş, bu karara davalı vekili itiraz ederek zamanaşımı definde bulunmuştur. İtiraz Hakem Heyeti de davalı vekilinin itirazlarını kabul ederek zamanaşımı nedeniyle başvuruyu reddetmiştir. Kararı davacı vekili temyiz etmiştir. 4. Davanın dayanağı trafik kazası sonucu yaralanma nedeniyle iş göremezlik zararına ilişkin olduğundan somut olayda, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun (KTK) 109 uncu maddesi uygulanacaktır. Anılan düzenleme uyarınca, motorlu araç kazalarından … maddi zararların tazminine ilişkin talepler zarar görenin, zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yıl ve herhâlde, kaza gününden başlayarak on yıl içinde zamanaşımına uğrar. Dava, cezayı gerektiren bir fiilden doğar ve ceza kanunu bu fiil için daha uzun bir zamanaşımı süresi öngörmüş bulunursa bu süre, maddi tazminat talepleri için de geçerlidir. 5. Öncelikle belirtilmelidir ki ceza zamanaşımının uygulanabilmesi için eylemin suç teşkil etmesi yeterli olup mahkûmiyet veya kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmesi aranmayacağı gibi suçun çeşitli nedenlerle soruşturulamaması da ceza zamanaşımının uygulanmasını engellemez. Ceza mahkemesince suçun sanık tarafından işlenip işlenmediğinin kesin olarak hükme bağlandığı hâllerde hukuk hâkimi, ceza mahkemesinin bu tespiti ile bağlı olmakla birlikte dava konusu eylemin suç teşkil edip etmediğini kural olarak hukuk hâkimi/hakem belirleyecektir. 6. Dava konusu eylemin taksirli yaralama suçunu oluşturduğu 2918 sayılı KTK’nın 109 uncu maddesinin ikinci fıkrasına göre ise uzamış zamanaşımının uygulanacağı konusunda tartışma yoktur (Hukuk Genel Kurulu (HGK)’nun 10.10.2001 tarihli ve 2001/19-652 Esas, 2001/705 Karar sayılı ve 16.04.2008 tarihli ve 2008/4-326 Esas, 2008/325 Karar sayılı ilâmları). 7. Bazı hâllerde zararın öğrenilmesi, onun kapsamının değil, varlığının öğrenilmesi anlamındadır. Zararın varlığı, niteliği ve esaslı unsurları hakkında bir dava açmaya, o davayı ciddi ve objektif bir şekilde desteklemeye, gerekçelerini göstermeye elverişli yeterli hâl ve şartların öğrenilmesi, zararın öğrenilmiş sayılması için yeterlidir. 8. Davacının maluliyetine ilişkin Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Araştırma ve Uygulama Hastanesi Adli Tıp Anabilim Dalı Başkanlığından alınan 12/02/2021 tarihli rapora göre trafik kazası sonucu diz kemiği kırığı nedeniyle %5,3 oranında sürekli iş göremezliğinin bulunduğu, iyileşme süresinin ise 120 gün olduğu anlaşılmaktadır. 9. Somut olayda gelişen durum iddiası bulunmadığı gibi artan maluliyet durumu da söz konusu değildir. Zira adli raporda davacının rapor tarihine kadar süregelen tedavi gördüğüne ve bedensel zararın rapor tarihine kadar gelişim gösterdiğine dair bir bilgiye rastlanmadığı gibi böyle bir iddiada da bulunulmamıştır. 10. Somut davada, trafik kazası 05.02.2013 tarihinde meydana gelmiş, davacı 12/02/2021 tarihli maluliyet raporuna dayanarak Sigorta Tahkim Komisyonu Uyuşmazlık Hakem Heyetine 09/09/2021 tarihinde başvurmuştur. 11. Davalı vekili cevap dilekçesinde zamanaşımı def’inde bulunmuştur. Davaya konu trafik kazası sonucunda davacı yaralanmış olup bu eylem için kaza tarihinde yürürlükte bulunan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nda öngörülen ceza zamanaşımı süresi 8 yıldır. Bu hâle göre tahkime başvuru tarihi itibariyle 2918 sayılı Kanun’un 109 uncu maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen ceza zamanaşımı süresi dolmuştur. 12. Bu durumda, İtiraz Hakem Heyetince davacının maluliyetinin tespit edildiği rapor tarihine kadar gelişen bir durum bulunmadığı gibi, davacının tamamen iyileştiği (en geç 120 günlük iyileşme süresi sonunda) tarihte fiil ve faili öğrenmiş olduğunun kabulü gerekir. Aynı şekilde, 8 yıllık ceza zamanaşımı dolduktan sonra 9 yıl önceki bulgu ve tespitlere dayalı olarak alınan adli rapor ile fiil ve failin öğrenildiği tarihin yeniden başlatılması hukuken mümkün değildir. 13. Sonuç itibariyle davalı vekilinin süresindeki zamanaşımı def’i dikkate alınarak 2918 sayılı Kanun’un 109 uncu maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen ceza zamanaşımı süresi dolduktan sonra başvuru yapıldığı anlaşılmaktadır. Dolayısıyla İtiraz Hakem Heyeti kararının onanması gerektiği düşüncesinde olduğumdan aksi yöndeki çoğunluk görüşüne katılmıyoruz.

Uzamış Ceza Zamanaşımının Tazminat Davalarına Etkisi

Tazminat istemine konu iş kazası eylemi ceza kanunları kapsamında suç teşkil ediyorsa ve bu fiil için ceza kanunlarında daha uzun bir zamanaşımı öngörülmüşse, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 72. maddesinin birinci fıkrası uyarınca hukuk davasında da bu uzamış ceza zamanaşımı süresi uygulanır. Ceza zamanaşımının tazminat davalarında uygulama yeri bulabilmesinin temel şartı, suç teşkil eden eyleme ilişkin ceza zamanaşımı süresinin tazminat alacağına ilişkin zamanaşımı süresinden daha uzun olmasıdır. Bu kuralın uygulanabilmesi bakımından fiilin kanunen cezayı gerektiren bir eylem olması yeterli görülmekte; fail hakkında ceza davası açılmış olması veya ceza mahkûmiyeti kurulması zorunlu tutulmamaktadır. Hukuk hâkimi, fiilin suç niteliği ceza mahkemesince kesin olarak saptanmamışsa bu niteliği kendiliğinden araştırarak belirler; buna karşın ceza mahkemesinin suçun işlendiğine veya işlenmediğine dair kesin kararı bulunması hâlinde hukuk hâkimi bu kararla bağlıdır.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2018/157, K. 2020/981Kaynağı aç
Hukuk Genel Kurulu         2018/157 E.  ,  2020/981 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi 1. Taraflar arasındaki “tazminat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İstanbul 16. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen davanın reddine ilişkin karar davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 17. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü. I. YARGILAMA SÜRECİ Davacı İstemi: 4. Davacı vekili 07.12.2012 harç tarihli dava dilekçesinde; müvekkilinin desteği Mehmet Soyarslan’ın sürücüsü olduğu araç ile 30.07.2008 tarihinde yaptığı tek taraflı kazada vefat ettiğini, aracın davalı tarafından trafik sigorta poliçesi ile sigortalandığını, müvekkilinin destekten yoksun kalan üçüncü kişi olduğunu ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 5.000,00TL maddi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı Cevabı: 5. Davalı vekili 07.01.2013 havale tarihli cevap dilekçesinde; davaya konu trafik kazasının tek taraflı olduğunu ve ortada cezayı gerektirecek bir durum olmadığından ceza zamanaşımına konu olamayacağı, kazanın üzerinden iki yıl geçmekle davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesi gerektiğini savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Mahkeme Kararı: 6. İstanbul 16. Asliye Ticaret Mahkemesinin 16.06.2014 tarihli ve 2012/315 E., 2014/156 K. sayılı kararı ile; dava tarihi itibariyle öngörülen iki yıllık zamanaşımı süresinin dolduğu, davacı murisinin tek taraflı trafik kazasında eylemin suç oluşturmadığı, bu sebeple uzamış ceza zamanaşımı uygulamasının söz konusu olmayacağı gerekçesiyle davanın zamanaşımından reddine karar verilmiştir. Özel Daire Bozma Kararı: 7. İstanbul 16. Asliye Ticaret Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 8. Yargıtay 17. Hukuk Dairesince 23.03.2015 tarihli ve 2014/25257 E., 2015/4621 K. sayılı kararı ile; “…Dava trafik kazası nedeni ile Borçlar Kanunu'nun 45. maddesi (6098 sayılı BK m. 53) gereğince destekten yoksun kalma tazminatı istemine ilişkindir. Çekişmelerin bir an önce sonuçlandırılmayıp uzun süre askıda bırakılmasının toplumun barış ve huzurunu bozacağı düşünülerek yargı yoluyla hak aramaya konulan zaman sınırı olarak öngörülen zamanaşımı kurumu bir maddi hukuk kurumu değildir. Bir borcu doğuran, değiştiren, ortadan kaldıran bir olgu olmayıp, doğmuş ve var olan bir hakkın istenmesini ortadan kaldıran bir savunma aracıdır. Davacı ölenin salt mirasçısı sıfatıyla değil, destekten yoksun kalan üçüncü kişi sıfatıyla dava açmıştır. Ölüm nedeniyle doğrudan davacı üzerinde doğan destekten yoksunluk zararının oluşumundaki kusur davacıya yansıtılamaz, dolayısıyla araç sürücüsünün tam kusurlu olması, desteğinden yoksun kalan davacıyı etkilemez. 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu ve Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları’na göre, aracın zorunlu mali sorumluluk sigortacısı davalı … şirketi, işletenin üçüncü kişilere verdiği zararları teminat altına aldığına ve olayda sürücü tam kusurlu olsa bile, destekten yoksun kalan davacı da zarar gören üçüncü kişi konumunda bulunduğundan, davalı … şirketi sorumludur. (HGK'nun 15.6.2011 gün ve 2011/17-142 esas-411 karar, HGK'nun 22.2.2012 gün 2011/17-787 esas 2012/92 karar sayılı, HGK nun 16.1.2013 gün ve 2012/17-1491 esas,2013/74 karar sayılı ilamları) Borçlar Kanunu'nun 41. maddesinde haksız fiil tanımlanmış, 60. maddesinde de haksız fiilden zarar görenin bundan kaynaklanan maddi ve manevi zararın tazmini istemi ile açacağı davaların bağlı olduğu zamanaşımı süreleri özel olarak düzenlenmiştir. BK'nun 60. maddesinde üç türlü zamanaşımı süresi öngörülmüş olup bunlar, zararın ve failin öğrenildiği tarihten itibaren 1 yıllık sübjektif ve nispi nitelikteki kısa zamanaşımı süresi, herhalde haksız fiil tarihinden itibaren 10 yıllık objektif ve mutlak nitelikte uzun zamanaşımı süresi ile olağan üstü nitelikteki ceza zamanaşımı süresidir (EREN Fikret, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, B. 9, İstanbul 2006, s. 794). Buna karşılık, özel bir kanun hükmünün, özel olarak zamanaşımı süresi öngördüğü tehlike sorumluluklarında BK m. 60 uygulanmaz. 2918 sayılı KTK'nun 109/I. maddesinde "Motorlu araç kazalarından doğan maddi zararların tazminine ilişkin talepler, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak 2 yıl ve her halde, kaza gününden başlayarak 10 yıl içinde zamanaşımına uğrar" hükmüne, yine aynı kanunun 109/II. maddesinde ise, "dava, cezayı gerektiren bir fiilden doğar ve Ceza Kanunu bu fiil için daha uzun bir zamanaşımı süresi öngörmüş ise, bu süre maddi tazminat talepleri için de geçerlidir" hükmüne yer verilmiştir. Aynı fiil bazen, hem sorumluluğu gerektiren hem de ceza kanunlarına göre cezayı gerektiren bir fiil olabilir. Bu fiile göre Ceza Kanununun daha uzun bir zamanaşımı süresi öngörüldüğü hallerde, tazminat davasının daha önce zamanaşımına uğraması tutarlı bir çözüm oluşturmaz. Zira cezalandırma, müeyyide olarak tazminattan daha ağırdır. Bu sebeple, kanun koyucu uyum sağlamak amacıyla ceza davası için öngörülen zamanaşımı süresince tazminat davasının da devamını temin bakımından genel olarak BK 60/II (6098 sayılı TBK m. 72/I), özel olarak da KTK 109/II. maddesinde düzenleme yapmıştır. Burada üzerinde durulması gereken, 2918 sayılı KTK'nun 109. maddesinin 2. fıkrasında belirtilen, ceza kanununda öngörülen daha uzun zamanaşımı süresinin, tazminat talebi ile açılacak davalar için de geçerli olabilmesinin, sadece fiilin Ceza Kanununa göre cezayı gerektiren bir fiil olmasının yeterli olması koşuluna bağlanmış bulunmasıdır. Söz konusu yasa hükmü, ceza zamanaşımının uygulanabilmesi için sadece fiilin cezayı gerektiren bir eylem olmasını yeterli görmekte; bunun dışında, eylemi gerçekleştiren fail hakkında soruşturma yapılmasını, ceza davası açılmış olması veya mahkumiyet kararıyla sonuçlanmış bir ceza davasının varlığı koşulu aranmamaktadır. Dahası, söz konusu hükümde, ceza zamanaşımının uygulanması bakımından sürücü ve diğer sorumlular (örneğin işleten veya Güvence Hesabı) arasında bir ayrım da yapılmamış, böylece kuralın bunların tümü için geçerli olduğu, hepsi için aynı zamanaşımı süresinin uygulanacağı öngörülmüştür (HGK'nun 10.10.2001 gün 2001/19-652-705 ve HGK'nun 16.04.2008 gün, 2008/4-326-325 sayılı kararları ile uzamış ceza zamanaşımı benimsenmiştir). Ayrıca ceza zamanaşımının uygulanması yönünden hukuk hakiminin tazminat davasını görürken, ceza hukuku kurallarıyla ve özellikle ceza mahkemesinin fail hakkında vermiş olduğu beraat veya mahkumiyet kararıyla bağlı olup olmadığı BK 53. maddesinde düzenlenmiştir. Söz konusu maddede hukuk hakiminin ceza hukuku kurallarıyla bağlı olmadığı hükme bağlandığı gibi ceza mahkemesi kararlarıyla da bağlı olmadığı düzenlenmiştir. Bununla birlikte suçun işlendiğine veya işlenmediğine ilişkin ceza mahkemesinin kesin kararı varsa, hukuk hakimi bu kararla bağlıdır. Görüldüğü gibi ceza mahkemesince haksız eylemin suç niteliği saptanmamış ise hukuk hakimine bunu kendiliğinden ve özgürce araştırma ve sonucuna göre karar verme yetkisi tanınmıştır. Açıklanan ilkeler ışığında somut olay incelenecek olursa; kaza 30.07.2008 tarihinde gerçekleşmiş, davaya konu trafik kazası sonucunda davacının desteği Mehmet Soyarslan’ın vefat ettiği dosya kapsamından anlaşılmaktadır. Yukarıda açıklandığı üzere KTK'nun 109/II. maddesinde öngörülen ceza zamanaşımı süresinin uygulanması için kamu davasının açılmış olması veya mahkumiyet kararı verilmiş bulunması aranmamakta olup cezayı gerektiren fiilin varlığı yeterlidir. Bir kişinin ölümü ile sonuçlanan söz konusu trafik kazası da bu anlamda cezayı gerektiren bir fiil niteliğindedir ve davacının sürücü desteğinin vefat etmiş olması sonuca etkili değildir. Yasa koyucunun amacı Karayolları Trafik Kanunu uyarınca tehlike sorumluluğunu doğuran olaylarda sorumlulara karşı daha uzun zamanaşımı süresi içerisinde yönelmeyi sağlamaktır. KTK'nun 109. maddesinin 2. fıkrasındaki “cezayı gerektiren fiil” ifadesinin seçilmesi zamanaşımı yönünden yukarıda da açıklandığı gibi soruşturma veya kovuşturma yapılması koşullarının aranmadığı sonucunu doğurmaktadır. Buna göre eylem için kaza tarihinde yürürlükte bulunan 5237 sayılı TCK’nda öngörülen ceza zamanaşımı süresi dikkate alındığında dava tarihinde zamanaşımı süresinin dolmadığı anlaşılmaktadır. Bu hale göre zamanaşımı süresinin dolmadığı dikkate alınmak suretiyle işin esasına girilip, tarafların delilleri toplanıp, sonucuna göre bir karar vermek gerekirken yazılı şekilde eksik inceleme ile karar verilmesi doğru görülmemiştir…” gerekçesiyle karar bozulmuştur. Direnme Kararı: 9. İstanbul 16. Asliye Ticaret Mahkemesinin 21.10.2015 tarihli ve 2015/775 E., 2015/804 K. sayılı kararı ile; Borçlar Kanunu’na paralel olarak düzenlenen 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun (KTK) 109. maddesinin 2. fıkrasında öngörülen durumun söz konusu olabilmesi için haksız fiil kabul edilen fiilin, aynı zamanında Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 2. Kitabında yer alan özel hükümlere göre suç olarak düzenlenen ya da TCK'nın 45. maddesinde belirtilen hapis veya adli para cezası yaptırımını gerektiren fiilin söz konusu olması gerektiği, Yargıtay ilamında da belirttiği üzere, ceza kanunları gereğince herhangi bir adli soruşturma ya da ceza kovuşturması yapılmasının zorunlu olmadığı, hukuk hakiminin fiilin cezayı gerektiren bir fiil olup olmadığını takdir yetki ve sorumluluğunun bulunduğu, somut olayda davacının murisi Mehmet Soyarslan'ın sevk ve idaresindeki 01 RN 985 plakalı kamyon ile seyir halindeyken direksiyon hakimiyetini kaybederek kazaya sebep olduğu kaza sonucunda vefat ettiği, TCK'nın 85. maddesinin "Taksirle bir insanın ölümüne neden olan kişi iki yıldan altı yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılır." hükmünü içerdiği, bu hükme göre suçun oluşabilmesi için bir failin ve bir de ölenin bulunması gerektiği, suçun mağdurun aynı zamanda faili olamayacağı, bu nedenle taksirle öldürme suçu TCK 'da suç olarak düzenlenmiş ise de, ölenin aynı zamanda faili olması nedeniyle TCK'nın 85. maddesinde düzenlenen bir taksirle öldürme suçunun vücut bulmadığı, zira ölüm olayının nasıl gerçekleştiği konusunda herhangi bir ihtilaf bulunmadığı, başkasına atfedilecek kusur söz konusu olmadığından fiilin haksız fiilden ibaret olduğu, "cezayı gerektiren bir fiil" söz konusu olmadığından 2918 KTK'nın 109/2 maddesinin olaya uygulanmasının mümkün olmadığı dolayısıyla aynı maddenin 1 fıkrasında öngörülen 2-10 yıl zamanaşımının uygulanması gerektiği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi: 10. Direnme kararı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. II. UYUŞMAZLIK 11. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olay bakımından 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun (KTK) 109/2. maddesindeki ceza davası zamanaşımı süresinin uygulanıp uygulanmayacağı ve talep edilen tazminatın zamanaşımına uğrayıp uğramadığı noktalarında toplanmaktadır. III. GEREKÇE 12. Dava, trafik kazasından kaynaklanan destekten yosun kalma tazminatı istemine ilişkindir. 13. Bilindiği üzere trafik kazaları bir haksız fiildir. Haksız fiil mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun (BK) 41. maddesinde tanımlanmış, Kanun'un 60. maddesinde ise haksız fiilden zarar görenin zararının tazmini istemiyle açacağı davaların zamanaşımı süreleri düzenlenmiştir. 14. Belirtilmelidir ki 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) konuya ilişkin 49 ve 72. maddeleri de aynı yönde düzenleme içermektedir. Anılan maddeler ile haksız fiillere uygulanacak üç zamanaşımı süresi belirlenmiştir. Bunlar, zarar görenin zararı ve faili öğrendiği tarihten itibaren başlayacak bir yıllık zamanaşımı; fiilin vukuundan itibaren işleyecek on yıllık zamanaşımı ve fiilin aynı zamanda ceza kanunlarında düzenlenmiş olması hâlinde uygulanacak olan ceza zamanaşımı süreleridir. 15. Haksız fiillerin bir kısmı, sadece hukuk açısından değil, ceza yasaları bakımından da sorumluluğu gerektirir; haksız fiilin faili, yani sorumlusu genellikle daha ağır sonuçları olan ceza kovuşturmasına konu olabileceği sürece, zarar görenin haklarını yitirmesinin kabul edilmesi mümkün değildir. Bu bakımdan haksız eylem aynı zamanda ceza kanunları gereğince bir suç teşkil ediyorsa ve ceza kanunları ya da ceza hükümlerini ihtiva eden sair kanunlar bu eylem için daha uzun bir zamanaşımı süresi tayin etmişse, tazminat davası da ceza davasına ilişkin zamanaşımı süresine tabi olur. Nitekim bu husus 07.12.1955 tarihli ve 17/26 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında da vurgulanmıştır. Buna göre, anılan mevzuat uyarınca ceza zamanaşımı süresinin uygulanabilmesi için öncelikle zarar veren eylemin ceza kanunu veya ceza hükmü taşıyan özel kanunlarda suç olarak düzenlenmesi gerekli olup özel kanunlarda haksız eylem için başka bir zamanaşımı süresi tayin edilmiş olmadıkça, haksız eylemden doğan maddi ve manevi zararların tazmini için açılacak davalarda 818 sayılı BK'nun 60. (6098 sayılı TBK'nın 72.) maddesinde öngörülen zamanaşımının uygulanması gerekir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 09.10.2013 tarihli ve 2013/4-36 E. 2013/1457 K.). 16. Özel kanun niteliğinde olan 2918 sayılı KTK’nın 109. maddesinin ilk fıkrasında, yine bir haksız fiil niteliğindeki trafik kazalarından doğan tazminat taleplerinin tabi bulunacağı zamanaşımı süresi yönünden 818 sayılı BK'nın 60. maddesindeki düzenlemeden farklı, özel bir hüküm getirilmiştir. 17. 2918 sayılı KTK'nın “Zamanaşımı” başlıklı 109. maddesi; “…Motorlu araç kazalarından doğan maddi zararların tazminine ilişkin talepler, zarar görenin, zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yıl ve herhalde, kaza gününden başlayarak on yıl içinde zamanaşımına uğrar. Dava, cezayı gerektiren bir fiilden doğar ve ceza kanunu bu fiil için daha uzun bir zaman aşımı süresi öngörmüş bulunursa, bu süre, maddi tazminat talepleri için de geçerlidir. Zamanaşımı, tazminat yükümlüsüne karşı kesilirse, sigortacıya karşı da kesilmiş olur. Sigortacı bakımından kesilen zamanaşımı, tazminat yükümlüsü bakımından da kesilmiş sayılır. Motorlu araç kazalarında tazminat yükümlülerinin birbirlerine karşı rücu hakları, kendi yükümlülüklerini tam olarak yerine getirdikleri ve rücu edilecek kimseyi öğrendikleri günden başlayarak iki yılda zamanaşımına uğrar. Diğer hususlarda, genel hükümler uygulanır.” hükmünü içermektedir. 18. Buna göre madde ile 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 60 (TBK'nın 72). maddesindeki bir yıllık zamanaşımı süresi, trafik kazasından kaynaklanan tazminat davaları yönünden iki yıl olarak düzenlenmiş olup 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 60. maddesi ile 2918 sayılı KTK’nın 109. maddesinin ikinci fıkrası zamanaşımı süresinin başlangıcı yönünden birbiriyle uyumlu olmakla birlikte, zamanaşımı süresi yönünden birbirlerinden ayrılmaktadır. 19. Vurgulamakta yarar vardır ki 2918 sayılı KTK’nın 109. maddesinin 2. fıkrasına göre, ceza kanununda öngörülen daha uzun zamanaşımı süresinin tazminat talebiyle açılacak davalarda uygulanabilmesi için, sadece eylemin “cezayı gerektiren fiilden” doğmuş olması gerekli ve yeterlidir. Diğer bir ifade ile tazminat davalarına daha uzun süreli ceza davasına ilişkin zamanaşımının uygulanması için fail hakkında bir ceza davası açılması; mahkûmiyet kararıyla sonuçlanmış bir ceza davasının varlığı veya zarar görenin o davada tazminat yönünden bir talepte bulunmuş olması aranmamaktadır. Sadece cezalandırılması kabil bir eylemin işlenmiş olması, bir diğer söyleyişle, haksız fiilin suç niteliğini taşıması yeterlidir. 20. Anılan madde uyarınca “eylemin” suç teşkil etmesi; cezai nitelik taşımasından hareketle mahkûmiyet veya takipsizlik kararı aranmaksızın ceza zamanaşımı uygulanacaktır. 21. Bundan başka, işlenen eylemin, kovuşturulması şikâyete bağlı bir suç teşkil edip etmemesi de önemli değildir. Zira bu yön, ceza davasının açılabilmesinin bir şartıdır. Bu bakımdan şikâyet süresinin (mülga TCK m. 108) geçirilmesinden ötürü, ceza davasının açılamamış olması, bu davaya ilişkin zamanaşımı süresinin, tazminat davasına uygulanmasına engel değildir. 22. Belirtilmelidir ki 2918 sayılı KTK'nın 109. maddesinin 2. fıkrasındaki düzenleme ile ceza kanununda öngörülen daha uzun zamanaşımı süresinin tazminat talebiyle açılacak davalar için de geçerli olabilmesi, sadece eylemin ceza kanunlarına göre suç sayılması koşuluna bağlanmıştır. Zira sonuçta haksız eylemin cezayı gerektiren bir fiil teşkil etmesi durumunda o fiil için öngörülen ceza zamanaşımı süresi hukuk yargılamasında da uygulanacaktır. 23. Kaldı ki TCK’da suç tanımı faile değil fiile göre yapıldığından, ceza kanunlarındaki zamanaşımı sürelerine atıf yapan 2918 sayılı Kanunun 109. maddesinin 2. fıkrasındaki tarifin fiili tanımlaması ve maddenin bu yoruma göre değerlendirilmesi kanun sistematiği açısından da zorunludur. Yeri gelmişken belirtilmelidir ki eylemin cezayı gerektiren bir fiil teşkil edip etmediği, kural olarak hukuk hâkimince belirlenecektir. Bununla beraber hukuk hâkimi, ceza tertibine ilişkin olarak ceza hâkimince verilen ve suçun işlendiğini ya da işlenmediğini kesinlikle tespit eden bir hüküm varsa, bununla bağlı olacaktır (BK m. 53). 24. Ayrıca ceza zamanaşımının uygulanması bakımından sürücü ve işleten gibi diğer sorumlular arasında bir ayrım da yapılmamış; zamanaşımı süresinin hepsi için uygulanması öngörülmüştür. 25. Bu itibarla şayet zarar doğuran eylem aynı zamanda cezayı gerektirir nitelikte ise; eğer ceza kanunundaki ya da ceza hükümlerini taşıyan özel kanunlardaki bu eylem için kabul edilen zamanaşımı süresi, BK’daki bir yıllık süreden daha kısa ise, o zaman yine BK’nın 60. maddesinin birinci paragrafındaki süre (TBK m. 72) olaya uygulanacak; ceza kanunundaki zamanaşımı süresi BK’nın 60. maddesinin birinci paragrafındaki süreden daha uzun ise, o zaman bu uzun süre tazminat davaları için de uygulama yeri bulacaktır. Böyle bir durumda uygulanması söz konusu olan ceza davası zamanaşımı süresi ise fiilin gerçekleştiği tarihe göre uygulama alanı bulacak olan ve hâlen yürürlükteki 5237 sayılı TCK’nın 66. (mülga 765 sayılı TCK’nın 102. maddesine) göre belirlenecektir. 26. Yukarıdaki bilgiler ışığında somut olay değerlendirildiğinde; 30.07.2008 tarihinde Mehmet Soyarslan’ın sevk ve idaresindeki araç ile yaşanan tek taraflı trafik kazasında sürücü Mehmet Soyarslan’ın vefat etmiş, araç içinde yolcu olarak bulunan iki kişi de yaralanmıştır. Olayın meydana geliş şekli itibariyle ölen sürücünün eylemi bir bütün olarak ele alındığında, eylem 5237 sayılı TCK’nın 85. maddesi değil, 5237 sayılı TCK’nın 89/4. maddesinde yer alan taksirle yaralama suçunu oluşturmaktadır. 2918 sayılı KTK’nın 109. maddesinin 2. fıkrası uyarınca ceza zamanaşımının uygulanması gerekmektedir. 5237 sayılı TCK'nın 89/4. maddesinde düzenlenen ve taksirle yaralama olarak tanımlanan cezayı gerektiren eylem niteliğinde bulunması; bu eylemle ilgili ceza davasının TCK'nın 66/1-e maddesi uyarınca sekiz yıllık zamanaşımı süresine tabi olması; 2918 sayılı KTK'nın 109/2 maddesi uyarınca bu sürenin görülmekte olan maddi tazminat davası için de geçerli olması; davanın olay tarihi üzerinden sekiz yıl geçmeden açılmış olması karşısında, somut olayda zamanaşımının gerçekleşmediği açıktır. 27. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, olayda cezayı gerektiren bir eylem bulunmaması nedeniyle davanın zamanaşımı süresinden sonra açıldığı gerekçesiyle davanın reddine dair direnme kararının onanması gerektiği görüşü dile getirilmiş ise de bu görüş yukarıda açıklanan gerekçelerle Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir. 28. Hâl böyle olunca direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen ve yukarıda açıklanan ilave nedenlerle bozulması gerekir. IV. SONUÇ Açıklanan nedenlerle; Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen ve yukarıda açıklanan ilave nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, Aynı Kanun'un 440. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 01.12.2020 tarihinde oy çokluğu ile karar verildi.

İş kazası sonucu bir insanın taksirle ölümüne sebebiyet verilmesi hâlinde, fiil 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 85. maddesinde tanımlanan taksirle öldürme suçunu oluşturur. Bu suç iki yıldan altı yıla kadar hapis cezasını gerektirdiğinden, aynı Kanun'un 66. maddesinin birinci fıkrasının (d) bendi uyarınca dava zamanaşımı süresi on beş yıldır. Taksirle öldürmeye bağlanan ceza zamanaşımı süresi tazminat alacağının tabi olduğu süreden daha uzun olduğundan, ölümle sonuçlanan iş kazalarında tazminat davalarında on beş yıllık süre uygulanır. Nitekim olay tarihi ile ıslah tarihi arasında bu on beş yıllık ceza zamanaşımı süresi henüz dolmamışsa, davada ıslahla artırılan tazminat taleplerinin zamanaşımı nedeniyle reddedilmesi hukuka aykırı bulunmaktadır.

Yargıtay 21. Hukuk Dairesi, E. 2016/11412, K. 2017/4201Kaynağı aç
21. Hukuk Dairesi         2016/11412 E.  ,  2017/4201 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :İş Mahkemesi Davacılar murisinin iş kazası sonucu ölümünden doğan maddi ve manevi tazminatın ödetilmesine karar verilmesini istemiştir. Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin reddine karar vermiştir. Hükmün, davacılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan sonra düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okundu, işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi. K A R A R 1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillere, kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre davacılar vekilinin aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddine. 2-Dava, 23.07.2005 tarihindeki iş kazasında vefat eden sigortalı …..'ı hak sahibi eş ve çocuklarının maddi ve manevi zararlarının giderilmesi istemlerine ilişkindir. Mahkemece; davalı ….. şirketi aleyhine açılmış olan davanın feragat nedeniyle reddine, … San Tesisleri ve Tic. A.Ş. ve …hakkındaki davanın ise zamanaşımından reddine karar verilmiştir. Somut olayda sigortalının ….. iş ortaklığı tarafından inşa edilen …..Petrol Boru Hattı Projesi kapsamında çalışmakta iken 23/07/2005 tarihinde geçirmiş olduğu iş kazası sonucu vefat ettiği, iş bu davanın 28.12.2015 tarihinde açıldığı, yargılamanın devamında davacı tarafın … şirketi aleyhine açılmış olan davadan feragat ettiği, Davalı … San Tesisleri ve Tic. A.Ş.'nin dava dilekçesinin 11.01.2016 tarihinde tebliği üzerine süresi içerisinde 20.01.2016 tarihinde verdiği cevap dilekçesi ile zamanaşımı def'inde bulunduğu anlaşılmıştır. Somut olaydaki uyuşmazlık; davalılar için hangi zamanaşımı süresinin uygulanacağı ve giderek bu davalıların hüküm altına alınan tazminatlardan sorumlu olup olmayacakları noktasında toplanmaktadır. İş kazası tarihinde geçerli olan 818 sayılı Borçlar Kanununun 60/2 maddesine göre eylem aynı zamanda suç oluşturuyorsa artık o suç için öngörülen ceza zamanaşımı süresinin uygulanacağı hükmü mevcuttur. Olayımızda zararlandırıcı sigorta hadisesinin aynı zamanda suç tarihinde yürürlükte bulunan 5237 sayılı TCK'nun 85. maddesinde belirtilen "Taksirle Öldürme" suçunu oluşturduğu ve aynı kanunun 66/1-d maddesinde belirtilen ceza zamanaşımı süresinin uygulanması gerektiği, iş bu zamanaşımı süresinin ise "15" yıl olduğu açıktır. Hal böyle olunca 23.07.2005 tarihinde gerçekleşen iş kazası için iş bu davanın 28.12.2015 tarihinde açılması nedeniyle zamanaşımı süresinin dolduğundan bahsedilemez. O halde zamanaşımı def'inin yerinde olmaması nedeniyle yargılamanın esasına geçilerek bir karar verilmesi gerekmekteyken; usul ve yasaya aykırı olacak şekilde zamanaşımından davanın reddine karar verilmesi doğru olmamaıştır. 3- Aynı zamanda 6100 sayılı HMK'nın "Taraflarca Getirilme İlkesi " başlıklı 25.maddesine göre Kanunda öngörülen istisnalar dışında, hâkim, iki taraftan birinin söylemediği şeyi veya vakıaları kendiliğinden dikkate alamaz ve onları hatırlatabilecek davranışlarda dahi bulunamaz. Somut olayda, davalı …nin davaya süresi içerisinde cevap vererek zamanaşımı def'inde bulunmamasına karşın; iş bu davalının da zamanaşımında bulunduğu varsayılarak ve yukarıda açıklandığı üzere davaya konu alacağın zamanaşımına uğramamış olmasına karşın bu davalı yönünden de davanın zamanaşımına uğradığı kabul edilerek davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olmuştur. O halde mahkemece yapılacak iş davalı … San Tesisleri ve Tic. A.Ş. ve …ne karşı açılan davanın zamanaşımına uğramadığı gözetilerek yargılamanın esasına geçilerek bir karar vermekten ibarettir. Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin hatalı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. O halde, davacılar vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde temyiz eden davacılara iadesine 22.05.2017 gününde oy birliği ile karar verildi. .

Olay tarihinden itibaren işlemeye başlayan ceza zamanaşımı süresi dolmuş olsa dahi; tazminat hukuku ilkeleri çerçevesinde, zarar görenin zararı ve sorumluyu fiilen öğrendiği tarihten itibaren başlayan nispi süre ile olayın gerçekleştiği tarihten itibaren başlayacak on yıllık zamanaşımı süresi içinde tazminat davası açılabilmesi mümkündür.

Ceza Zamanaşımının Durması ve Kesilmesi

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 67. maddesinin birinci fıkrası uyarınca; soruşturma ve kovuşturma işlemlerinin yürütülmesi bir izin ya da kararın alınmasına veya çözümü diğer bir mercide bulunan uyuşmazlığın neticelenmesine bağlı kılındığında, bu şartlar sağlanana yahut hakkında kanun gereği kaçaklık kararı verilmiş şüpheli veya sanık hakkındaki bu karar kaldırılana dek dava zamanaşımı durur.

5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 67Kaynağı aç
Madde 67- (1) Soruşturma ve kovuşturma yapılmasının, izin veya karar alınması veya diğer bir mercide çözülmesi gereken bir meselenin sonucuna bağlı bulunduğu hallerde; izin veya kararın alınmasına veya meselenin çözümüne veya kanun gereğince hakkında kaçak olduğu hususunda karar verilmiş olan suç faili hakkında bu karar kaldırılıncaya kadar dava zamanaşımı durur. (2) Bir suçla ilgili olarak; a) Şüpheli veya sanıklardan birinin savcı huzurunda ifadesinin alınması veya sorguya çekilmesi, b) Şüpheli veya sanıklardan biri hakkında tutuklama kararının verilmesi, c) Suçla ilgili olarak iddianame düzenlenmesi, d) Sanıklardan bir kısmı hakkında da olsa, mahkûmiyet kararı verilmesi, halinde, dava zamanaşımı kesilir. (3) Dava zamanaşımı kesildiğinde, zamanaşımı süresi yeniden işlemeye başlar. Dava zamanaşımını kesen birden fazla nedenin bulunması halinde, zamanaşımı süresi son kesme nedeninin gerçekleştiği tarihten itibaren yeniden işlemeye başlar. (4) Kesilme halinde, zamanaşımı süresi ilgili suça ilişkin olarak Kanunda belirlenen sürenin en fazla yarısına kadar uzar. Ceza zamanaşımı

Aynı Kanun'un 67. maddesinin ikinci fıkrasına göre bir suçla ilgili olarak şüpheli veya sanıklardan birinin savcı huzurunda ifadesinin alınması veya sorguya çekilmesi, şüpheli veya sanıklardan biri hakkında tutuklama kararı verilmesi, suçla ilgili olarak iddianame düzenlenmesi ya da sanıklardan bir kısmı hakkında da olsa mahkûmiyet kararı verilmesi hâlinde dava zamanaşımı kesilir. Zamanaşımı kesildiğinde süre yeniden işlemeye başlar; kesen birden fazla neden varsa zamanaşımı süresi son kesme nedeninin gerçekleştiği tarihten itibaren yeniden başlar. Kesilme hâlinde dava zamanaşımı süresi, ilgili suça ilişkin olarak Kanunda belirlenen sürenin en fazla yarısına kadar uzar.

Taksirle Yaralamada Şikâyet Koşulu

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 89. maddesinin beşinci fıkrası uyarınca, taksirle yaralama fiilinin soruşturulması ve kovuşturulması kural olarak şikâyete bağlıdır; bilinçli taksir hâlinde ise birinci fıkradaki basit yaralama istisna tutularak şikâyet şartı aranmamaktadır. Tazminat davaları bakımından ise işlenen eylemin takibinin şikâyete bağlı olması ya da ceza kovuşturması için öngörülen şikâyet süresinin geçirilmiş bulunması, ceza zamanaşımı süresinin hukuk davasında uygulanmasına engel teşkil etmez.

5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 89Kaynağı aç
Madde 89- (1) Taksirle başkasının vücuduna acı veren veya sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına neden olan kişi, dört aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır.[45] (2) Taksirle yaralama fiili, mağdurun; a) Duyularından veya organlarından birinin işlevinin sürekli zayıflamasına, b) Vücudunda kemik kırılmasına, c) Konuşmasında sürekli zorluğa, d) Yüzünde sabit ize, e) Yaşamını tehlikeye sokan bir duruma, f) Gebe bir kadının çocuğunun vaktinden önce doğmasına, Neden olmuşsa, birinci fıkraya göre belirlenen ceza, yarısı oranında artırılır. (3) Taksirle yaralama fiili, mağdurun; a) İyileşmesi olanağı bulunmayan bir hastalığa veya bitkisel hayata girmesine, b) Duyularından veya organlarından birinin işlevinin yitirilmesine, c) Konuşma ya da çocuk yapma yeteneklerinin kaybolmasına, d) Yüzünün sürekli değişikliğine, e) Gebe bir kadının çocuğunun düşmesine, Neden olmuşsa, birinci fıkraya göre belirlenen ceza, bir kat artırılır. (4) Fiilin birden fazla kişinin yaralanmasına neden olması halinde, dokuz aydan beş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.[46] (5) (Değişik: 6/12/2006 – 5560/5 md.) Taksirle yaralama suçunun soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlıdır. Ancak, birinci fıkra kapsamına giren yaralama hariç, suçun bilinçli taksirle işlenmesi halinde şikâyet aranmaz. İnsan üzerinde deney

Zamanaşımı Def'inin İleri Sürülmesi ve Daimi Defi Hakkı

Zamanaşımı, davanın taraflarınca süresi içinde ileri sürülmesi gereken bir savunma vasıtası niteliğindedir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 25. maddesinde hükme bağlanan taraflarca getirilme ilkesi çerçevesinde hâkim, kanunda açıkça düzenlenen haller saklı kalmak kaydıyla tarafların dayanmadığı vakıaları kendiliğinden dikkate alamaz ve ilgililere bu yönde hatırlatmada bulunamaz. Dolayısıyla iş kazasından kaynaklanan davada davalı tarafından süresinde zamanaşımı def'i sunulmadığı takdirde mahkemece zamanaşımı re'sen gözetilerek davanın reddine karar verilemez.

Haksız eylem neticesinde zarar gören aleyhine bir borç doğmuş bulunmaktaysa, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 72. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca tazminat talebi zamanaşımına uğramış olsa dahi zarar gören taraf söz konusu borcu ifa etmekten kaçınma hakkını kullanabilir.

İş Kazası Tespiti ve Bekletici Mesele Prosedürü

Olayın Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından iş kazası olarak nitelendirilmemesi hâlinde, açılan tazminat davasında Kuruma müracaat edilmesi ve işveren ile Sosyal Güvenlik Kurumu aleyhine iş kazasının tespiti davası açılması için davacı tarafa önel verilir. Açılan tespit davası tazminat davası yönünden bekletici sorun yapılarak verilecek kararın sonucuna göre tazminat davasındaki deliller birlikte değerlendirilir.

Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından sigortalıya maluliyet aylığı bağlanmış olan durumlarda, 506 sayılı mülga Kanun'un 99. maddesi ve 5510 sayılı Kanun'un 97. maddesinin birinci fıkrası uyarınca iş kazası tespit istemlerinde zamanaşımı süresinin işlemeyeceği kabul edilmektedir.

Yargıtay 21. Hukuk Dairesi, E. 2016/12394, K. 2018/2969Kaynağı aç
21. Hukuk Dairesi         2016/12394 E.  ,  2018/2969 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :İş Mahkemesi Davacı, geçirmiş olduğu kazanın iş kazası olduğunun tespitiyle, kesilen malullük aylığının yeniden bağlanmasına karar verilmesini istemiştir. Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, zamanaşımı süresi dolduğundan davanın reddine karar vermiştir. Hükmün, davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan sonra düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okundu, işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar verildi. K A R A R Davacı, davacının 26.06.1989 tarihinde geçirdiği kazanın iş kazası olduğunun tespitine ilişkindir. Mahkemece, zamanaşımı süresi dolduğundan davacının davasının reddine karar verilmiştir Dosyadaki kayıt ve belgelerden; iş kazasının 26/06/1989 tarihinde meydana geldiği, kazadan sonra Kurum tarafından 13.09.1989 tarihinden itibaren maluliyet aylığı bağlandığı, tarafları işveren ve Kurum olan 1997 tarihinde olayın iş kazası olmadığına ilişkin dava açıldığı, … 3. İş Mahkemesinin 1993/1194 E 1997/29 K sayılı kararıyla maluliyetin iş kazası neticesi meydana gelmediğine dair karar verildiği Yargıtay denetiminden geçerek kesinleştiği, karardan sonra Kurum tarafından bağlanan maluliyet aylığı 23.10.1997 tarihinde kesilerek ödenen aylıkları geri istediği anlaşılmıştır 506 sayılı Yasa’nın 99. maddesinde zamanaşımı ve hakkın düşmesi ile ilgili düzenleme yer almaktadır.Bu maddeye göre, “Bu Kanunda aksine hüküm bulunmayan hallerde, iş kazalarıyla meslek hastalıkları ve ölüm sigortalarından hak kazanılan gelir ve aylıklar, hakkı doğuran olay tarihinden itibaren beş yıl içinde istenmezse zamanaşımına uğrar. Bu durumda olanların gelir ve aylıkları, yazılı istek tarihini takibeden aybaşından itibaren başlar.İş kazalarıyla meslek hastalıkları sigortasından kazanılan diğer haklar ile hastalık ve analık sigortalarından doğan haklar ise, hakkı doğuran olay tarihinden itibaren beş yıl içinde istenmezse düşer.Geçici iş göremezlik ödeneğini veya herhangi bir döneme ilişkin gelir veya aylığını beş yıl içinde almayanların, söz konusu ödenek, gelir veya aylıkları ödenmez.” 5510 Sayılı Yasanın 97/1.fıkrasında "Bu Kanunda aksine hüküm bulunmayan hallerde, iş kazası, meslek hastalığı, vazife malûllüğü ve ölüm hallerinde bağlanması gereken gelir ve aylıkların, hakkın kazanıldığı tarihten itibaren beş yıl içinde istenmeyen kısmı zamanaşımına uğrar. (Mülga cümle:17.04.2008-5754 S.K./57.mad) Somut olayda davacıya 1989 tarihinden itibaren Kurum tarafından maluliyet aylığı bağlandığından, 506 sayılı Yasa’nın 99. maddesi ve 5510 Sayılı Yasanın 97/1.fıkrası dikkate alındığında iş kazası tespit davalarında zamanaşımı süresi yoktur Mahkemece yapılacak iş, … 3. İş Mahkemesinin 1993/1194 E. 1997/29 K sayılı dava dosyasında davacının taraf olmadığı da gözetilerek 506 sayılı Yasa’nın 99. ve 5510 Sayılı Yasanın 97. maddeleri gereği işin esasına girmek, davanın nitelikçe kamu düzenini ilgilendirdiği nazara alınıp gerekli araştırma yaparak sonucuna göre karar vermekten ibarettir. Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. O halde, davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır. SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 29.03.2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Sosyal Güvenlik Kurumunun Rücu Alacaklarında Zamanaşımı

5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'na dayanılarak Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından açılacak tazminat ve rücu davaları, aynı Kanun'un 93. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca on yıllık zamanaşımına tabidir. Bu zamanaşımı süresi, rücu konusu gelir ve aylıklar bakımından Kurum onay tarihinden, masraf ve ödemeler bakımından ise masraf veya ödeme tarihinden itibaren başlar.

5510 sayılı SOSYAL SİGORTALAR VE GENEL SAĞLIK SİGORTASI KANUNU m. 93Kaynağı aç
MADDE 93- (Değişik birinci fıkra: 17/4/2008-5754/56 md.) Bu Kanun gereğince sigortalılar ve hak sahiplerinin gelir, aylık ve ödenekleri, sağlık hizmeti sunucularının genel sağlık sigortası hükümlerinin uygulanması sonucu Kurum nezdinde doğan alacakları, devir ve temlik edilemez. Gelir, aylık ve ödenekler; 88 inci maddeye göre takip ve tahsili gereken alacaklar ile nafaka borçları dışında haczedilemez. Bu fıkraya göre haczi yasaklanan gelir, aylık ve ödeneklerin haczedilmesine ilişkin talepler, borçlunun muvafakati bulunmaması halinde, icra müdürü tarafından reddedilir.[173] (Değişik ikinci fıkra: 17/4/2008-5754/56 md.) Kurumun prim ve diğer alacakları ödeme süresinin dolduğu tarihi takip eden takvim yılı başından başlayarak on yıllık zamanaşımına tâbidir. Kurumun prim ve diğer alacakları; mahkeme kararı sonucunda doğmuş ise mahkeme kararının kesinleşme tarihinden, Kurumun denetim ve kontrolle görevli memurlarınca yapılan tespitlerden doğmuş ise rapor tarihinden, kamu idarelerinin denetim elemanlarınca kendi mevzuatı gereğince yapacakları soruşturma, denetim ve incelemelerden doğmuş ise bu soruşturma, denetim ve inceleme sonuçlarının Kuruma intikal ettiği tarihten veya bankalar, döner sermayeli kuruluşlar, kamu idareleri ile kanunla kurulmuş kurum ve kuruluşlardan alınan bilgi ve belgelerden doğmuş ise bilgi ve belgenin Kuruma intikal ettiği tarihten itibaren, zamanaşımı on yıl olarak uygulanır. Bu alacaklar için 89 uncu madde gereğince hesaplanacak gecikme cezası ve gecikme zammı, 88 inci maddede belirtilen ödeme süresinin son gününü takip eden günden itibaren uygulanır. Bu Kanuna dayanılarak Kurumca açılacak tazminat ve rücȗ davaları, on yıllık zamanaşımına tâbidir. Zamanaşımı tarihi; rücȗ konusu gelir ve aylıklar bakımından Kurum onay tarihinden, masraf ve ödemeler için ise masraf veya ödeme tarihinden itibaren başlar. Zamanaşımından sonra yapılan ödemeler kabul edilir. Ancak, 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (b) bendine tâbi sigortalıların zamanaşımı nedeniyle prim ödenmeyen süreleri, sigortalılık süresinden sayılmaz ve bu süreye ilişkin sigortalılık hak ve yükümlülükleri düşer. Kontrol muayenesi
İş kazası tazminat davalarında zamanaşımı süresi kural olarak ne kadardır?

Tazminat istemlerinde zamanaşımı süresi haksız fiil kuralı gereğince öğrenmeden itibaren iki yıl ve eylemden itibaren on yıldır; sözleşmesel sorumluluğa dayanan değerlendirmelerde de on yıllık süre dikkate alınır. Bununla birlikte eylemin ceza kanunları kapsamında suç teşkil etmesi ve daha uzun bir ceza zamanaşımına tabi olması hâlinde tazminat davasında bu uzamış ceza zamanaşımı süresi uygulanır.

Ölümle sonuçlanan iş kazasında ceza zamanaşımı süresi ne kadardır?

İş kazası neticesinde taksirle öldürme suçu oluştuğunda 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 85. ve 66. maddeleri gereğince on beş yıllık dava zamanaşımı süresi uygulanır.

Zamanaşımı def'i ileri sürülmezse hâkim davayı zamanaşımından reddedebilir mi?

Taraflarca getirilme ilkesi uyarınca hâkim zamanaşımını kendiliğinden dikkate alamaz; davalının bu savunmayı süresinde yapması şarttır.

Sosyal Güvenlik Kurumunun işverene rücu davasında zamanaşımı süresi kaç yıldır?

5510 sayılı Kanun'un 93. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca Kurumun açacağı rücu davaları on yıllık zamanaşımına tabidir; bu süre gelir ve aylıklarda Kurum onayından, masraf ve ödemelerde ödeme tarihinden başlar.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu