Banka veya Kredi Kartını Kötüye Kullanmanın Cezası

by Avukat Erdal Ersoy
Banka veya Kredi Kartını Kötüye Kullanmanın Cezası

İlgilinin rızası olmaksızın başkasına ait banka veya kredi kartının kullanılması ya da kullandırılması ve bu yolla yarar sağlanması, üç yıl ile altı yıl arasında hapis cezası ile beşbin güne kadar adlî para cezası doğurur. Başkalarına ait banka hesaplarıyla ilişkilendirilen sahte kartı üretmek, satmak, devretmek, satın almak veya kabul etmek ise üç yıldan yedi yıla kadar hapis ve onbin güne kadar adlî para cezasına bağlanır. Sahte olarak oluşturulan veya üzerinde sahtecilik yapılan kartın kullanılmasıyla yarar sağlanırsa, fiil daha ağır bir cezayı gerektiren başka bir suç oluşturmuyorsa, hapis dört yıldan sekiz yıla kadar belirlenir ve beşbin güne kadar adlî para cezası uygulanır.

5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 245Kaynağı aç
Madde 245 – (Değişik: 29/6/2005 – 5377/27 md.) (1) Başkasına ait bir banka veya kredi kartını, her ne suretle olursa olsun ele geçiren veya elinde bulunduran kimse, kart sahibinin veya kartın kendisine verilmesi gereken kişinin rızası olmaksızın bunu kullanarak veya kullandırtarak kendisine veya başkasına yarar sağlarsa, üç yıldan altı yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır. (2) Başkalarına ait banka hesaplarıyla ilişkilendirilerek sahte banka veya kredi kartı üreten, satan, devreden, satın alan veya kabul eden kişi üç yıldan yedi yıla kadar hapis ve onbin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır. (3) Sahte oluşturulan veya üzerinde sahtecilik yapılan bir banka veya kredi kartını kullanmak suretiyle kendisine veya başkasına yarar sağlayan kişi, fiil daha ağır cezayı gerektiren başka bir suç oluşturmadığı takdirde, dört yıldan sekiz yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır. (4) Birinci fıkrada yer alan suçun; a) Haklarında ayrılık kararı verilmemiş eşlerden birinin, b) Üstsoy veya altsoyunun veya bu derecede kayın hısımlarından birinin veya evlat edinen veya evlâtlığın, c) Aynı konutta beraber yaşayan kardeşlerden birinin, zararına olarak işlenmesi hâlinde, ilgili akraba hakkında cezaya hükmolunmaz. (5) (Ek: 6/12/2006 – 5560/11 md.) Birinci fıkra kapsamına giren fiillerle ilgili olarak bu Kanunun malvarlığına karşı suçlara ilişkin etkin pişmanlık hükümleri uygulanır. Yasak cihaz veya programlar

Başkasına ait kartın kullanılması

Birinci fıkrada hapis cezası üç yıldan başlar ve altı yıla kadar çıkar; buna beşbin güne kadar adlî para cezası eklenir. Bu fıkrada suçun tamamlanmış sayılması, kartın kullanılması veya kullandırılması sonucunda bir yarar doğmasına bağlıdır. Yarar doğmamışsa fıkra, tamamlanmış suç olarak uygulanmaz.

Suçun oluşabilmesi üç şartın birlikte bulunmasına bağlıdır. Başkasına ait banka veya kredi kartı herhangi bir biçimde ele geçirilmiş veya elde bulunduruluyor olmalıdır. Kart, sahibinin ya da kartın verilmesi gereken kişinin rızası olmaksızın kullanılmalı veya kullandırılmalıdır. Fail, kendisi veya bir başkası yararına bir menfaat elde etmelidir. Şartlar bir arada gerçekleşirse suç oluşabilir.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2014/412, K. 2018/160Kaynağı aç
Ceza Genel Kurulu         2014/412 E.  ,  2018/160 K. "İçtihat Metni" Kararı Veren Yargıtay Dairesi : 8. Ceza Dairesi Mahkemesi :Asliye Ceza Günü : 18.12.2012 Sayısı : 990-966 Dolandırıcılık suçundan sanık …'in, TCK’nun 157/1, 52/2, 53/1 ve 58. maddeleri uyarınca 1 yıl hapis ve 100 Lira adli para cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve hapis cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ilişkin Salihli 2. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 18.12.2012 gün ve 990-966 sayılı hükmün, sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 8. Ceza Dairesince 22.01.2014 gün ve 6660-1307 sayı ile; "Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 30.03.2010 tarih ve 17-65 sayılı kararında açıklandığı üzere, 5237 sayılı TCK'nun 245/1. maddesinde 'her ne surette olursa olsun ele geçirilen' denildiği cihetle; banka veya kredi kartının hukuka aykırı olarak ele geçirilmesinden sonra kullanılmasının iki ayrı suçu oluşturacağı, somut olayda banka kartının hukuka aykırı olarak ele geçirilmesi eyleminin hırsızlık, kartın kullanılarak menfaat elde edilmesi eyleminin, banka kartının kötüye kullanılması suçlarını oluşturduğu, fikri içtima koşullarının bulunmadığı anlaşılmakla tebliğnamedeki bozma düşüncesine iştirak edilmemiştir. Yapılan duruşmaya, toplanıp karar yerinde gösterilen kanıtlara, mahkemenin yargılama sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine göre yerinde görülmeyen sair itirazların reddine, ancak; Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için hileli davranışlarla mağdurun aldatılıp çıkar sağlanması gerektiği, somut olayda ise şikâyetçinin ATM'den para çekmek amacıyla kartı ile makinede işlem yapmaya başladığı sırada yardım istemesi üzerine sanığın yönlendirmesi ile şifresini kendisi yazdıktan sonra para çekme işlemi sırasında sanığın başka tuşlara basarak para verilmesini engelleyerek karttaki hesabın bloke olduğundan bahisle gerçek kart yerine başkasına ait kart verdiği, sanığın bu kartın kendisine verilmesine yönelik aldatıcı davranışlarda bulunmayıp, cihazda kalan kartı alarak bir başka kartla değiştirmesi nedeniyle eyleminin hırsızlık suçunu oluşturduğu gözetilmeden, dolandırıcılık suçundan hüküm kurulması…" isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 11.03.2014 gün ve 58702 sayı ile; "…Yüksek Daireniz ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve çözümlenmesi gereken uyuşmazlık, sanığın haksız suretle banka kartını elde ederek menfaat temin etmesi eyleminin aynı zamanda dolandırıcılık suçunu oluşturması hâlinde 5237 sayılı TCK'nun 44. maddesi gereğince fikri içtima şartlarının oluşup oluşmadığının belirlenmesine ilişkindir. Ayrıntıları Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 30.03.2010 gün ve 17-65, 06.07.2010 gün ve 51-162, 03.12.2013 gün ve 1569-575 sayılı kararlarında da açıklandığı üzere, TCK’nun 44. maddesinde düzenlenen farklı nev’iden fikri içtima kuralının uygulanabilmesi için failin işlediği fiilin tek olup bu fiille birden fazla fakat birbirinden farklı suçun işlenmesine sebebiyet vermesi ancak aynı zamanda neticeyi meydana getiren icra hareketlerinin de gerçekleşen suçlar bakımından ortak olması gerekecektir. İşte bu durumda fail hakkında bu suçlar için gösterilen en ağır ceza uygulanacaktır. Sanığın katılana ait banka kartının ATM'de sıkıştığından bahisle, başka bir kart vererek daha sonra katılanın banka kartı ile para çekmesi şeklinde gelişen eylemlerindeki amacın ve mağdurun aynı olması nedeniyle, olayda TCK'nun 44. maddesinde tanımlanan 'İşlediği bir fiil ile birden fazla farklı suçun oluşmasına sebebiyet verme hâli olan fikri içtimanın' mevcut olduğu, sanık hakkında 5237 sayılı TCK’nun 44. maddesinin uygulanması ve meydana gelen suçların en ağırından başka bir anlatımla TCK'nun 245/1. maddesine göre ceza verilmesi gerekmektedir. Bu nedenle sanık hakkında ayrıca dolandırıcılık suçundan mahkûmiyet kararı verilmesi isabetsizdir" düşüncesiyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur. CMK'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 8. Ceza Dairesince 26.03.2014 gün ve 7797-7841 sayı ile, itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. TÜRK MİLLETİ ADINA CEZA GENEL KURULU KARARI Sanık … hakkında resmî belgede sahtecilik suçundan verilen mahkûmiyet hükmü Özel Dairece onanmak suretiyle kesinleşmiş; banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması suçundan verilen mahkûmiyet hükmünün ise Özel Dairece etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanıp uygulanmaması bakımından bozulmasına karar verilmiş olup itirazın kapsamına göre inceleme, sanık hakkında dolandırıcılık suçundan kurulan mahkûmiyet hükmüyle sınırlı olarak yapılmıştır. Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın eyleminin, banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması suçunun yanında ayrıca dolandırıcılık suçunu da oluşturup oluşturmayacağı, bu bağlamda fikri içtima hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağının belirlenmesine ilişkindir. İncelenen dosya kapsamından; 28.07.2012 tarihli telefon inceleme tutanağında; katılana ait Nokia 6003 marka cep telefonuna 28.07.2012 günü saat 11.52'de Vakıflar Bankasından; "Başka banka ATM'sinden ***9934 nolu hesabınızdan 850.00 TL para çekme işlemi yapılmıştır. İşlem bilginiz dışındaysa 4440724'ü arayınız" şeklinde mesaj gönderildiğinin belirtildiği, 06.08.2012 tarihli CD inceleme tutanağında; 28.07.2012 günü saat 11.40 sıralarında katılanın bankamatiğe geldiği, sanık …’in yardım etme bahanesi ile katılanın kartını elinden alarak bankamatiğe yerleştirip işlem yaptığı, saat 11.42.42’de sanığın işleme son verip bankamatik kartını ATM cihazından aldıktan sonra diğer ATM cihazına yöneldikleri sırada katılanın sırtını dönmesini fırsat bilerek katılana ait elindeki kartı sol arka cebine koyduğu, diğer tarafa geçtiklerinde elinde ters tuttuğu kartı ATM cihazına sokarak işlem yapmaya çalıştığı, sanık ve katılanın ATM makinesinden para çekmeden ayrıldıkları, sanığın elinde ters tuttuğu banka kartını katılana verdiği, aynı gün saat 11.52 sıralarında sanığın Ziraat Bankası Salihli Şubesinin 3 numaralı ATM cihazına gelerek işlem yaptığı ve bankamatikten aldığı parayla birlikte ayrıldığı bilgilerine yer verildiği, 07.08.2012 tarihli fotoğraf teşhis tutanağında; katılanın, kendisine gösterilen üç adet fotoğraf arasından sanığı teşhis ettiğinin belirtildiği, Vakıfbank Salihli Şubesinin 17.08.2012 tarihli yazısında; katılan …'e ait bankamatik kartıyla ilgili 30.07.2012 tarihinde kayıp çalıntı girişi yapıldığının bildirildiği, 17.08.2012 tarihli yakalama ve muhafaza altına alma tutanağına göre; polis memurlarınca yakalanan sanığın üzerinden katılana ait Vakıfbank kartı, 11 adet farklı kişilere ait banka kartları ile sahte sürücü belgesi ve 1252,50 Lira ele geçirildiği, Salihli Devlet Hastanesinin 20.11.2012 tarihli sağlık kurulu raporunda; katılanın algılama yeteneğinin yaşına göre tam olduğunun mütalaa edildiği, Anlaşılmaktadır. Katılan aşamalarda; olay günü saat 11.30 sıralarında emekli maaşını çekmek için Vakıfbank ATM cihazının önüne geldiğini, banka kartını cihaza yerleştirdiği sırada sanığın yanına gelerek yardım etme teklifinde bulunduğunu, yardım talebini kabul etmesi üzerine sanığın kendisinden kartının şifresini girmesini istediğini, şifreyi yazdıktan sonra hesabında emekli maaşı olan 862 Lirayı gördüğünü, sanıktan 690 Lira çekmesini istediğini, sanığın bir kaç tuşa bastığını ancak para gelmemesi üzerine “Amca para gelmiyor, kartın bloke olmuş” diyerek kendisine bir kart verdiğini, kartı kontrol etmeden cebine koyup oradan ayrıldığını, sonrasında kartı kontrol ettiğinde Mehmet Ünal isminde başka bir kişiye ait olduğunu gördüğünü, cep telefonuna, hesabından 850 Lira para çekildiğine dair mesaj geldiğini, maddi zararının karşılanmadığını, şikâyetçi olduğunu ifade etmiştir. Sanık aşamalarda; suçlamayı kabul ettiğini, katılanın kendisinden yardım istemesi üzerine katılana ait banka kartını alıp işlem yapar gibi hareket ettikten sonra, kartın bloke olduğunu söyleyerek elinde bulunan başka bir kartı katılana verdiğini, sonrasında katılana ait kartla başka bir ATM cihazından 850 Lira para çektiğini, yakalandığında üzerinden çıkan parayla katılanın zararının karşılanmasını istediğini savunmuştur. Uyuşmazlığın sağlıklı bir şekilde çözüme kavuşturulabilmesi açısından banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması suçu ile fikri içtima kavramı ve bu bağlamda banka veya kredi kartının hukuka aykırı olarak ele geçirilmesinden sonra kullanılması eyleminin iki ayrı suç mu, yoksa fikri içtima hükümleri uyarınca tek suç mu olduğu üzerinde ayrıntısıyla durulmalıdır. Türk Ceza Kanununun hazırlanmasında esas alınan kural "gerçek içtima" olup, bu ilke uyarınca "kaç fiil varsa o kadar suç, kaç suç varsa o kadar ceza" söz konusudur. Nitekim Türkiye Büyük Millet Meclisi Adalet Komisyonu Raporunda; "Ceza hukukunun temel kurallarından birisi, 'kaç fiil varsa o kadar suç, kaç suç varsa o kadar ceza vardır' şeklinde ifade edilmektedir. Bunun istisnaları, suçların içtimaı bölümünde belirlenmiştir. Bu istisnalar dışında işlenen her bir suçla ilgili olarak ayrı ayrı cezaya hükmedilecektir. Böylece verilen her bir ceza, bağımsızlığını koruyacaktır" denilmektedir. Anılan kuralın istisnaları, Türk Ceza Kanununun birinci kitabının "Ceza Sorumluluğunun Esasları" başlıklı ikinci kısmının, "Suçların İçtimaı" başlığını taşıyan beşinci bölümünde bileşik suç, zincirleme suç ve fikri içtima maddelerinde düzenlenmiştir. TCK'nun 44. maddesinde "işlediği bir fiil ile birden fazla farklı suçun oluşmasına sebebiyet veren kişi, bunlardan en ağır cezayı gerektiren suçtan dolayı cezalandırılır" şeklinde farklı neviden fikri içtima müessesesi düzenlenmiştir. Kanun koyucu, gerçekleştirdiği bir fiille birden fazla farklı suçu işleyen failin, fiilinin tek olması nedeniyle en ağır ceza ile cezalandırılmasını yeterli görmüş, bu şekilde "non bis in idem" kuralı gereğince bir fiilden dolayı birden fazla cezalandırılmasının önüne geçilmesini amaçlamış, "erime sistemi"ni benimsemek suretiyle, bu suçlardan en ağır yaptırımı gerektiren suçtan dolayı ceza verilmesi ile yetinilmesini tercih etmiştir. Bu bağlamda tek fiil veya bir fiilden ne anlaşılması gerektiğinin de değerlendirilmesi gerekmektedir. Doğal anlamda gerçekleştirilen her bedensel eylem ayrı bir hareketi oluşturmakta ise de, hukuki manada hareketin tek olması ile ifade edilmek istenen husus, doğal anlamda birden fazla hareket bulunsa dahi, bu hareketlerin, hukuki nedenlerden dolayı değerlendirmede birlik oluşturması suretiyle tek hareket olarak kabulüdür. Fikri içtimada da, fiil ya da hareketin tek olması, doğal anlamda değil hukuksal anlamda tekliği ifade etmektedir. Bir kısım suçların işlenmesi sırasında doğal olarak birden fazla hareket yapılmakta ise de, ortaya konulan bu davranışlar, suçun kanuni tanımında yer alan hukuki anlamdaki tek bir fiili oluşturmaktadır. (Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 9. Baskı, Seçkin Yayınevi, Ankara, 2016, s. 492) Örneğin; failin mağduru birden fazla yumruk vurmak suretiyle yaralaması durumunda, failin birden fazla hareketi olmasına rağmen kastı bir kişiyi yaralamaya yönelik olduğundan ortada tek fiil ve neticesi ile birlikte tek suç vardır. 01.03.2006 gün ve 26095 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 5464 sayılı Banka Kartları ve Kredi Kartları Kanununun 3. maddesinde, banka kartının; "mevduat hesabı veya özel cari hesapların kullanımı dahil bankacılık hizmetlerinden yararlanmayı sağlayan kartı", kredi kartının; "nakit kullanımı gerekmeksizin mal ve hizmet alımı veya nakit çekme olanağı sağlayan basılı kartı veya fizikî varlığı bulunmayan kart numarasını", kart hamilinin; "banka kartı veya kredi kartı hizmetlerinden yararlanan gerçek veya tüzel kişiyi" ifade ettiği belirtilmiştir. Banka kartının mülkiyet hakkı bankaya, kullanım hakkı ise kart hamiline aittir. Banka kartına sahip olabilmek için, kart hamilinin öncelikle bankada bir mevduat hesabının veya özel cari hesabının bulunması gerekli olup, bu kart, kart hamilinin ATM cihazları üzerinden kendi hesabına ulaşmasını, hesabından para çekmesini, havale ve diğer bankacılık işlemlerini yapmasını sağlamaktadır. Kredi kartı ise, bankalar ve kart çıkarmaya yetkili kuruluşların müşterilerine belirli limitler dâhilinde açtıkları krediler ile nakit kullanmaksızın mal veya hizmet alımı veya nakit kredi çekme olanağı sağlamak için verdikleri ödeme aracıdır. 765 sayılı TCK’nda karşılığı bulunmayan "Banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması” suçu 5237 sayılı TCK’nun 245. maddesinde düzenlenmiştir. Anılan maddenin birinci fıkrasında; "Başkasına ait bir banka veya kredi kartını, her ne suretle olursa olsun ele geçiren veya elinde bulunduran kimse, kart sahibinin veya kartın kendisine verilmesi gereken kişinin rızası olmaksızın bunu kullanarak veya kullandırtarak kendisine veya başkasına yarar sağlarsa, üç yıldan altı yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır" denilmektedir. Maddenin gerekçesinde de; "Madde, banka veya kredi kartlarının hukuka aykırı olarak kullanılması suretiyle bankaların veya kredi sahiplerinin zarara sokulmasını, bu yolla çıkar sağlanmasını önlemek ve failleri cezalandırmak amacıyla kaleme alınmıştır" denilmek suretiyle bu suçun kanuna konulmasının amacı açıklanmıştır. Kanun maddesindeki düzenleme karşısında; a- Başkasına ait banka veya kredi kartının her ne suretle olursa olsun ele geçirilmesi veya elde bulundurulması, b- Kart sahibinin veya kartın kendisine verilmesi gereken kişinin rızası olmaksızın kartın kullanılması veya kullandırılması, c- Kişinin kendisine veya başkasına yarar sağlaması, Şartlarının birlikte gerçekleşmesi hâlinde TCK’nun 245/1. maddesinde yazılı olan suç oluşabilecektir. Banka veya kredi kartının hukuka aykırı olarak ele geçirilmesi durumunda, TCK'nun 245/1. maddesinde düzenlenen suçun yanında ayrıca başka bir suçun da oluşup oluşmayacağı hususunda öğretide; Mahmut Koca-İlhan Üzülmez; "Kanaatimizce 245. maddenin 1. fıkrasında bir bileşik suç durumu yoktur. Zira bileşik suçun varlığından söz edebilmek için bir suçun diğerinin unsuru veya nitelikli hali olduğunun kanunda açıkça gösterilmesi gerekir. Hâlbuki 245. maddenin 1. fıkrasında 'her ne suretle olursa olsun ele geçiren veya elinde bulunduran' ifadesiyle belli bir suç unsur olarak gösterilmiş değildir. Zira bu ifadenin içerisine kartın hırsızlık, dolandırıcılık, güveni kötüye kullanma, yağma, kaybolmuş veya hata sonucu ele geçmiş eşya üzerinde tasarruf suçları işlenmek suretiyle ele geçirilmesi gireceği gibi, herhangi bir suç işlenmeksizin mağdurun rızasıyla verdiği kartın bulundurulması da girmektedir. Bu itibarla 245. maddenin 1. fıkrasında herhangi bir suç unsur olarak zikredilmediği için kartın ele geçirilmesinin ayrıca suç teşkil ettiği hallerde, hem kartı ele geçirmek için işlenen suçun hem de 245. maddenin 1. fıkrasındaki suçun oluştuğunu kabul etmek ve kural olarak her bir suçtan dolayı ayrı ayrı cezaya hükmetmek gerekir. Kartın ele geçiriliş şeklinin başka suçları oluşturması halinde, bu suçlarla 245. maddenin 1. fıkrasındaki suçun fikri içtima ilişkisi içinde bulunduğunu söyleyebilmek için öncelikle kartın ele geçirilmesinin 245. maddenin 1. fıkrasındaki suçun hazırlık hareketi değil icra hareketi kapsamında olduğunu kabul etmek gerekir. Örneğin failin cebir ve tehditle bir başkasının kredi kartını alması halinde bu fiilin 245. maddenin 1. fıkrasındaki suçun icra hareketleriyle kısmen de olsa örtüştüğü kabul edilmelidir. Aksi takdirde, yani kartın ele geçirilmesinin 245. maddenin 1. fıkrasının unsurunu oluşturduğu kabul edilmediğinde, bir fikri içtima ilişkisinden söz etmek mümkün değildir. Biz kartın ele geçirilmesinin 245. maddenin 1. fıkrasının unsurunu oluşturmadığı kanaatinde olduğumuz için ele geçirmenin ayrı bir suçu oluşturması halinde bu suçlar arasında bir fikri içtima ilişkisinin olamayacağını düşünüyoruz" (Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, 4. Baskı, Adalet Yayınları, Ankara 2017, s. 859-860), Zeki Hafızoğulları-Muharrem Özen; "Kanun, kartın 'her ne suretle olursa olsun, ele geçirmesi veya elde bulundurulması' dediğinden, karta sahip olmanın sebebinin hukuka uygun veya aykırı olmasını aramamıştır. Kart hırsızlık, dolandırıcılıkla ele geçirilmiş olabileceği gibi, bir güven ilişkisinin sonucu olarak da elde edilmiş olabilir. Burada kartın ele geçirilmesi veya elde edilmesi fiilinin, ayrıca bir suç oluşturmasının, bu suçla bir ilişkisi bulunmamaktadır. Fail, bu halde, hem hukuka aykırı surette kartı ele geçirme veya elde etme fiilinden, hem kart sahibinin rızası bulunmaksızın kartı kullanma veya kullandırma ve bu suretle kendisine veya başkasına haksız bir çıkar sağlama fiilinden, kısacası her iki suçtan birden sorumlu olur. Ancak, kartı elde etme veya elde bulundurma fiili hukuka uygun olduğunda, kuşkusuz, fail, bu kez, sadece kart sahibinin rızası olmaksızın, yani hukuka aykırı olarak, kartı kullanma veya kullandırma ve bu suretle haksız yarar sağlanma fiilinden sorumlu olur. (Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler Topluma Karşı Suçlar, 2. Baskı, U S-A Yayınları, Ankara 2016, s. 463) Durmuş Tezcan-Mustafa Ruhan Erdem-R.Murat Önok; "Burada üzerinde durulması gereken sorun, kullanılması suretiyle haksız yarar elde edilen kartın ele geçiriliş biçimine göre, ayrıca dolandırıcılık, güveni kötüye kullanma, yağma, hırsızlık gibi başka bir suçun oluşup oluşmayacağıdır. Her ne kadar öğretide, böyle bir durumda kartın ele geçirilmesinin ilişkili olduğu suç ile birlikte, banka veya kredi kartının kötüye kullanılması suçundan dolayı da failin ayrıca cezalandırılması gerektiği ileri sürülmüş ise de, bize göre böyle bir durumda her iki suç arasında tüketen-tüketilen norm ilişkisi söz konusu olduğu için, yalnızca banka veya kredi kartının kullanılması suçundan dolayı failin cezalandırılması gerektiği düşüncesindeyiz" (Teorik ve Pratik Ceza Özel Hukuku, 15. Baskı, Seçkin Yayınları, Ankara 2017, s. 1020-1021), Şeklinde açıklamalarda bulunmuşlardır. Söz konusu suçun maddî unsurunun gerçekleşmesi bakımından banka veya kredi kartının ele geçirilmesinin veya elde bulundurulmasının hukuka uygun olup olmadığı veya suç teşkil edip etmediği önemli değildir. Kart, sahibinin rızası dışında ve/veya suç teşkil eden yöntemlerle elde edilmiş olabileceği gibi, sahibinin rızası ile ele geçirilmiş de olabilir. Her iki hâlde de diğer şartları varsa, banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması suçu oluşacaktır. Önemli olan, kartı kullanan kimsenin hukuka aykırı yarar elde etmiş olmasıdır. Ayrıntılarına Ceza Genel Kurulunun 30.03.2010 gün ve 17-65 sayılı kararında da yer verildiği gibi; 5237 sayılı TCK'nun 245/1. maddesinde düzenlenen banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması suçunun kanundaki düzenleniş şekli göz önüne alındığında bileşik suç olarak düzenlenmediği görülmektedir. Banka veya kredi kartının kötüye kullanılması suçu ile birlikte oluşabilecek diğer suçlara kanunda öngörülen ceza miktarları da, bu suçun bileşik suç olarak düzenlenmediğini açıkça ortaya koymaktadır. Bu nedenle, banka veya kredi kartının hukuka aykırı olarak ele geçirilmesi durumunda oluşabilecek hırsızlık, yağma, güveni kötüye kullanma, dolandırıcılık gibi suçlar ile banka veya kredi kartlarını kötüye kullanma suçu arasında gerçek içtima kuralı uygulanarak fail her bir suçtan ayrı ayrı cezalandırılmalıdır. Banka veya kredi kartının kanunlarda suç olarak düzenlenen eylemlerle ele geçirilmesi ve şartların varlığı hâlinde, TCK'nun 245/1. maddesindeki suçun yanında ayrıca hırsızlık, dolandırıcılık ya da yağma gibi suç oluşabileceği kabul edilmelidir. Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde; Sanığın, emekli maaşını çekmek için ATM cihazının önüne gelen katılana yardım edebileceği bahanesiyle katılanın kartın şifresini girmesini sağladıktan sonra, birtakım işlemler yapıp kartın bloke olduğunu söyleyerek elinde bulunan başka bir banka kartını katılana verdiği, katılanın sanıktan aldığı kartı kontrol etmeden cebine koyup oradan ayrıldığı, sanığın, katılana ait banka kartını bu şekilde ele geçirdikten sonra başka bir bankaya ait ATM cihazından katılanın hesabından 850 Lira çektiği olayda; sanığın ekonomik değeri bulunduğunda kuşku bulunmayan menkul mal niteliğindeki banka kartını katılanın rızası hilafına ele geçirmesi şeklindeki hukuka aykırı eyleminin ayrı bir suç oluşturduğu, akabinde ele geçirdiği bu banka kartı ile para çekmesi eyleminin de banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması suçunu oluşturduğu, başka bir ifadeyle sanığın banka kartını hukuka aykırı bir eylemle ele geçirmiş olması karşısında, banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması suçu ile kartı ele geçirirken işlenen hukuka aykırı eylem nedeniyle gerçek içtima kuralı uyarınca sanığın her bir suçtan ayrı ayrı cezalandırılması gerektiği kabul edilmelidir. Bu itibarla, TCK’nun 44. maddesi uyarınca fikri içtima hükümlerinin uygulanması gerektiğine ilişkin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazında isabet bulunmamaktadır. Çoğunluk görüşüne katılmayan üç Ceza Genel Kurulu Üyesi; "Fikri içtima hükümleri gereğince tek suç oluştuğundan itirazın kabulüne karar verilmesi gerektiği" düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır. Uyuşmazlık konusu bu şekilde çözümlendikten sonra, bir Ceza Genel Kurulu Üyesince, kredi kartının haksız olarak ele geçirilmesinin hırsızlık suçunu mu yoksa dolandırıcılık suçunu mu oluşturduğunun belirlenmesi gerektiğinin ileri sürülmesi üzerine, bu hususun değerlendirilmesinde; Uyuşmazlığın sağlıklı bir şekilde çözüme kavuşturulabilmesi açısından dolandırıcılık ve hırsızlık suçları üzerinde ayrıntısıyla durulmalıdır. 5237 sayılı TCK’nun “Dolandırıcılık” başlıklı 157. maddesinde; “Hileli davranışlarla bir kimseyi aldatıp, onun veya başkasının zararına olarak, kendisine veya başkasına bir yarar sağlayan kişiye bir yıldan beş yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezası verilir” şeklinde dolandırıcılık suçunun temel şekli düzenlenmiş olup 158. maddesinde ise suçun nitelikli hâlleri sayılmıştır. Dolandırıcılık suçunun maddi unsurunun hareket kısmı, 765 sayılı TCK’nun 503. maddesinde bir kimseyi kandırabilecek nitelikte hile ve desiseler yapma olmasına karşın, 5237 sayılı TCK’nun 157. maddesinde hileli davranışlarla bir kimseyi aldatma şeklinde ifade edilmiş, 765 sayılı Kanunda yer alan desise kavramına 5237 sayılı Kanunda yer verilmemiş ve hileye, desiseyi de kapsayacak şekilde geniş bir anlam yüklenmiştir. Malvarlığının yanında irade özgürlüğünün de korunduğu dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; 1) Failin bir takım hileli davranışlarda bulunması, 2) Hileli davranışların mağduru aldatabilecek nitelikte olması, 3) Failin hileli davranışlar sonucunda mağdurun veya başkasının aleyhine, kendisi veya başkası lehine haksız bir yarar sağlaması, Şartlarının birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir. Fail kendisi veya başkasına yarar sağlamak amacıyla bilerek ve isteyerek hileli davranışlar yapmalı, bu davranışlarla bir başkasına zarar vermeli, verilen zarar ile eylem arasında uygun nedensellik bağı bulunmalı ve zarar da, nesnel ölçüler göz önünde bulundurularak belirlenecek ekonomik bir zarar olmalıdır. Görüldüğü gibi, dolandırıcılık suçunu diğer malvarlığına karşı işlenen suç tiplerinden farklı kılan husus, aldatma temeline dayanan bir suç olmasıdır. Birden çok hukuki konusu olan bu suç işlenirken, sadece malvarlığı zarar görmemekte, mağdurun veya suçtan zarar görenin iradesi de hileli davranışlarla yanıltılmaktadır. Madde gerekçesinde de, aldatıcı nitelik taşıyan hareketlerle, kişiler arasındaki ilişkilerde var olması gereken iyiniyet ve güvenin bozulduğu, bu suretle kişinin irade serbestisinin etkilendiği ve irade özgürlüğünün ihlâl edildiği vurgulanmıştır. Hırsızlık suçu, 765 sayılı TCK’nun 491/ilk maddesinde; “diğerinin taşınabilir malını rızası olmaksızın faydalanmak için bulunduğu yerden alma”, 5237 sayılı TCK’nun 141/1. maddesinde; “Zilyedinin rızası olmadan başkasına ait taşınır bir malı, kendisine veya başkasına bir yarar sağlamak maksadıyla bulunduğu yerden alma” Olarak tanımlanmıştır. Görüldüğü gibi her iki kanunda da benzer şekilde tanımlanan hırsızlık suçu; başkasına ait taşınabilir bir malı sahibinin (zilyed) rızası olmaksızın faydalanmak kastı ile bulunduğu yerden almaktır. Dolandırıcılık ve Hırsızlık Suçlarının Farklarına gelince: Gerek öğretide gerekse yargı kararlarında bu suçlar arasındaki farklar ortaya konulmaya çalışılmıştır. Dolandırıcılık ve hırsızlık suçları arasında şu farkların bulunduğu söylenebilir: a-) Hırsızlık suçunda eşya, sahibinin (zilyedinin) rızası olmaksızın alınmasına karşın dolandırıcılık suçunda mal, sahibinin (zilyedin) rızasıyla teslim edilmektedir. Ancak bu rıza failin hileli davranışları ile elde edilmiş olup, geçerli bir rıza değildir. b-) Hırsızlık suçunun konusunu sadece taşınır mallar oluşturmasına karşın dolandırıcılığın konusunu taşınmaz mallar da oluşturabilir. c-) Hırsızlık suçunda yarar sağlama amacıyla hareket edilmesi başka bir anlatımla genel kastın yanında bu saikin de gerçekleşmesi gerekirken, dolandırıcılık suçunda böyle bir amaçla hareket edilmesine gerek bulunmamaktadır, zira kanun metninde failin suç işleme amacının ne olması gerektiği yazılmadığına göre failin fiilini bilerek ve isteyerek gerçekleştirmesi yeterlidir. Dolandırıcılık ve hırsızlık suçlarıyla ilgili bu genel açıklamalardan sonra somut olaydaki uyuşmazlığın çözümü açısından esasen her iki suç tipinin işlenmesi sırasında kullanılması mümkün olan hileli davranışların hangi hâlde dolandırıcılık suçunu oluşturacağı hususu üzerinde ayrıca durulmalıdır. Hileli davranışların sergilendiği her olay dolandırıcılık suçu olarak vasıflandırılamayacaktır. Hile başka bir suçun işlenmesinin kolaylaştırılması veya işlendikten sonra açığa çıkmasının önlenmesi amacıyla da kullanılabilir. Oysa dolandırıcılığın hareket unsuru olan hilenin, mağdurun irade ve rızasını elde etmeye yönelik olması gereklidir. Dolayısıyla dolandırıcılıkta kullanılan hile mağdurun kanmasını ve menfaati rızasıyla faile veya göstereceği kişiye teslim etmesini sağlayacak nitelikte olmalıdır. Dolandırıcılıkta mağdurun malı teslimde rızası vardır, fakat bu rıza hile kullanıldığı için sakatlanmıştır. Hileli davranışlar geçici de olsa rızai bir teslimi doğurmamış, bu bağlamda mal, failin el çabukluğu veya özel becerisi gibi maddi bir hareketiyle bulunduğu yerden alınmak suretiyle elde edilmiş ise eylem dolandırıcılık suçunu değil hırsızlık suçunu oluşturacaktır. Hırsızlık suçunun işlenmesinden önce kolaylaştırıcı unsur olarak hile kullanılması, suçun işleniş biçimi ve failin kasta dayalı kusurunun ağırlığı kapsamında TCK'nun 61. maddesi uyarınca temel cezanın belirlenmesinde dikkate alınabilecektir. Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde; Bir numaralı uyuşmazlık konusunda anlatıldığı şekilde gerçekleşen olayda; katılanın, banka kartını kendisine yardım talebinde bulunan sanığa hesabındaki parayı çekmesi için kısa süreliğine ve geri almak üzere teslim ettiği, sanığın el çabukluğuyla banka kartlarını değiştirdiğini fark etmeyen katılanın, kartının sanık tarafından kendisine iade edildiğini düşündüğü, dolayısıyla kartını geri aldığını sanan katılanın, kartının sanıkta kalmasına rızasının bulunmadığı, sanığın ekonomik değere sahip olduğunda kuşku bulunmayan menkul mal niteliğindeki banka kartını katılanın rızası hilafına ele geçirdiği, söz konusu banka kredi kartının mülkiyet veya zilyetlik hakkının, aldatılmış rızaya dayalı olsa bile katılan tarafından sanığa devredilmediği anlaşıldığından sanığın eyleminin hırsızlık suçunu oluşturduğu kabul edilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan üç Ceza Genel Kurulu Üyesi; "Sanığın banka kartını hukuka aykırı olarak ele geçirmesi eyleminin, dolandırıcılık suçunu oluşturduğu" düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; 1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE, 2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 10.04.2018 tarihinde yapılan müzakerede her iki uyuşmazlık yönünden oyçokluğuyla karar verildi.

Kartı elde ederken bulunan rıza ile kartı kullanırken aranan rıza aynı şart değildir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2012/1439 esas, 2014/104 karar ile 2014/412 esas, 2018/160 karar sayılı kararlarında, ele geçirmenin veya elde bulundurmanın hukuka uygun olmasının ya da suç oluşturmasının maddi unsur bakımından belirleyici olmadığını kabul etmiştir. Kart, sahibinin rızası dışında veya suç oluşturan bir yöntemle alınmış olabileceği gibi sahibinin rızasıyla da elde edilmiş olabilir. Diğer şartlar varsa suç oluşur. Kullanmanın veya kullandırmanın rızaya aykırı olması ve yarar sağlanması bu kabulün dışında bırakılmaz. Belirleyici olan, kartı kullanan kişinin hukuka aykırı yarar elde etmesidir.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2012/1439, K. 2014/104Kaynağı aç
Ceza Genel Kurulu         2012/1439 E.  ,  2014/104 K. "İçtihat Metni" Kararı veren Yargıtay Dairesi : 11. Ceza Dairesi Mahkemesi :Ağır Ceza Günü : 12.06.2006 Sayısı : 435 – 243 Sanık … hakkında nitelikli dolandırıcılık suçundan açılan kamu davasının yapılan yargılamasında, eylemin banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması suçunu oluşturduğunun kabulüyle 5237 sayılı TCK'nun 245/1, 35/2, 62 ve 63. maddeleri uyarınca 7 ay 15 gün hapis ve 240 Lira adli para cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna ilişkin, Antalya 3. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 12.06.2006 gün ve 435-243 sayılı hükmün, sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 11. Ceza Dairesince 30.03.2012 gün ve 9955 – 4495 sayı ile; “…Fikir ve eylem birliği içerisinde kimliği belirlenemeyen şahıslarla birlikte hareket eden sanığın, ATM’ye para çekmek için gelen müştekinin yanına yardım etme bahanesi ile gelerek şifreyi öğrenmeye çalışması ve cihaza müdahale ederek kartın sıkışmasını sağlaması üzerine olay yerinden yine yardım etme bahanesi ile tekrar müşteki ile birlikte ayrılıp diğer şahsı telefonla arayıp sıkışan kartı almasını bildirmesi sonucu, meçhul şahsın ATM’den kartı çıkartıp aldığı esnada olay yerinde bekleyen müştekinin eşi tarafından yakalanarak kartın geri alınmasından ibaret olayda henüz TCK'nun 245/1. maddesindeki kredi kartının kötüye kullanılması suçunun icrai hareketlerine başlanmamış olması nedeniyle gerçekleşen eylemin hırsızlığa teşebbüs suçunu oluşturduğu gözetilmeden suç vasfının tayininde yanılgıya düşülerek banka ve kredi kartının kötüye kullanılması suçuna teşebbüsten cezalandırılmasına karar verilmesi” isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 16.05.2012 gün ve 51846 sayı ile; “…TCK'nun 245/1. fıkrasında, ne şekilde ele geçirilmiş olursa olsun, başkasına ait bir banka veya kredi kartını elinde bulunduran kimsenin, kart sahibinin veya kartın kendisine verilmesi gereken kimsenin rızası olmaksızın, söz konusu kartı kullanarak veya kullandırtarak kendisine ya da bir başkasına çıkar sağlarsa cezalandıracağı yaptırıma bağlanmaktadır. Yasanın gerekçesinde, maddenin 'banka veya kredi kartlarının hukuka aykırı olarak kullanılması suretiyle bankaların veya kredi sahiplerinin zarara sokulmasını, bu yolla çıkar sağlanmasını önlemek ve failleri cezalandırmak amacıyla kaleme alınmıştır' demektedir. Dolayısıyla bu suç ile hırsızlık, dolandırıcılık, güveni kötüye kullanma ve sahtecilik suçlarının kredi kartları kullanılarak işlenmiş hali, özel olarak düzenleme altına alınmak istenmektedir. Ayrıca, yasanın ilk cümlesinde 'ne şekilde ele geçirilmiş olursa olsun' ibaresine yer verilerek, mağdura ait kartın nasıl ele geçirildiğinin bir öneminin olmadığı, önemli olanın mağdura ait olan banka kartının rızası halefine kullanılması veya buna teşebbüs edilmesinin amaçlandığı anlaşılmaktadır. Olayımızda ise, sanık … ve kimliği belirlenemeyen suç ortağı, mağdur …'in banka kartını ele geçirmek amacıyla, bankamatik önünde yardım etmek bahanesiyle müdahale etmiş, kartın ATM makinesine sıkışmasını sağlamış ve mağdur uzaklaştığında kartı makineden çıkartarak cebine sokmak isterken yakalanmıştır. Olayda sanığın amacı mağdurun kartını ele geçirip, öğrenmiş olduğu kart şifresiyle mağduru zarara sokmak olduğundan ve kredi kartlarıyla ilgili TCK'nun 245/1. maddesinde özel bir düzenleme getirildiğinden, sanığın eyleminin TCK'nun 245/1. maddesi kapsamında düşünülmesi gerektiği” görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurarak, Özel Daire bozma kararının kaldırılmasına ve yerel mahkeme hükmünün onanmasına karar verilmesi talebinde bulunmuştur. CMK'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 11. Ceza Dairesince 11.09.2012 gün ve 22287-14586 sayı ile, itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. TÜRK MİLLETİ ADINA CEZA GENEL KURULU KARARI Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; suç niteliğinin belirlenmesine ilişkindir. İncelenen dosya kapsamından; Alman uyruklu … ve Stefanie Heinzel isimli turistlerin Liman Caddesinde bulunan Türkiye Ekonomi Bankasının bankamatiğine para çekmeye gittikleri, bu sırada bankamatiğin yanında bulunan sanığın Euro parasının kalmadığını kendisinin de Euro çekeceğini, isterlerse aşağıda Yapı Kredi Bankasına ait bankamatiğin bulunduğunu, oradan Euro çekebileceklerini söylemesi üzerine sözü edilen yere gittikleri, bankamatiğe girdikten sonra arkalarından kimliği belirlenemeyen bir erkek şahısın geldiği ve sanığın yanına yaklaştığı, şikâyetçilerin kartı takıp şifreyi girdikleri sırada sanık ve yanındaki şahsın bankamatiğin tuşlarıyla oynamaları nedeniyle cihazın işlem yapmadığı ve kartı geri vermediği, sanığın şikâyetçi Andreas'e yardımcı olacağını bankaya giderek kartı geri alabileceklerini söylediği, şikâyetçi Stefanie'nin bankamatiğin yanında beklediği, sanık ve diğer şikâyetçinin Side'nin sokaklarında yürümeye başladıkları, o sırada sanığın cep telefonunun çaldığı ve bir süre telefonla görüştüğü, durumdan şüphelenen şikâyetçinin geri dönmek istediğini söylediği, yeniden bankamatiğin olduğu yere gittikleri, orada bulunan şikâyetçi Stefanie'nin bankamatiğe gelen bir şahsın önce telefonla görüştükten sonra cihazın tuşları ile oynayarak kartı cihazdan çıkardığını, cebine sokmaya çalıştığı sırada elinden aldığını söylediği, şikâyetçilerin kolluk görevlilerine haber vermek istemeleri üzerine sanık ile birlikte jandarma karakoluna geldikleri, Sanığın yakalanmasından sonra düzenlenen 13.07.2005 günlü olay ve yakalama tutanağında benzer tespitlerin yapıldığı, yargılama aşamasında dinlenen tutanak tanıklarının tutanak içeriğini tekrar ederek sanığın şikâyetçilerle birlikte saat 22.00 sularında karakola geldiğini ve şikayet üzerine yakalandığını belirttikleri, şikayetçilerin de tutanakla örtüşecek şekilde anlatımda bulundukları, Anlaşılmaktadır. Uyuşmazlık konusunun çözümüne yönelik olarak dolandırıcılık, hırsızlık ve banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması suçlarının kanuni unsurlarının incelenmesinde yarar bulunmaktadır. 5237 sayılı TCK'nun "Dolandırıcılık" başlıklı 157. maddesinde; "Hileli davranışlarla bir kimseyi aldatıp, onun veya başkasının zararına olarak, kendisine veya başkasına bir yarar sağlayan kişiye bir yıldan beş yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezası verilir" şeklinde dolandırıcılık suçunun temel şekli düzenlenmiş olup 158. maddesinde ise dolandırıcılık suçunun nitelikli halleri sayılmıştır. Dolandırıcılık suçunun maddi unsurunun hareket kısmı, 765 sayılı TCK’nun 503. maddesinde bir kimseyi kandırabilecek nitelikte hile ve desiseler yapmak olduğu halde, 5237 sayılı TCK’nun 157. maddesinde hileli davranışlarla bir kimseyi aldatmak şeklinde ifade edilmiş olup 765 sayılı TCK'da yer alan desise kavramına 5237 sayılı TCK'da yer verilmemiş ve hileye desiseyi de kapsayacak şekilde geniş bir anlam yüklenmiştir. Malvarlığının yanında irade özgürlüğünün de korunduğu dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; 1) Failin bir takım hileli davranışlarda bulunması, 2) Hileli davranışların mağduru aldatabilecek nitelikte olması, 3) Failin hileli davranışlar sonucunda mağdurun veya başkasının aleyhine, kendisi veya başkası lehine haksız bir yarar sağlaması, Şartlarının birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir. Fail kendisi veya başkasına yarar sağlamak amacıyla bilerek ve isteyerek hileli davranışlar yapmalı, bu davranışlarla bir başkasına zarar vermeli, verilen zarar ile eylem arasında uygun nedensellik bağı bulunmalı ve zarar da, nesnel ölçüler göz önünde bulundurularak belirlenecek ekonomik bir zarar olmalıdır. Görüldüğü gibi, dolandırıcılık suçunu diğer malvarlığına karşı işlenen suç tiplerinden farklı kılan husus, aldatma temeline dayanan bir suç olmasıdır. Birden çok hukuki konusu olan bu suç işlenirken, sadece malvarlığı zarar görmemekte, mağdurun veya suçtan zarar görenin iradesi de hileli davranışlarla yanıltılmakta ve bu yanıltılmanın etkisiyle eşyayı rızasıyla teslim etmektedir. Ancak bu rıza failin hileli davranışları ile elde edilmiş olup geçerli bir rıza değildir. 5237 sayılı TCK’nun 157. maddesinde yalnızca hileli davranıştan söz edilmiş olmasına göre, her türlü hileli davranışın dolandırıcılık suçunu oluşturup oluşturmayacağının belirlenmesi gerekmektedir. Yerleşmiş uygulamalar ve öğretideki baskın görüşlere göre ortaya konulan ilkeler gözönünde bulundurulduğunda; hile, karşısındakini aldatan, yanılgıya düşüren, düzen, dolap, oyun, entrika ve bunun gibi her türlü eylem olarak kabul edilebilir. Bu eylemler bir gösteriş biçiminde olabileceği gibi, gizli davranışlar olarak da ortaya çıkabilir. Hukuki işlemlerde, sözleşmelerde bir kişi mücerret yalan söyleyerek diğerini aldatmış bulunuyorsa bu basit şekildeki aldatma, dolandırıcılık suçunun oluşumuna yetmeyecektir. Yapılan yalan açıklamaların dolandırıcılık suçunun hileli davranış unsurunu oluşturabilmesi için, bu açıklamaların doğruluğunu kabul ettirebilecek, böylece muhatabın inceleme eğilimini etkisiz bırakabilecek yoğunluk ve güçte olması ve gerektiğinde yalana bir takım dış hareketlerin eklenmiş bulunması gerekir. 765 sayılı TCK’nun 491/ilk maddesinde; "Diğerinin taşınabilir malını rızası olmaksızın faydalanmak için bulunduğu yerden alma" şeklinde tanımlanan hırsızlık suçunun temel hali, 5237 sayılı TCK’nun 141/1. maddesinde ise; "Zilyedinin rızası olmadan başkasına ait taşınır bir malı, kendisine veya başkasına bir yarar sağlamak maksadıyla bulunduğu yerden alma" olarak tanımlanmış, suçun nitelikli halleri ise aynı kanunun 142. maddesinde sayılmıştır. Her iki kanunda da benzer şekilde tanımlanan hırsızlık suçu; başkasına ait taşınabilir bir malı sahibinin (zilyed) rızası olmaksızın faydalanmak kastı ile bulunduğu yerden almaktır. Öte yandan, banka kartı; 01.03.2006 gün ve 26095 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 5464 sayılı Banka ve Kredi Kartları Kanununun 3. maddesinde, “mevduat hesabı veya özel cari hesapların kullanımı dahil bankacılık hizmetlerinden yararlanmayı sağlayan kart” olarak tanımlanmış, kredi kartının, nakit kullanımı gerekmeksizin mal ve hizmet alımı veya nakit çekme imkanı sağlayan basılı kartı veya fiziki varlığı bulunmayan kart numarasını ifade ettiği belirtilmiştir. Banka kartında mülkiyet bankaya, kullanım hakkı ise kart hamiline ait olmaktadır. Anılan kanunda kart hamilinin; banka kartı veya kredi kartı hizmetlerinden yararlanan gerçek ya da tüzel kişi olduğu belirtilmektedir. Banka kartına sahip olabilmek için, kart hamilinin öncelikle bankada bir mevduat hesabının veya özel cari hesabının bulunması gerekli olup, bu kart, kart hamiline ATM’ler üzerinden kendi hesabına ulaşmayı, hesabından para çekmeyi, havale ve diğer bankacılık işlemleri yapmayı sağlamaktadır. 765 sayılı TCK’nda karşılığı bulunmayan “Banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması” suçu 5237 sayılı TCK’nun "Topluma Karşı Suçlar" başlıklı Üçüncü Kısmının, bilişim alanında suçlara ayrılan onuncu bölümünde 245. maddede düzenlenmiştir. Anılan maddenin birinci fıkrasında; “Başkasına ait bir banka veya kredi kartını, her ne suretle olursa olsun ele geçiren veya elinde bulunduran kimse, kart sahibinin veya kartın kendisine verilmesi gereken kişinin rızası olmaksızın bunu kullanarak veya kullandırtarak kendisine veya başkasına yarar sağlarsa, üç yıldan altı yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır” denilmektedir. Maddenin gerekçesinde de; “Madde, banka veya kredi kartlarının hukuka aykırı olarak kullanılması suretiyle bankaların veya kredi sahiplerinin zarara sokulmasını, bu yolla çıkar sağlanmasını önlemek ve failleri cezalandırmak amacıyla kaleme alınmıştır” denilmek suretiyle bu suçun kanuna konulmasının amacı (ratio legis) açıklanmıştır. Kanun maddesindeki düzenleme karşısında; a- Başkasına ait banka veya kredi kartının her ne suretle olursa olsun ele geçirilmesi veya elde bulundurulması, b- Kart sahibinin veya kartın kendisine verilmesi gereken kişinin rızası olmaksızın kartın kullanılması veya kullandırılması, c- Kişinin kendisine veya başkasına yarar sağlaması, Şartlarının birlikte gerçekleşmesi halinde TCK’nun 245/1. maddesinde yazılı olan suç oluşabilecektir. TCK’nun 245/1. maddesinde yer alan “her ne suretle olursa olsun” ifadesi ile banka veya kredi kartının kanunlarda suç oluşturmayan eylemlerle ele geçirilmesi kastedilmektedir. Bu düzenleme ile kanun koyucu, banka ya da kredi kartının failin eline hukuka uygun yollardan geçmesi halinde doğabilecek tereddütleri gidermek istemiş ve bu ele geçirme hukuka uygun olsa bile banka ve kredi kartlarının kötüye kullanılmasını yaptırıma bağlamıştır. (Fahri Gökçen Taner, “Banka veya Kredi Kartlarının Kötüye Kullanılması Suçu Bir Bileşik Suç mudur?”, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Yıl: 2007, Cilt 56, Sayı 2, s.80) Bununla birlikte, söz konusu suçun maddî unsurunun gerçekleşmesi bakımından banka veya kredi kartının ele geçirilmesinin veya elde bulundurulmasının hukuka uygun olup olmadığı veya suç teşkil edip etmediği önemli değildir. Kart, sahibinin rızası dışında ve/veya suç teşkil eden yöntemlerle elde edilmiş olabileceği gibi, sahibinin rızası ile ele geçirilmiş de olabilir. Her iki halde de inceleme konusu suç, diğer şartları da varsa oluşacaktır. Önemli olan, kartı kullanan kimsenin hukuka aykırı yarar elde etmiş olmasıdır. Hukuka aykırı yarar, kredi kartıyla alışveriş yapılması, para çekilmesi ya da veri iletim ağlarında kartın kullanılması yoluyla veya diğer bir başka yolla elde edilmiş olabilir. Ancak banka veya kredi kartının kanunlarda suç olarak düzenlenen eylemlerle ele geçirilmesi ve şartların varlığı halinde, TCK'nun 245/1. maddesindeki suçun yanında ayrıca hırsızlık ya da yağma gibi suçlar da oluşabilecektir. Ayrıntılarına Ceza Genel Kurulunun 30.03.2010 gün ve 17-65 sayılı kararında da yer verildiği gibi; 5237 sayılı TCK'nun 245/1. maddesinde düzenlenen banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması suçunun kanundaki düzenleniş şekli gözönüne alındığında bileşik suç olarak düzenlenmediği görülmektedir. Banka veya kredi kartının kötüye kullanılması suçu ile birlikte oluşabilecek diğer suçlara kanunda öngörülen ceza miktarları da, bu suçun bileşik suç olarak düzenlenmediğini açıkça ortaya koymaktadır. Bu nedenle, banka veya kredi kartının hukuka aykırı olarak ele geçirilmesi durumunda oluşabilecek hırsızlık, yağma, güveni kötüye kullanma, dolandırıcılık gibi suçlar ile banka veya kredi kartlarını kötüye kullanma suçu arasında gerçek içtima kuralı uygulanarak fail her bir suçtan ayrı ayrı cezalandırılmalıdır. (Veli Özer Özbek, Banka veya Kredi Kartlarının Kötüye Kullanılması Suçu, Bilişim Hukuku Konferansı, Yargıtay Başkanlığı, 2008, s.108; Fahri Gökçen TANER, “Banka veya Kredi Kartlarının Kötüye Kullanılması Suçu Bir Bileşik Suç mudur?”, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Yıl: 2007, Cilt 56, Sayı 2, s. 80) Diğer taraftan, 5237 sayılı TCK'nun 35. maddesinde belirtilen teşebbüs, failin işlemeyi amaçladığı bir suçun elverişli hareketlerle doğrudan doğruya icraya başlayıp da elinde olmayan nedenlerle sonuca ulaşamaması halidir. Aynı kanunun 245. maddesinde tanımlanan banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması suçu da, teşebbüse elverişli olan suçlardandır. Bu suç, haksız yararın elde edilmesiyle tamamlanacak, bu aşamaya kadar gerçekleştirilen ancak failin elinde olmayan nedenlerle tamamlanamayan suçtan dolayı fail teşebbüs hükümleri gereğince sorumlu olacaktır. Ne var ki söz konusu suçun maddî unsurunun varlığından söz edilebilmesi için başkasına ait bir kartın her ne surette olursa olsun ele geçirilmesi yetmeyecektir. Bu kartın ilgilinin rızasına aykırı olarak kullanılmasına veya kullandırılmasına yönelik davranışlarda da bulunulması gerekecektir. Dolayısıyla, yolda bulduğu bir cüzdanı alarak başkasına ait bir kartı ele geçirmiş olan kişi, bu kartı kullanmaya veya kullandırmaya yönelik başkaca bir davranışı yoksa, TCK'nun 245/1. maddesinde öngörülen suça teşebbüsten cezalandırılamayacaktır. Bununla birlikte, kart kullanılmış ancak yarar sağlanamamışsa suç teşebbüs aşamasında kalacaktır. Suç, fail kendisine veya başkasına yarar sağladığında, başka bir deyişle söz konusu yarar failin tasarruf alanına girdiğinde tamamlanacaktır. Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde; Şikâyetçilerin suça konu banka kartını rızalarıyla sanığa teslim etmeleri sözkonusu olmadığından, eylemin dolandırıcılık suçunu oluşturmadığı sabittir. Kimliği belirlenemeyen kişilerle birlikte hareket eden sanığın şikâyetçilere ait banka kartını almak için Türk Ekonomi Bankasının bankamatiğinde EURO kalmadığını belirterek onları Yapı Kredi Bankasına yönlendirmesi, sözü edilen bankaya ait bankamatikte cihaza müdahale ederek kartın sıkışmasını sağlaması, olay yerinden yine yardım etme bahanesi ile şikâyetçi Andreas ile birlikte ayrılıp diğer şahısla telefonla görüşerek sıkışan kartı almasını bildirmesi sonucunda, kimliği belirlenemeyen kişinin bankamatikten kartı çıkartıp aldığı sırada olay yerinde bekleyen diğer şikâyetçi Stefanie tarafından yakalanarak kartın geri alınması şeklinde gerçekleşen olayda, banka kartı henüz sanıkların hakimiyet alanına girmeden şikâyetçi tarafından geri alındığından ve kartın henüz ilgilinin rızasına aykırı olarak kullanılmasına veya kullandırılmasına yönelik davranışlarda bulunulmadığından, TCK'nun 245/1. maddesindeki banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması suçunun icrai hareketlerine başlanmadığı ve bu suçun yalnızca hazırlık hareketlerinin gerçekleştirildiği görülmektedir. Ancak o ana kadar gerçekleşen ve banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması suçunu henüz oluşturmayan eylemin, hırsızlık suç tipine uyduğu, ancak tamamlanamaması nedeniyle teşebbüs aşamasında kaldığı kabul edilmelidir. Bu itibarla, Özel Daire bozma kararı isabetli olduğundan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan Genel Kurul Üyesi …; "TCK'nın 245/1. maddesinde başkasına ait bir banka veya kredi kartını, her ne suretle olursa olsun ele geçiren veya elinde bulunduran kimsenin, kart sahibinin veya kartın kendisine verilmesi gereken kişinin rızası olmaksızın bunu kullanarak veya kullandırtarak kendisine veya başkasına yarar sağlaması cezalandırılmıştır. Maddenin bu hükmüne göre banka ya da kredi kartlarının her ne suretle olursa olsun ele geçirilmesi veya elde bulundurulması değil, bunların, sahibinin rızası olmaksızın kullanılması ya da kullandırtılması suçun icra hareketlerini oluşturmaktadır. Kartın ele geçirilmesi ya da kişide bulunması, bir yerde, sahipsiz bulmak suretiyle olabileceği gibi, kart sahibinin vermesi, ondan çalınması suretiyle de olabilir. Buradaki ele geçirme, bir yerde sahipsiz bulmak suretiyle sağlanmış ise, hiçbir suçu oluşturmazken, sahibinin elinden rıza dışında almak ya da diğer deyişle, zilyetliğin rıza dışı elde edilmesi suretiyle gerçekleşmiş ise hırsızlık, hile ile gerçekleşmiş ise dolandırıcılık suçuna teşebbüs niteliği taşıyabilir. Kartın ele geçirilmesi veya bulundurulması, 245/1. maddedeki suçun, "kullanma veya kullandırtma" olarak tarif edilen icra hareketlerine yönelmiş hazırlık hareketleri niteliğindeyken, hırsızlık veya dolandırıcılık suçları bakımından eylemin bu suçlara teşebbüs oluşturmasını sonuçlayabilir. Ele geçirilen veya bulundurulan kartla maddi yarar temin edildiyse TCK'nın 245/1. maddesindeki suç oluşurken, henüz yarar sağlanamaması halinde, kartın ele geçirilmesi başka bir kısım suçlara teşebbüs olarak değerlendirilebilecektir. Bu tür kartların ele geçirilmesi sahibinin rızası dışında olmuşsa, kartın nesne olarak mali ve ekonomik değeri olmaması nedeniyle, hırsızlık ya da dolandırıcılık suçunun unsurları oluşmayacak, ancak, kullanıldığında elde edilecek para şeklindeki yararın temini için elverişli hareketlerle doğrudan doğruya icraya başlama olarak kabul edilebilecektir. İncelemeye konu dosyada, şikayetçi Alman uyruklu … ve tanık eşi Stefanie Heinzel'in tatillerini Antalya Side turistik beldesinde geçirmek amacıyla suç tarihinde ülkemizde turist olarak bulundukları, Side'de bulunan Türkiye Ekonomi Bankasına ait ATM'den para çekmek istediklerinde daha önce hiç tanımadıkları sanık … Mercan'ın "bu ATM.de "euro" parasının kalmadığını, kendisinin de euro çekmek için geldiğini, biraz ileride Yapı Kredi Bankasına ait ATM'nin bulunduğunu, buradan para çekebileceklerini söyleyip, bu duruma inanan şikayetçileri Yapı Kredi Bankası ATM'sine götürdüğü, arkalarında tanımadıkları bir erkek kişinin de bulunduğu, bu arada sanığın bu kişiyle yakınlaştığı, bu iki kişinin müdahalesi ile ATM.nin işlem yapmadığı ve mağdura ait kartı vermediği, sanığın müştekiye yönelik aldatma ve hile içerikli faaliyetlerine devamla, onu bankaya götürmek ve kartını almak vaadiyle yanına alarak banka şubesine doğru götürdüğü, diğer suç faili arkadaşının ATM' de sıkışan kartı çıkarıp cebine sokmaya çalıştığı, tanık Stefanie'nin bu kişiye müdahale ederek kartı elinden aldığı anlaşılmaktadır. Sanığın diğer arkadaşı ile birlikte, maddi ve ekonomik değeri olmayan banka kartını müştekiye hile uygulamak suretiyle ele geçirmeye çalışması eyleminin, kartın zilyetliğinin rıza dışında doğrudan alınmasının söz konusu olmaması nedeniyle hırsızlık değil; TCK'nın 157. maddesinde "hileli davranışlarla bir kimseyi aldatıp, onun veya başkasının zararına olarak, kendisine veya başkasına bir yarar sağlama" olarak tanımlanan dolandırıcılık suçuna ilişkin araç niteliği taşıyan banka kartının ele geçirmeye teşebbüs olarak nitelenebileceği ve ATM'den para çekmek üzere cihaza sokulan kartın çıkarılamaması nedeniyle düşülen zor durumdan yararlanmak ve onu banka şubesine yönlendirerek kartı temin ve dolandırmak amaçlı olarak hileye maruz bırakma biçimindeki eylemde, aynı Kanunun 158/b bendinde yer alan "Kişinin içinde bulunduğu tehlikeli durum veya zor şartlardan yararlanmak suretiyle" dolandırıcılık suçuna teşebbüs hükümlerinin uygulanması gerektiği kanaatinde olduğumuzdan, sayın çoğunluğun eylemin hırsızlık suçuna teşebbüs oluşturacağı yönündeki düşüncesine katılamamaktayız" düşüncesiyle itirazın değişik gerekçe ile kabul edilmesi gerektiğinden bahisle karşı oy kullanmıştır. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; 1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE, 2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 04.03.2014 günlü müzakerede oyçokluğuyla karar verildi.

Hukuka aykırı yarar, kredi kartıyla alışveriş yapılması, para çekilmesi, veri iletim ağlarında kartın kullanılması veya başka bir yol ile doğabilir. Kartın ele geçirilmiş olması yetmez. İlgilinin rızasına aykırı biçimde kartın kullanılmasına veya kullandırılmasına yönelen davranış da gerekir.

Yolda bulduğu cüzdan yoluyla başkasına ait karta ulaşan kişi, bu kartı kullanmaya veya kullandırmaya yönelik ek bir davranış göstermemişse birinci fıkradaki suça teşebbüsten cezalandırılamaz. Sınır, kullanma veya kullandırma yönündeki ek davranışın bulunmaması hâline ilişkindir.

Tamamlanma, teşebbüs ve hazırlık hareketi

Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2012/1439 esas ve 2014/104 karar sayılı kararında teşebbüs, failin amaçladığı suça elverişli hareketlerle doğrudan icraya başlamasına karşın elinde olmayan bir nedenle sonucu elde edememesi olarak açıklanmıştır. Aynı kararda banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması suçu teşebbüse elverişli kabul edilmiştir. Suç, haksız yarar elde edilince tamamlanır. Bu noktadan önce gerçekleşip failin elinde olmayan nedenle tamamlanamayan fiilde teşebbüs hükümleri uygulanır.

Kart kullanılmış olmasına rağmen yarar sağlanamamışsa suç teşebbüs aşamasında kalır. Fail kendisine veya başkasına yarar sağladığında, başka bir anlatımla yarar failin tasarruf alanına girdiğinde suç tamamlanır. Yararın hangi ekonomik işlemle doğacağı tek bir yola bağlı değildir.

Aynı kararda banka kartı, sanıkların hâkimiyet alanına girmeden geri alınmıştır. Rızaya aykırı kullanma veya kullandırma yönünde bir davranış da başlamamıştır. Kurul, birinci fıkradaki suçun icra hareketlerine geçilmediğini ve yalnızca hazırlık hareketlerinin gerçekleştiğini kabul etmiştir. O ana kadar gerçekleşen ve kart suçunu henüz oluşturmayan eylem hırsızlığa uymuş, tamamlanamadığı için teşebbüs aşamasında kalmıştır.

Şikâyetçiler kartı rızalarıyla sanığa vermediğinden, incelenen eylem dolandırıcılık olarak nitelendirilmemiştir. Kurul, eylemin birinci fıkraya teşebbüs sayılmamasına ilişkin bozmayı isabetli bulmuştur. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine ve dosyanın mahalline gönderilmek üzere tevdiine 04.03.2014 günlü müzakerede oyçokluğuyla karar verilmiştir. Sonuç, yeni bir mahkûmiyet cezası kurmaz.

Sahte kartın üretilmesi ve kullanılması

İkinci fıkra, başkalarına ait banka hesaplarıyla bağlantı kurularak meydana getirilen sahte banka veya kredi kartını konu alır. Üretmek, satmak, devretmek, satın almak ve kabul etmek seçimlik fiillerdir; bunlardan birinin yapılması yeterlidir. Fıkrada ayrıca yarar elde edilmesi aranmaz. Hapis cezası üç yıldan yedi yıla kadardır. Adlî para cezası onbin güne kadar öngörülür.

Üçüncü fıkra, sahte olarak oluşturulan veya üzerinde sahtecilik yapılan kartın kullanılmasına bağlanır. Failin kendisine ya da başkasına yarar sağlaması gerekir. Fiil daha ağır cezayı gerektiren başka bir suç oluşturmuyorsa hapis dört yıldan sekiz yıla kadar belirlenir ve beşbin güne kadar adlî para cezası uygulanır. Daha ağır suç kaydı yalnız bu fıkraya aittir; ikinci fıkradaki seçimlik fiillere taşınmaz.

Bileşik suç sayılmaması ve suçların içtimaı

Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2012/1439 esas, 2014/104 karar ile 2014/412 esas, 2018/160 karar sayılı kararlarında, birinci fıkradaki suçun kanundaki düzenleniş biçimi göz önüne alındığında bileşik suç olmadığı kabul edilmiştir. Kart suçuyla birlikte oluşabilecek diğer suçlara kanunda öngörülen cezalar da bu kabulün gerekçeleri arasında gösterilmiştir.

Kart hukuka aykırı bir eylemle ele geçirildiğinde hırsızlık, yağma, güveni kötüye kullanma veya dolandırıcılık oluşabilir. Bu suçlar ile kartın kötüye kullanılması arasında gerçek içtima uygulanır ve fail her suçtan ayrı ayrı cezalandırılır. Kart, kanunlarda suç sayılan bir eylemle alınmış ve şartlar varsa, birinci fıkradaki suçun yanında hırsızlık, dolandırıcılık veya yağma da oluşabilir.

5237 sayılı Kanun'un 44. maddesi, işlenen bir fiilin birden fazla farklı suç oluşturması hâlinde failin en ağır cezayı gerektiren suçtan cezalandırılacağını düzenler. Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2014/412 esas ve 2018/160 karar sayılı kararında, bu madde uyarınca fikri içtima uygulanması gerektiği yolundaki itiraz isabetli bulunmamıştır. İnceleme sanık hakkındaki dolandırıcılık mahkûmiyetiyle sınırlıdır. Resmî belgede sahtecilik mahkûmiyeti özel dairece onanarak kesinleşmiştir. Kart suçundan verilen mahkûmiyet ise etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağı yönünden bozulmuştur. Kurul, etkin pişmanlığın şartlarını veya bozulan mahkûmiyetin yeni cezasını bu kararla belirlememiştir.

5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 44Kaynağı aç
Madde 44- (1) İşlediği bir fiil ile birden fazla farklı suçun oluşmasına sebebiyet veren kişi, bunlardan en ağır cezayı gerektiren suçtan dolayı cezalandırılır. ÜÇÜNCÜ KISIM Yaptırımlar BİRİNCİ BÖLÜM Cezalar Cezalar

Kurul, itirazın reddine ve dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine her iki uyuşmazlık yönünden oyçokluğuyla karar vermiştir. Üç üye, fikri içtima nedeniyle tek suç oluştuğu ve itirazın kabul edilmesi gerektiği gerekçesiyle karşı oy kullanmıştır. Üç üye de kartın hukuka aykırı ele geçirilmesinin dolandırıcılık oluşturduğu görüşüyle karşı oy kullanmıştır. Karşı oylar çoğunluğun sonucunu değiştirmez. Sonuç bölümü hırsızlık veya 245. madde üzerinden yeni bir mahkûmiyet kurmaz.

Gerekçede, ekonomik değeri bulunan menkul mal niteliğindeki banka kartının katılanın rızası hilafına ele geçirilmesi ayrı bir suç, ardından bu kartla para çekilmesi ise kartın kötüye kullanılması suçu kabul edilmiştir. Gerçek içtima uyarınca her bir suçtan ayrı cezalandırma gerektiği belirtilmiştir. Bu kabul, incelenen olaya ilişkin gerekçedir.

Hırsızlık ile dolandırıcılık arasındaki ölçü

5237 sayılı Kanun'un 141. maddesinin birinci fıkrasına göre, zilyedin rızası olmaksızın başkasına ait taşınır malı kendisi veya başkası için yarar sağlamak amacıyla bulunduğu yerden alan kişiye bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası verilir. Dolandırıcılığın temel şekli 157. maddede düzenlenir. Hileli davranışlarla bir kimseyi aldatıp onun veya başkasının zararına kendisine veya başkasına yarar sağlayan kişiye bir yıldan beş yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezası verilir. Bu ceza, kartın kötüye kullanılması suçunun cezası değildir. 158. maddede suçun nitelikli hâlleri sayılır.

5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 141Kaynağı aç
Madde 141- (1) Zilyedinin rızası olmadan başkasına ait taşınır bir malı, kendisine veya başkasına bir yarar sağlamak maksadıyla bulunduğu yerden alan kimseye bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası verilir. (2) (Mülga: 2/7/2012-6352/105 md.) Nitelikli hırsızlık[64]

Dolandırıcılık için failin hileli davranışlarda bulunması, bu davranışların mağduru aldatabilecek nitelikte olması ve mağdurun ya da başkasının aleyhine, fail veya başkası lehine haksız yarar sağlanması birlikte aranır. Hilenin, mağdurun iradesini ve rızasını elde etmeye yönelik olması gerekir.

Hırsızlıkta eşya zilyedin rızası olmaksızın alınır. Dolandırıcılıkta mal zilyedin rızasıyla teslim edilir; ancak bu rıza hileyle sağlandığından geçerli bir rıza değildir. Hileli davranış geçici de olsa rızaya dayalı teslim yaratmamış, mal failin el çabukluğu veya özel becerisi gibi maddi bir hareketle bulunduğu yerden alınmışsa eylem dolandırıcılık değil hırsızlık oluşturur. Hırsızlıktan önce kolaylaştırıcı hile, suçun işleniş biçimi ve kasta dayalı kusurun ağırlığı kapsamında 61. madde uyarınca temel cezanın belirlenmesinde dikkate alınabilir. Bu ifade zorunlu bir artırım kurmaz.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2014/412 esas ve 2018/160 karar sayılı kararında çoğunluk, incelenen olayda kartın zilyetliğinin aldatılmış rızaya dayalı olarak sanığa devredilmediğini ve ele geçirme eyleminin hırsızlık suçunu oluşturduğunu kabul etmiştir. Bu vasıflandırma o olayın gerekçesine özgüdür ve sonuç bölümünde hırsızlıktan yeni bir mahkûmiyet kurulmamıştır. 2012/1439 esas ve 2014/104 karar sayılı kararda da kartın rızayla teslim edilmemesi, eylemin dolandırıcılık sayılmamasının gerekçesidir.

Kartın niteliği ve düzenlemenin amacı

5464 sayılı Banka Kartları ve Kredi Kartları Kanunu'nun 3. maddesi banka kartını, mevduat ve özel cari hesapların kullanılması da dahil bankacılık hizmetlerine erişimi sağlayan kart olarak tanımlar. Kredi kartı tanımı basılı kartı ve fizikî varlığı bulunmayan kart numarasını kapsar. Her iki biçim, nakit kullanılmadan mal ve hizmet alınmasına veya nakit çekilmesine olanak verir. Kart hamili, bu hizmetlerden yararlanan gerçek kişi olabileceği gibi tüzel kişi de olabilir. Kanun, 01.03.2006 günlü ve 26095 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.

Banka kartının mülkiyeti bankaya, kullanma hakkı ise hamile aittir. Kartın edinilebilmesi için hamilin önce mevduat hesabı veya özel cari hesabı bulunmalıdır. Kart, hamilin ATM üzerinden hesabına ulaşmasını, para çekmesini, havale yapmasını ve diğer bankacılık işlemlerini gerçekleştirmesini sağlar. Kredi kartı, bankalar ile kart çıkarmaya yetkili kuruluşların müşterilerine belirli limitler dahilinde açtıkları kredi sayesinde nakit kullanmadan mal veya hizmet alma ya da nakit kredi çekme olanağı tanımak üzere verdikleri ödeme aracıdır.

Bu suçun 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nda karşılığı yoktur. Düzenleme 5237 sayılı Kanun'un 245. maddesindedir. Gerekçe, bankalar ile kredi sahiplerinin kartın hukuka aykırı kullanımı nedeniyle zarara uğramasının ve bu yolla çıkar elde edilmesinin önlenmesini, faillerin de cezalandırılmasını amaç olarak açıklar.

Belirli yakınlar hakkında ceza verilmemesi

Birinci fıkradaki suç, maddede yazılı yakınların zararına işlenirse ilgili akraba hakkında cezaya hükmolunmaz. Haklarında ayrılık kararı verilmemiş eşler bu kapsamdadır. Üstsoy, altsoy, bu derecedeki kayın hısımları, evlat edinen ve evlatlık da hükme dahildir. Kardeşler bakımından aynı konutta beraber yaşama şartı aranır. Sonuç, birinci fıkradaki suç ve metindeki akraba şartlarıyla sınırlıdır.

Etkin pişmanlık ve tüzel kişi tedbiri

Birinci fıkra kapsamındaki fiiller hakkında 5237 sayılı Kanun'un malvarlığına karşı suçlara ilişkin etkin pişmanlık hükümleri uygulanır. Beşinci fıkra indirimin oranını, zamanını ve şeklini kendisi yazmaz; başka hükümlere yollama yapar. Yollama birinci fıkra kapsamındaki fiillere ilişkindir. İkinci ve üçüncü fıkralar için bu fıkrada ayrıca bir uygulama cümlesi yoktur.

246. madde, bölümde yer alan bir suçun işlenmesiyle haksız menfaati sağlanan tüzel kişi hakkında, tüzel kişilere özgü güvenlik tedbirlerine hükmedileceğini düzenler. Hüküm bölümdeki suçları kapsayacak biçimde yazılmıştır. Tedbirin türü maddede sıralanmaz.

5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 246Kaynağı aç
Madde 246- (1) Bu bölümde yer alan suçların işlenmesi suretiyle yararına haksız menfaat sağlanan tüzel kişiler hakkında bunlara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunur. DÖRDÜNCÜ KISIM Millete ve Devlete Karşı Suçlar ve Son Hükümler BİRİNCİ BÖLÜM Kamu İdaresinin Güvenilirliğine ve İşleyişine Karşı Suçlar Zimmet

Hükmün açıklanmasının geri bırakılması

Birinci fıkrada hapis alt sınırı üç yıl, ikinci fıkrada üç yıl, üçüncü fıkrada dört yıldır. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 231. maddesine göre, hükmolunan ceza iki yıl veya daha az süreli hapis ya da adlî para cezası ise mahkeme hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verebilir. Uzlaşmaya ilişkin hükümler saklıdır. Bu saklı tutma, 245. maddedeki suçun uzlaştırma kapsamında olup olmadığını düzenlemez. Şartlar gerçekleşse bile karar verilmesi zorunlu tutulmamıştır.

5271 sayılı CEZA MUHAKEMESİ KANUNU m. 231Kaynağı aç
Madde 231 – (1) Duruşma sonunda, 232 nci maddede belirtilen esaslara göre duruşma tutanağına geçirilen hüküm fıkrası okunarak gerekçesi ana çizgileriyle anlatılır. (2) Hazır bulunan sanığa ayrıca başvurabileceği kanun yolları, mercii ve süresi bildirilir. (3) Beraat eden sanığa, tazminat isteyebileceği bir hâl varsa bu da bildirilir. (4) Hüküm fıkrası herkes tarafından ayakta dinlenir. (5) (Ek: 6/12/2006-5560/23 md.) (Değişik:2/3/2024-7499/15 md.) Sanığa yüklenen suçtan dolayı yapılan yargılama sonunda hükmolunan ceza, iki yıl veya daha az süreli hapis veya adlî para cezası ise; mahkemece, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilir. Uzlaşmaya ilişkin hükümler saklıdır. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, müsadereye ilişkin hükümler hariç, kurulan hükmün sanık hakkında bir hukukî sonuç doğurmamasını ifade eder. (6) (Ek: 6/12/2006-5560/23 md.) (Değişik:2/3/2024-7499/15 md.) Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilmesi için;[77] a) Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm olmamış bulunması, b) Mahkemece, sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları göz önünde bulundurularak yeniden suç işlemeyeceği hususunda kanaate varılması, c) Suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın; aynen iade, suçtan önceki hâle getirme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesi, gerekir. (7) (Ek: 6/12/2006-5560/23 md.) (Değişik:2/3/2024-7499/15 md.) Açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilen hükümde, mahkûm olunan hapis cezası ertelenemez ve kısa süreli olması hâlinde seçenek yaptırımlara çevrilemez. (8) (Ek: 6/12/2006-5560/23 md.) (Değişik:2/3/2024-7499/15 md.) Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının verilmesi hâlinde sanık, beş yıl süreyle denetim süresine tâbi tutulur. Denetim süresi içinde, kişi hakkında kasıtlı bir suç nedeniyle bir daha hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilemez. Bu süre içinde bir yıldan fazla olmamak üzere mahkemenin belirleyeceği süreyle, sanığın denetimli serbestlik tedbiri olarak; a) Bir meslek veya sanat sahibi olmaması hâlinde, meslek veya sanat sahibi olmasını sağlamak amacıyla bir eğitim programına devam etmesine, b) Bir meslek veya sanat sahibi olması hâlinde, bir kamu kurumunda veya özel olarak aynı meslek veya sanatı icra eden bir başkasının gözetimi altında ücret karşılığında çalıştırılmasına, c) Belli yerlere gitmekten yasaklanmasına, belli yerlere devam etmek hususunda yükümlü kılınmasına ya da takdir edilecek başka yükümlülüğü yerine getirmesine, karar verilebilir. Denetim süresi içinde dava zamanaşımı durur. (9) (Ek: 6/12/2006-5560/23 md.) (Değişik:2/3/2024-7499/15 md.) Altıncı fıkranın (c) bendinde belirtilen koşulu derhal yerine getiremediği takdirde; sanık hakkında mağdura veya kamuya verdiği zararı denetim süresince aylık taksitler hâlinde ödemek suretiyle tamamen gidermesi koşuluyla da hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilebilir. (10) (Ek: 6/12/2006-5560/23 md.) (Değişik:2/3/2024-7499/15 md.) Denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlenmediği ve denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere uygun davranıldığı takdirde, açıklanması geri bırakılan hüküm ortadan kaldırılarak, davanın düşmesi kararı verilir. (11) (Ek: 6/12/2006-5560/23 md.) (Değişik:2/3/2024-7499/15 md.) Denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlemesi veya denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere aykırı davranması hâlinde, mahkeme hükmü açıklar. Ancak mahkeme, kendisine yüklenen yükümlülükleri yerine getiremeyen sanığın durumunu değerlendirerek; cezanın yarısına kadar belirleyeceği bir kısmının infaz edilmemesine ya da koşullarının varlığı hâlinde hükümdeki hapis cezasının ertelenmesine veya seçenek yaptırımlara çevrilmesine karar vererek yeni bir mahkûmiyet hükmü kurabilir. Açıklanan veya yeni kurulan hükme itiraz edilebilir. İtiraz mercii ancak bu fıkradaki koşullarla sınırlı olarak bir değerlendirme yapabilir. (12) (Değişik:2/3/2024-7499/15 md.) 272 nci maddenin üçüncü fıkrası hükümleri saklı kalmak üzere, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına karşı istinaf yoluna başvurulabilir. Bölge adliye mahkemesi tarafından verilen kararlar hakkında 286 ncı madde hükümleri uygulanır. 272 nci maddenin üçüncü fıkrası hükümleri saklı kalmak üzere, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının ilk derece mahkemesi sıfatıyla bölge adliye mahkemesi veya Yargıtay tarafından verilmesi hâlinde temyiz yoluna gidilebilir. İstinaf ve temyiz yolunda karar ve hüküm, usul ve esasa ilişkin hukuka aykırılıklar yönünden incelenir. (13) (Ek: 6/12/2006-5560/23 md.) (Değişik:2/3/2024-7499/15 md.) Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı, bunlara mahsus bir sisteme kaydedilir. Bu kayıtlar, ancak bir soruşturma veya kovuşturmayla bağlantılı olarak Cumhuriyet savcısı, hâkim veya mahkeme tarafından istenmesi hâlinde, bu maddede belirtilen amaç için kullanılabilir. (14) (Değişik:2/3/2024-7499/15 md.) Bu maddenin hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin hükümleri, Anayasanın 174 üncü maddesinde koruma altına alınan inkılâp kanunlarında yer alan suçlarla ilgili olarak uygulanmaz. Hükmün gerekçesi ve hüküm fıkrasının içereceği hususlar

Geri bırakma, müsadere hükümleri dışında, kurulan hükmün sanık hakkında hukuki sonuç doğurmaması anlamına gelir. Karar verilebilmesi için sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm olmaması gerekir. Mahkeme, kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları değerlendirerek sanığın yeniden suç işlemeyeceği kanaatine varmalıdır. Mağdurun veya kamunun zararı aynen iade, suçtan önceki hâle getirme ya da tazmin yoluyla tamamen giderilmelidir. Üç şart birlikte aranır.

Zarar hemen giderilemezse, sanığın mağdura veya kamuya verdiği zararı denetim süresince aylık taksitlerle tamamen gidermesi koşuluyla da geri bırakma kararı verilebilir. Taksit imkânı ihtiyaridir ve zararın eksiksiz giderilmesine bağlıdır.

Açıklanması geri bırakılan hükümdeki hapis cezası ertelenemez. Kısa süreli olması hâlinde seçenek yaptırıma da çevrilemez. Sanık beş yıl süreyle denetime tabi tutulur. Denetim süresi içinde kasıtlı bir suç nedeniyle aynı kişi hakkında yeniden geri bırakma kararı verilemez. Yasak, denetim süresi içindeki kasıtlı suç nedenine bağlanır. Denetim süresi boyunca dava zamanaşımı durur.

Mahkeme, beş yıllık sürenin içinde kalmak ve bir yılı aşmamak üzere belirleyeceği süre için denetimli serbestlik tedbirine karar verebilir. Sanık meslek veya sanat sahibi değilse, meslek veya sanat edinmesini sağlamak amacıyla bir eğitim programına devam etmesine mahkemece karar verilebilir. Meslek veya sanat sahibi olan sanık, bir kamu kurumunda ya da aynı meslek veya sanatı icra eden bir kişinin gözetimi altında ücret karşılığında çalıştırılabilir. Belli yerlere gitmenin yasaklanması, belli yerlere devam yükümlülüğü veya mahkemenin takdir edeceği başka bir yükümlülük de mümkündür. Bu tedbirler her sanık hakkında zorunlu değildir.

Denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlenmemesi ve denetimli serbestlik yükümlülüklerine uyulması hâlinde, açıklanması geri bırakılan hüküm ortadan kaldırılarak davanın düşmesine karar verilir. Kasten yeni bir suç işlenmesi veya yükümlülüklere aykırı davranılması hâlinde mahkeme hükmü açıklar. Yükümlülüklerini yerine getiremeyen sanığın durumunu değerlendirerek cezanın yarısına kadar bir kısmının infaz edilmemesine ya da koşulları varsa hapis cezasının ertelenmesine veya seçenek yaptırımlara çevrilmesine karar verip yeni bir mahkûmiyet hükmü kurabilir. Yeni hüküm kurmak, indirimi veya ertelemeyi zorunlu kılmaz.

Açıklanan veya yeni kurulan hükme itiraz edilebilir. İtiraz mercii ancak ilgili fıkradaki koşullarla sınırlı değerlendirme yapabilir. 272. maddenin üçüncü fıkrası saklı kalmak üzere geri bırakma kararına karşı istinaf yoluna başvurulabilir. Bölge adliye mahkemesinin kararları hakkında 286. madde uygulanır. Aynı saklı tutmayla, karar ilk derece mahkemesi sıfatıyla bölge adliye mahkemesi veya Yargıtay tarafından verilmişse temyiz yoluna gidilebilir. İstinaf ve temyizde karar ve hüküm, usule ve esasa ilişkin hukuka aykırılıklar yönünden incelenir.

Geri bırakma kararı buna mahsus bir sisteme kaydedilir. Kayıtlar ancak soruşturma veya kovuşturmayla bağlantılı olarak Cumhuriyet savcısı, hâkim veya mahkeme istemesi hâlinde ve maddede belirtilen amaçla kullanılabilir. Geri bırakmaya ilişkin hükümler, Anayasa'nın 174. maddesinde koruma altına alınan inkılap kanunlarında yer alan suçlarda uygulanmaz.

Sık sorulan sorular

Banka veya kredi kartını kötüye kullanmanın cezası nedir?

Başkasına ait kartın rıza dışında kullanılması veya kullandırılmasıyla yarar sağlanırsa ceza üç yıldan altı yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezasıdır. Sahte kartı üretme, satma, devretme, satın alma veya kabul etme üç yıldan yedi yıla kadar hapis ve onbin güne kadar adlî para cezasını gerektirir. Sahte veya üzerinde sahtecilik yapılan kart kullanılarak yarar sağlanırsa ve fiil daha ağır bir suç oluşturmuyorsa ceza dört yıldan sekiz yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezasıdır.

Kart ele geçirilmiş fakat kullanılmamışsa suç tamamlanır mı?

Hayır. Tamamlanma, kartın rıza olmaksızın kullanılmasına veya kullandırılmasına ve yarar sağlanmasına bağlıdır. Ele geçirme yetmez; kullanmaya veya kullandırmaya yönelen davranış yoksa teşebbüs de oluşmaz. Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2012/1439 esas ve 2014/104 karar sayılı kararında kart, sanıkların hâkimiyetine girmeden geri alındığı ve kullanım davranışı başlamadığı için icraya geçilmediği, yalnızca hazırlık hareketinin gerçekleştiği kabul edilmiştir.

Kart kullanıldığı hâlde yarar sağlanamazsa ne olur?

Suç teşebbüs aşamasında kalır. Tamamlanma, failin kendisine veya başkasına yarar sağlamasına ve bu yararın failin tasarruf alanına girmesine bağlıdır. Elverişli icra hareketlerine rağmen failin elinde olmayan nedenle suç tamamlanamazsa teşebbüs hükümleri uygulanır.

Sahte kredi kartı üretmek için yarar sağlamak gerekir mi?

Hayır. Başkalarının banka hesaplarıyla ilişkilendirilerek sahte kart üretmek, satmak, devretmek, satın almak veya kabul etmek, yarar şartı aranmadan cezalandırılır. Sahte oluşturulan veya üzerinde sahtecilik yapılan kartın kullanılmasına bağlanan ceza ise yarar sağlanması hâline yazılır.

İzinsiz ele geçirilen kartla para çekmek tek suç mudur?

Kart hukuka aykırı bir eylemle ele geçirilmiş ve şartlar oluşmuşsa, ele geçirme sırasında oluşabilecek suç ile kartın kötüye kullanılması arasında gerçek içtima uygulanarak ayrı cezalandırma kabul edilmiştir. Aynı fiilden doğan birden fazla suçta yalnızca en ağır cezayı gerektiren suçun uygulanması yolundaki itiraz, 2014/412 esas ve 2018/160 karar sayılı kararda isabetli bulunmamıştır.

Eşin kartını izinsiz kullanmak cezasız mıdır?

Birinci fıkradaki suç, haklarında ayrılık kararı verilmemiş eşlerden birinin zararına işlenirse ilgili eş hakkında cezaya hükmolunmaz. Üstsoy veya altsoy, bu derecedeki kayın hısımları, evlat edinen ve evlatlık da aynı sonuca tabidir. Kardeşler bakımından aynı konutta beraber yaşama şartı aranır. Hüküm, birinci fıkradaki suç ve metindeki akraba şartlarıyla sınırlıdır.

Hükmün açıklanmasının geri bırakılması hangi cezaya uygulanabilir?

Hükmolunan ceza iki yıl veya daha az süreli hapis ya da adlî para cezası ise mahkeme bu kararı verebilir. Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm olmaması, yeniden suç işlemeyeceği kanaati ve zararın tamamen giderilmesi gerekir. Karar zorunlu değildir. Açıklanması geri bırakılan hükümdeki hapis cezası ertelenemez ve kısa süreliyse seçenek yaptırıma çevrilemez.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu